• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kayseri : 2 °C
  • Ankara : 4 °C
  • İstanbul : 16 °C

"2002'de büyük bir adım attık"

"2002'de büyük bir adım attık"
Chicago Küresel İlişkiler Konseyi’nde “Türkiye’nin Ekonomik ve Dış Politika Öncelikleri” başlıklı bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin hemen her küresel meselede önemli bir aktör olduğuna ve tüm dünyada ekonomik krizlerin yaşandığı bir dönemde
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendisinden Türkiye’nin dış politikası ve ekonomik öncelikleriyle ilgili konuşması talep edildiğini kaydederek, “Bunu, Türkiye’ye ve Türkiye’nin seçimlerine olan ilginin artması olarak yorumluyorum. Ve gerçekten de hem ekonomik hem de politik açıdan Türkiye son zamanlarda uluslararası toplantılarda ön sıralarda yer almıştır” dedi.

“TÜRKİYE, ULUSLARARASI TOPLUMLARA ARTI DEĞER KAZANDIRMAKTADIR”

Avrupa’yı saran ekonomik krize rağmen Türkiye’nin, Çin’in hemen ardından dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ekonomisi olarak ön plana çıktığını ve doğal olarak da bu durumun, birçok kişinin, Türkiye’nin ekonomi politikası ve önceliklerine ilgi duymasına yol açtığını belirten Cumhurbaşkanı Gül, dış politika alanında da Türkiye’nin gözle görülür bir rol oynamadığı neredeyse hiçbir küresel konunun kalmadığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Gül, “Hakikaten, Irak’tan Suriye ve Afganistan’a, Somali ve İran’dan Arap Baharı’na ve sürdürülebilir kalkınmadan, medeniyetler arası diyaloğa kadar Türkiye, uluslararası toplumlara bir artı değer kazandırmaktadır” dedi. Konuşmasında, “Fakat aslında bu, yeni bir olgu sayılır” diyen Cumhurbaşkanı Gül, yıllarca Türkiye'nin, NATO ittifakının sadık bir kanat ülkesi ve müttefiki olarak görüldüğüne dikkati çekerek, o zamanlar da birçok kişinin Türkiye'nin potansiyelini gördüğünü ancak ülkenin o dönemdeki yurt içi ve bölgesel problemlerinden dolayı bu potansiyel gücü kullanıp kullanamayacağını sorguladığını belirtti.

“2002’DE SİYASİ İSTİKRAR YOLUNDA BÜYÜK BİR ADIM ATTIK”

Cumhurbaşkanı Gül, “Onları haklı çıkarırcasına, çok uzak değil on yıl öncesine kadar, gerçekten de siyasi istikrarsızlık ve ekonomik kriz konusunda endişe duymaktaydık. O zamanlardan bu zamana ne değişti de bu kadar kısa bir sürede Türkiye günümüzün bölgesel bir güç merkezi haline geldi. Öncelikle, Amerika'da denildiği gibi, siyaset yereldir. Bu nedenle ilgi odağı olmamıza neden olan bu yolculuğumuz aslında Türkiye içerisinde başladı. 2002'de siyasi istikrar yolunda büyük bir adım attık ve o zamandan beri bu istikrar devam etmektedir. Ama siyasi istikrarla aynı zamanda daha güçlü bir Türkiye vizyonu oluştu ve bu vizyonun hayata geçirilmesi adına kesin bir yükümlülüğümüz olduğunu hissettik. Biz ilk olarak kendimize inandık ve geniş bir coğrafyada potansiyelimizin iyiliğin güçlü bir simgesi olacağını düşündük” dedi.

“TÜRKİYE OLARAK CESUR REFORMLAR GERÇEKLEŞTİRDİK”

Cumhurbaşkanı Gül, bu doğrultuda, demokratik ve ekonomik gelişimlerinin önünde engel teşkil edebilecek sorunları ortadan kaldırmak için cesur reformları hayata geçirdiklerini, öncelikle yasal standartları güncellediklerini vurguladı. Sonrasında, istikrarlı büyümenin yolunu açan ekonomik alanda yapısal reformlar gerçekleştirdiklerini ve ilerleyen günlerde karşılaşma ihtimalleri olan krizlerle başa çıkabilmek için gerekli güvenlik duvarını sağladıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, ayrıca güvenlik uğruna yıllarca feda edilen toplumdaki özgürlüklerin kapsamını genişlettiklerini aktardı.

“GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜK ARASINDAKİ DENGEYİ, ÖZGÜRLÜK LEHİNE OLACAK ŞEKİLDE YENİDEN DÜZENLEDİK”

Cumhurbaşkanı Gül, “Diğer bir deyişle, güvenlik ve özgürlükler arasındaki dengeyi, özgürlük lehine olacak şekilde yeniden düzenledik. Bunu yaparken de gücümüzü insanlarımızdan ve onların daha iyi işleyen bir demokrasiye olan taleplerinden aldık. AB üyeliği perspektifinden de büyük fayda sağladık” diye konuştu. Sonuç olarak, on yıldan az bir sürede gayrisafi millî hasılayı üç katına çıkarabildiklerini ve bu şekilde Türkiye'nin dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi olmasını sağladıklarını dile getiren Gül, siyasi arenada, asker-sivil ilişkilerini düzenleme açısından önemli adımlar attıklarını, toplumun her bölümünde sosyal ve kültürel hak eşitliğini teminat altına aldıklarını ve azınlıkların sorunlarına özel ilgi gösterdiklerini bildirdi.

“KONUMUMUZ, BİRÇOK OYUNCU İLE AYNI ANDA İLETİŞİM KURABİLMEMİZİ SAĞLAYAN BİR MERKEZ ÜSSÜDÜR”

Tüm bu reformların Türkiye'nin dönüşmesini sağladığını ve Türkiye’nin canlı bir demokrasiye sahip olurken aynı zamanda kendisiyle barışık daha istikrarlı bir topluma sahip olduğunu da belirten Cumhurbaşkanı Gül, aynı anlayışla, Türkiye'nin dış çevresini de farklı bir ışık altında görmeye başladığını kaydederek, “Coğrafi bölgemizi ve tarihimizi bir tür kötü kader veya dezavantajlar bölgesi olarak görmekten vazgeçtik. Aksine, bulunduğumuz konumun, birden çok oyuncu ile aynı anda iletişim kurabilmemizi sağlayan birçok bölgenin merkez üssü olduğunu düşünmeye başladık” dedi.

“İŞ BİRLİĞİ VE DİYALOG İLE BU BÖLGE ORTAK BARIŞ VE REFAH BÖLGESİ OLABİLİR”

Türkiye’nin sayısız toplumlarla olan benzersiz bağlarını, kendilerine tarihî, kültürel ve her yöne doğru kavramsal derinlik sağlayan stratejik kazançlar olarak gördüklerini belirten Cumhurbaşkanı Gül, “Biz, iş birliği ve karşılıklı diyalog yoluyla bu bölgenin çatışma bölgesinden çıkarak, ortak barış ve refah bölgesi olabileceğine inanmaktayız ve bunun sonucunda bölgede bulunan tüm uluslara bir ‘barış payı’ sunmayı hedefliyoruz” dedi.

“EKONOMİK VE POLİTİK AÇIDAN GÜÇLENDİĞİMİZ ÖLÇÜDE DIŞ POLİTİKADA DA AKTİF HALE GELDİK”

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Gül, “Böyle bir politika izlememizi, elbette ülkemizin büyüyen ekonomisi ve ilerleyen demokrasimiz kolaylaştırdı. Diğer bir deyişle, ekonomik ve politik açıdan kendi ulusumuzda ne kadar güçlendiysek, dış politikamızda da o denli aktif hale geldik ve kendimize olan güvenimiz arttı. Bu bağlamda kendi bölgemiz ve ötesindeki ülkelere ulaşmayı başardık. Daha uzaktaki komşu ülkelerle tesis ettiğimiz diyalog yoluyla, siyasi uzlaşma alanlarımızı genişletmeye çalıştık, ekonomik dayanışmayı zenginleştirdik ve kültürel ve sosyal anlayıştan oluşan köprüler inşa ettik. Bu kadar iddialı bir politikayla ilgili kesin yargılara varmak için tabii ki on yıl kısa bir süredir. Ama şimdiden hatırı sayılır ölçüde yol katettiğimizi görebiliyoruz. Sadece komşularımızla bile, son on yıl içerisinde ticari hacmimizi dörde katlamış durumdayız. Birçok olayda, ülke olarak barışı sağlamak ve uzlaşma sağlamak açısından etkili bir rol oynadık. Örneğin Afganistan ve Pakistan arasında iş birliği oluşturmak adına ortak bir platform oluşturma çabalarımız veya Bosna-Hersek ve Sırbistan arasında iş birliği sağlama doğrultusunda gösterdiğimiz gayretler şimdiden meyvelerini vermeye başlamıştır” dedi.

“MÜSLÜMAN COĞRAFYADAKİ OLUMLU GELİŞMELER TARİHÎ BİR DÖNÜŞÜMÜN İLK BÖLÜMÜDÜR”

Cumhurbaşkanı Gül, ancak daha da önemlisinin, etraflarındaki birçok ülke için başarı örneği oluşturduklarını ve aynı yönde çalışmalar yürütmeleri için esin kaynağı olduklarını belirtti. Örnek ülke olmanın yanında, olası her türlü platformda demokratik reformlar için istikrarlı çağrılarda bulunmayı ihmal etmediklerini de vurgulayan Gül, şöyle konuştu: “Örneğin, 2003 yılında İslam Konferansı Organizasyonu Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda Tahran’da yaptığım konuşma, muhtemelen İslam dünyası için kendi uluslarını düzene sokmaları için yapılan ilk üst düzey çağrıydı. O dönemde hukuk devleti, hesap verebilirlik, cinsiyet eşitliği ve insan haklarına saygı konusunda yaptığım vurgular, birçok kişiye aşırı gelmiş olabilir. Ama şimdi Müslüman coğrafyada bu değerlerin varlıklarını hissettirmeye başladığını görüyorum. Tüm bunları söylerken, son on yılın tabii ki tamamen pembe bir tablo olduğu düşünülmemelidir. Öncelikle, kendimiz ve bölgemiz için isteklerimizi tam olarak gerçekleştirmek adına daha çok yol katetmemiz gerektiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu gelişmeler, tarihî bir dönüşümün ilk bölümü olarak görülebilir. Ama iyi bir başlangıç yaptığımızı söyleyebiliriz.”

“TÜRKİYE EKSEN DEĞİŞTİRMEDİ; DEĞİŞEN, BİZİM İCRAATLARIMIZ VE AKSANIMIZ”

Cumhurbaşkanı Gül, ikincil olarak, bu yolda yürürken, kendi arkadaşları ve rakipleri tarafından sürekli olarak gereğinden fazla hırslı, bağımsız ve hatta farklı olmakla ağır şekilde eleştirildiklerini belirterek, “Hepiniz eminim, bir ya da iki yıl öncesinde siyaset uzmanlarının sorduğu ‘Türkiye’yi kim kaybetti?’ veya ‘Türkiye nereye gidiyor?’ gibi soruları hatırlıyorsunuzdur. Gerçekten de eksen kayması argümanları yakın zamana kadar Türkiye ile ilgili müzakerelerin ana temasıydı. Bu sorulara olan cevabım ise ‘Türkiye eksen değiştirmedi; değişen, bizim icraatlarımız ve aksanımız’ şeklinde olmuştur” dedi.

“TÜRKİYE’NİN EKSENİ HÜR DÜNYA İLE PAYLAŞTIĞIMIZ DEĞERLERE BAĞLIDIR”

Konuşmasında, “Türkiye’nin ekseni sabittir, çünkü eksenimiz hür dünya ile paylaştığımız değerlere bağlıdır. Fakat yaşadığımız bölgeye istikrar ve refah getirmek amacıyla yürüttüğümüz faaliyetlerde daha kararlı ve kendine güvenen bir yapıya sahip olduk. Bu kararlılığımız, sadece kendimiz için değil, aynı zamanda diğer uluslar için de özgürlük, demokrasi ve mesuliyet alabilme konusunda yaptığımız söylemlerimizde de açıkça görülmektedir” diyen Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin bu yolculukta kendi başına yol almak istemediğini kaydederek, “Tam tersine bizimle çalışmaya gönüllü olan herkesle birlikte aktif birer ortak olarak çalışmayı istiyoruz. Hatta temel hedefimiz her zaman, etkin bir çok taraflılık sağlamak olmuştur''dedi.

Bu maksatla, Türkiye olarak 2009 ve 2010 yıllarında BM Güvenlik Konseyi'nin üyeliğini yaptıklarını ve bu merkezi foruma artı değer katmak için çaba gösterdiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, bundan dolayı G-20 zirvesinin bu düzeye yükselmesini aktif biçimde desteklediklerini ve hala AB üyeliğini stratejik bir hedef gördüklerini, ABD ile olan model ortaklığın ilerlemesine de son derece büyük önem atfettiklerini kaydetti.

“SON ÜÇ YILDA YURT DIŞINDA KIRKTAN FAZLA YENİ MİSYON AÇTIK”

Cumhurbaşkanı Gül, “Dış politikamız ve yükümlülüklerimizin genişleyen ufkunu desteklemek için ayrıca diplomatik ağımızı da genişletiyoruz. Son üç yılda, dünyadaki diğer ülkeler ekonomik krizden dolayı diplomatik misyonlarının sayısını azaltırken biz yurt dışında kırktan fazla yeni misyon açtık. Sadece Afrika'da bile bu senenin sonuna kadar 34 yeni elçilik açmış olacağız. Oysa ki 2009 yılında bölgedeki elçiliklerimizin sayısı yalnızca 12 idi” diye konuştu.

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Gül, uluslararası toplumun ortak hedeflerine Türkiye'nin artı değer kattığı konulardan Afganistan'a değinerek, bunun, dün sona eren Şikago’daki NATO Zirvesi’nin en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu belirtti.

“TÜRKİYE AFGANİSTAN’DAKİ EN KAPSAMLI DESTEK PROGRAMINI YÜRÜTMEKTEDİR”

Cumhurbaşkanı Gül, uluslararası toplumun bu ülkeyle ilgilenmeye başladığı 2001'den beri, Afganistan'ın güvenliğinin takviye edilmesi ve yeniden yapılandırılması konusunda Türkiye'nin her zaman önemli rol oynadığını belirtti.

Ülkemizin, son 10 yıldır, yaklaşık 2 bin Türk askeri ile Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'nü (ISAF) birçok kez komuta ettiğini, ayrıca Vardak ve Cevizcan'da iki ayrı, “Eyalet Yeniden Yapılandırma Ekibi” oluşturduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, “Velhasıl, Türkiye, ekonomi projeleri, insani yardımlar ve kapasite inşası programları ile Afganistan'da şu ana dek en kapsamlı destek programını yürütmektedir. Ve şu anda mevcut uluslararası askerî birliklerin geri çekilmesi konusu görüşülmeye başlanmışken, Afganistan'la bağlantılarımızı koparmayacağımızı ve olabilecek her şekilde desteğimizi sürdüreceğimizi kesin bir dille ifade etmek isteriz” dedi. Bu bakımdan, Türkiye ve ABD arasındaki iş birliğinin özellikle önemli ve takdire değer olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, “İki ülkenin, Afgan güvenlik güçlerini eğiterek Afganistan'da güvenliğin sürdürülmesi için gerekli imkânlara sahip olunması dışında ulusal arabuluculuk çabaları konusunda oynamamız gereken önemli bir rolümüz olduğunu da düşünüyoruz. Ne de olsa, aslında Afganistan'ın geleceği kendi vatandaşlarının elindedir ve burada kilit unsur ülke içindeki farklılıkların giderilmesi ve kapsamlı bir siyasi sürece yol açılmasıdır. Türkiye ve ABD, Afganistan tarafından yürütülecek böyle bir süreci destekleyebilecek olan az sayıda ülkelerdendir” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE-AFGANİSTAN-PAKİSTAN ÜÇLÜ ZİRVELERİ

Cumhurbaşkanı Gül sözlerine, “Ayrıca Afganistan ve onun komşu ülkelerinin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümü kolaylaştıracak şekilde bir bölgesel sahiplenme duygusunun oluşturulması ve bölgesel iş birliğinin teşvik edilmesi için gerekli her türlü desteği vermeye kararlıyız. Bu doğrultuda, İstanbul'da geçen sonbaharda 6. Türkiye-Afganistan-Pakistan Üçlü Zirvesi'ne, ilgili ülkelerin askerî ve istihbarat liderlerinin de katılımıyla ev sahipliği yaptım. Öte yandan Pakistan'ın meşru kaygılarını da daha geniş bölgesel bir açıdan göz önünde bulundurmamız gerektiğini düşünüyorum” diye devam etti.
NATO Zirvesi’nin kilit maddelerinden biri olan füze savunma sistemine de değinen Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin NATO'ya bağlılığının bir ölçütü olarak geçen yıla kadar ateşli tartışmaların en önemli gündem konusunun bu olduğunu söyledi.

“İTTİFAKIN, ÜYELERİNİN GÜVENLİĞİ KONUSUNDAKİ ROLÜNÜ TAKDİR EDİYORUZ”

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Gül, “Bize göre NATO’ya olan sadakatimiz ve müttefiklerimizle olan dayanışmamız hiçbir zaman sorgulanabilir bir konu olmamıştır. İttifakın, üyelerinin güvenliği ve kolektif savunması konusunda oynadığı rolü takdir etmekteyiz. Ve NATO'nun faaliyet ve programlarına katkıda bulunmak için elimizden gelen her türlü görevi yerine getirmek konusunda kararlıyız” dedi.

“FÜZE SAVUNMA SİSTEMİ, BİR SAVUNMA PROJESİDİR”

Bu nedenle, söz konusu konseptine Lizbon'daki son zirvede karar verilen NATO'nun füze savunma sistemiyle ilgili Türkiye'de radar sistemine ev sahipliği yapmayı kabul ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, “Bunun, güncel uluslararası güvenlik ortamında haklı bir adım olduğunu düşünüyor ve bu kararı birliğin hayati önem taşıyan kolektif bir yetkinliği olarak görüyoruz. Bu kararın hiçbir ülkeye karşı agresif veya saldırgan bir hareket içerdiğini düşünmüyoruz. Hatta tam aksine, bu kararı, İttifak üyelerinin insanlarını ve bölgelerini korumak amacıyla tasarlanmış bir savunma projesi olarak görüyoruz” dedi.

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ

Öte yandan, ABD ve Avrupa ülkeleri ile olan köklü stratejik ilişkilerin Türkiye'ye özel bir kabiliyet sağladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, Türk ve Amerikan politikalarının örtüştüğü birçok konunun mevcut olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Gül, “Bizim güçlü iş birliğimizin, ısrarlı küresel ve bölgesel zorluklar ve çatışmaların büyük bir kısmının çözülmesinde bir ‘diplomatik çarpan’ etkisi göstereceğini hep dile getirmişimdir” dedi.

TÜRKİYE’NİN, BM GÜVENLİK KONSEYİ’NE, 2015-2016 DÖNEMİ ADAYLIĞI

Cumhurbaşkanı Gül; Ortadoğu, Afganistan, Orta Asya, Balkanlar ve Kafkaslardaki uyumlu çalışmalarının örnek teşkil ettiğine işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Nihai olarak, uluslararası topluma daha çok fayda sağlamak için gittikçe artan olanaklarımız ve kabiliyetlerimizi kullanarak destekte bulunmak konusunda kesinlikle kararlı olduğumuzu söylemek isterim. Yeni sorumluluklar almaktan hiçbir zaman kaçınmayacağız. Bu hedef doğrultusunda, 2015-2016 dönemi için BM Güvenlik Konseyi'ne bir dönem daha üyelik yönünde çalışmaları sürdürdüklerine değinen Cumhurbaşkanı Gül, “Bölgemizde gelişmekte olan olayları göz önünde bulundurduğumuzda, bu kritik aşamada Türkiye'nin konseye katkılarının çok büyük önem taşıyacağını düşünüyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, “Umut ediyoruz ki, 2015 yılında Güvenlik Konseyi üyeliğimiz ile aynı zamanda, G-20 zirvesinin başkanlığını üstleneceğimizi düşünüyoruz. Ve bu forumun, küresel yönetimin daha etkili bir organı haline gelmesi için, elimizdeki olanak ve yetkinliğimizi kullanmayı taahhüt ediyoruz” dedi.

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin AB sürecine de, AB üyeliği için teşebbüsleri devam ettirme yönünde kararlı olduklarının altını çizerek, “Şu anda sahip olduğumuz gelişme düzeyinden dolayı Türkiye'nin hala AB üyeliğine ihtiyacı olup olmadığını birçok insan bana soruyor. Ama burada soru, Türkiye ve AB'nin birbirlerine ihtiyaç duyup duymadıkları değildir. Türkiye de, AB de kendi kendilerine yetebilir. Burada esas mesele, her ikisinin kendileri, komşuları ve başka ülkeler için birlikte neler yapabilecekleridir. Bu bakımdan Türkiye'nin AB üyeliğinin resmî bağlamından öteye geçen bir etki oluşturacağına inanmaktayız. Bu durum, bu ilişkiyi yakından takip eden değerler ve bu değerlerin evrenselliğiyle ilgili sorulara cevap arayan birçok ülke için esin kaynağı olacaktır.”

“TÜRKİYE KENDİ HAK VE ŞEREFLERİ İÇİN MÜCADELE EDEN İNSANLARIN YANINDADIR”

Cumhurbaşkanı Gül, başından beri Türkiye'nin, Arap Baharı'nın, bu tarihî değişimin en büyük destekçisi olduğunu ifade ederek, “Çünkü demokrasiye doğru atılan her adım bu ülkelerin hem kendi vatandaşlarının meşru beklentilerini karşılamak hem de uluslararası topluluklara göre bu ülkelerin daha güvenilir birer ortak olabilmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır” dedi. Cumhurbaşkanı Gül, sonuç olarak, Türkiye’nin kendi hakları ve şerefleri için mücadele eden insanların yanında yer almak konusunda tereddüt bile etmediğini belirterek, “Biz de uluslararası toplum ile beraber tarihin haklı tarafında yer almayı seçerek stratejik bir karar verdik” dedi.

DEVRİMLER SONRASINDA KURUMSALLAŞMA

Arap rejimlerine, öncelikle, kendi halklarının meşru beklentilerini tam olarak karşılamalarının gerekliliği yönündeki çağrıları defalarca yinelediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, “Bunu başaramadıklarında da bölge insanlarıyla güçlerimizi birleştirdik ve onların isteklerini elde etmelerini sağlamaya çalıştık” diye konuştu. Devrim sonrası değişimi kurumsallaştırma aşamasında olan Tunus, Mısır, Libya ve Yemen gibi ülkelerin en aktif ortağının Türkiye olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ülkelerin bize olan büyük sempatisini kazandığımız için yalnızca kendi deneyimlerimizi paylaşmıyor, aynı zamanda da ekonomik iş birliği ve siyasi kapasite inşası konularında onlara somut yardımlarda bulunuyoruz. Özellikle de dinî özgürlük ve laiklik konusundaki yaklaşımımız ve bu nosyonları demokratik çoğulluk ve devletle toplum arasında uyumun güvencesi haline dönüştürme şeklimizle oldukça alakalıdır.” Bazılarının, bu devrimlerin gerçek beklentileri ne kadar karşılayacağı konusunda hala tereddütlerinin bulunduğunu da belirten Cumhurbaşkanı Gül, bu süreç içinde inişler ve çıkışların olacağını öngörmelerinin normal olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Gül, “Ne de olsa onlarca yıllık diktatörlükleri işleyen demokrasilere çevirmek hiç de kolay bir görev değildir. Ama gerçekten insanların istediği aslında budur ve biz de onlara yardım etmek için yanlarında olmalıyız” dedi.

“ŞİMDİ SURİYELİLERLE DAYANIŞMA ZAMANIDIR VE GECİKMEKSİZİN GEREKLİ ADIMLAR ATILMALIDIR”

Öte yandan Suriye'de, baskıcı rejim politikaları yüzünden henüz meyve vermeye başlamamış olan devrimin hala ortalarında olduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Gül, “Her gün onurları için çok sayıda insan hayatını kaybediyor. Ve yine bizler uluslararası toplum olarak bu halkların demokrasi yolculuklarında destek olmakla yükümlüyüz. Türkiye, kendi adına, Suriye'deki insanların acılarını hafifletmek adına, elinden geleni yapmaktadır. Diğerlerinin yanı sıra, ülke rejiminin uyguladığı şiddetten kaçan yaklaşık 25 bin Suriyeliyi ülkemizde misafir etmekteyiz” dedi. Cumhurbaşkanı Gül, aynı zamanda Suriye Ulusal Konseyi tarafından temsil edilen muhaliflerle sürekli temaslarını sürdürdüklerini ve onları, ülkelerindeki tüm vatandaşları kapsayan, insanların haklarını tamamıyla temin eden yeni bir Suriye için, yeni bir vizyon oluşturmaları doğrultusunda teşvik etmeye çalıştıklarını dile getirerek, “Fakat şunu söylemem gerekir ki uluslararası toplum bir bütün olarak var olan krize etkili bir tepki göstermemiştir” dedi. Altı maddelik Annan Planı'nın, tüm yönleriyle acilen uygulanmaya başlanması halinde Suriye'de düzenli bir geçiş elde etmek için hala son şans olabileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, “Bu nedenle, şimdi Suriyeli insanlarla dayanışma zamanıdır ve gecikmeksizin bu yönde gerekli adımların atılması gerekir” dedi.

“BÖLGEMİZDE HİÇBİR ŞEKİLDE KİTLE İMHA SİLAHI GÖRMEK İSTEMİYORUZ”

Küresel gündemde en üst sıralarda yer alan bir diğer hususun da İran'ın nükleer programı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, “Bu bağlamda nükleer silahların yaygınlaşma ihtimaliyle ilgili olarak Türkiye elbette büyük endişe taşıyan ülkeler arasındadır. Bölgemizde hiçbir şekilde kitle imha silahı görmek istemiyoruz ve bu silahların elde bulundurulmasına da kesinlikle karşıyız” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, “Bu tür silahların edinilmesi veya geliştirilmesine yönelik teşebbüsler, bunlara sahip olmak için bölgesel bir yarışı tetikleyebilir ve bu da uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden daha büyük bir dengesizliği ortaya çıkarır” ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Gül, “Bu nedenledir ki, hem İran hem de İsrail olmak üzere Ortadoğu'da kitle imha silahsız bir bölgenin oluşturulması için uzun süredir çağrıda bulunmaktayız. Bölgemizde hâlihazırda yeterli miktarda çatışma kaynağı mevcut ve bizim için bu husus öncelik taşıyan bir sorun teşkil etmektedir” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Gül, “Özetle, İran’ın nükleer programıyla ilgili görüşlerimiz bunlardır. Barış amaçlı olarak nükleer enerji kullanma haklarını destekliyoruz. Ama İran'ın şeffaf bir politika izlemesini ve programlarının doğasının askeri amaçlı olmadığına dair gerekli veri ölçümleriyle birlikte uluslararası topluma teminat vermesini istiyoruz. Buradaki kilit unsur, her iki tarafın arasında bulunan güven boşluğunun kapatılması ve anlamlı bir diyalog süreci yolunun açılmasıdır. Ve hepiniz biliyorsunuz ki, biz bu amaca ulaşabilmek için aktif bir şekilde çalışmaktayız. Mayıs 2010 Tahran Deklarasyonu ile örneğin Türkiye ve Brezilya'nın İran'ın zenginleştirilmiş uranyum kaynaklarının yarısından çoğunu kendi ülkeleri dışına transfer etmeleri için ikna etmesi, güven tesisi yönünde önemli bir unsur olmuştur. Benzer bir uzlaşı arayışlarının hala söz konusu olması göz önünde bulundurulacak olursa, o dönemde böyle bir fırsatın kaçırılmış olması çok büyük talihsizliktir” şeklinde konuşmasını sürdürdü.

“BU SORUNA ASKERÎ BİR ÇÖZÜM BULUNMASI İMKÂNSIZDIR”

“Her koşulda, alternatifleri göz önünde bulundurduğumuzda, diyaloğu kolaylaştırmak ve sağlamaya çalışmak dışında bir seçeneğimiz olmadığını düşünüyoruz. Çünkü bu soruna askerî bir çözüm bulunması imkânsızdır. Bu tür bir hareket, eldeki sorunun daha da büyümesine yol açar ama aynı zamanda bölgemizde ve ötesinde yeni çatışma alanlarının oluşmasına neden olur. Bu sebeple, geçen nisan ayında İstanbul'da İran ve P5+1 arasında yakın geçmişteki müzakerelere ev sahipliği yaptık” diye konuşan Cumhurbaşkanı Gül, tarafların soruna odaklı bir gündemle diyaloglarını sürdürmek için İstanbul'da karar kılınmasından dolayı mutlu olduğunu kaydederek, şimdi de yarın düzenlenecek Bağdat toplantısının bu kararları her iki tarafın da pratik adımlara dönüştüreceğini umut ettiğini kaydetti.

“TÜRK PARLAMENTOSU, TOPLUMA DAHA İYİ CEVAP VERECEK YENİ BİR ANAYASA HAZIRLIĞI İÇİNDEDİR”

Türkiye'deki yeni anayasa çalışmalarına ilişkin olarak da Cumhurbaşkanı Gül, “Dünyanın hızlı dönüşümü ile başa çıkabilmek için, değişen gerçekleri de göz önünde bulundurarak kendimizi de sürekli değiştirmek zorundayız. Bu doğrultuda, Türkiye, ülke içi düzeni sağlamlaştırmak yolunda yine büyük bir adım atmak üzeredir. Türk Parlamentosu, Türk toplumu ve dinamizminin değişikliklerine daha iyi cevap verebilecek yeni bir anayasa hazırlığı içindedir” dedi. Bu gelişmenin, Türk demokrasisini, Türk halkının istekleri ve beklentileri ile uyumlu olan başka bir düzeye çıkaracağına inandıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, “Benzer uygulamalar ile uğraşmakta olan bölgemizdeki diğer ülkeler için bu adımımız güzel bir örnek teşkil edecek ve Türkiye'nin başarı hikâyesini daha da önemli kılacaktır” dedi.

“TÜRKİYE-ABD EKONOMİK İLİŞKİLERİ GELİŞTİRİLMELİ”

Benzer şekilde, Türkiye'nin ekonomik performansını geliştirmek için birçok adımı atmaya devam edeceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, bu hedefe ulaşmak için dünyayla olan ekonomik entegrasyonlarını artıracaklarını, bunun da Türkiye'nin tüm ilgili ortaklar için daha fazla yatırım ve ticaret dostu bir ülke olmasını sağlayacağını belirtti. Türkiye'nin ABD ile olan ekonomik iş birliğini daha da derinleştirme arzusunun arkasındaki sebebin de bu olduğunu ve şu andaki iş birliğinin sahip oldukları potansiyelin çok altında bulunduğunu düşündüklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, “Başkan Obama'ya da belirttiğim gibi, eğer bizler Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik potansiyeli tam olarak ifa edemezsek, uzun vadede stratejik ilişkilerimizin temeli kayabilir” dedi.

TÜRKİYE’NİN BAŞARILI EKONOMİK PERFORMANSI

Cumhurbaşkanı Gül, birçok küresel ekonomik riske rağmen Türkiye ekonomisinin sağlam makro temeller üzerine oturtulduğunu, günümüzde ekonominin, sağlam kamu finansmanına, sürdürülebilir borç dinamiklerine, güvenli bir bankacılık sistemine, işlevsel kredi pazarlarına ve muktedir para aktarma mekanizmalarına sahip olduğunu söyledi. Eldeki verilerin de bunu kanıtladığını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Gül, “Malî disiplin açısından, bütçe açığımızın Gayri Safi Yurt İçi Hasılamıza oranı 2011 yılı için yüzde 1,4'tür ve bu da yüzde 3 olan Maastricht Kriteri'nin oldukça altındadır. Devlet borcu stokumuzun Gayri Safi Yurt İçi Hasılamıza oranı yüzde 39'dur ve yine yüzde 60 olan Maastricht Kriteri'nin oldukça altındadır. Finansal yapımız açısından Türk bankaları güçlü, yüksek kara ve yüzde 17 sermaye yeterlilik oranına sahip iyi sermayeli bankalardır. Netice itibariyle, devam eden ekonomik kriz süresince hiçbir Türk bankasına bir sent bile ödemedik” diye konuştu.

“HÜKÜMETİMİZ, RİSKLERİN ÜSTESİNDEN GELMEK İÇİN GEREKLİ KARARLARI ZAMANINDA ALMAKTADIR”

Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Yine de, bu pozitif görünümümüz bizim kendimize aşırı güvenli olmamıza neden olmadı. Hükümetimiz, şu andaki yüksek cari hesap açığı da dâhil olmak üzere risklerin üstesinden gelmek için gerekli kararları zamanında almaktadır. 2009 yılından beri orta vadeli programlar düzenleyerek küresel ekonomik krizlere karşı koyduk. Siyasi seçeneklerimize tahmin edilebilme unsuru getirmemizin önemli olduğunu düşündük. O zamandan beri bu programları son derece karalı bir şekilde uygulamaktayız. Türk hükümeti olarak, kritik sektörlerde yatırım ve üretimi teşvik eden akıllı önlemleri yürürlüğe koyarak, yüksek cari açığımızı azaltmayı amaçladığımız yeni bir teşvik paketini de ortaya koyduk.”

TÜRKİYE’NİN AR-GE YATIRIMLARI

Cumhurbaşkanı Gül, öte yandan, Türkiye içinde üretkenliği de artırmayı hedeflediklerini, bu nedenle, hükümetin şu andaki önceliğinin daha fazla Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) yatırımı yapmak ve aynı zamanda da genç ve kalifiye iş gücüne daha çok mesleki eğitim sağlamak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, bu nedenle de ABD'deki bir sonraki durağının, Kaliforniya'daki Silikon Vadisi olacağını söyledi.

“TÜRKİYE KENDİ BÖLGESİNDE VE HATTA ÖTESİNDE BİR GÜÇ OLARAK ORTAYA ÇIKMAKTADIR”

Cumhurbaşkanı Gül konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye'nin, kendi bölgesinde ve hatta ötesinde de ortaya çıkan bir güç olması, sadece bizim değil aynı zamanda siz Amerikalı dostlarımızın da değerlendirmesidir. Geçen ay Türk Harp Okulu'ndaki konuşmamda da söylediğim gibi, Türkiye yürüttüğü siyaset açısından ‘erdemli bir güç’ ortaya koymalıdır. Erdemli bir güç ortaya koymak adalet, demokrasi ve insan onuru gibi değerler ile millî menfaatlerimizi kontrol etmemizi gerektirmektedir. Biz dış politika hedeflerimizi baskı kurarak değil, ortak iş birliği ile elde etmeye çalışıyoruz. Bu nedenle, bizim güç anlayışımız, yalnızca başkalarına değil aynı zamanda başkaları ile birlikte güvenlik ve refah sağlamak, bunu yaymak ve devam ettirmemizi salık vermektedir. Türkiye ve ABD, örnek bir iş birliği ruhunu ve dayanışmayı onlarca yıldır ortaya koymaktadır. Hala geliştirilebilir pek çok alan olmasına rağmen, bu model iş birliğinin değerini gözardı etmemeliyiz.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim