• BIST 97.859
  • Altın 145,775
  • Dolar 3,5783
  • Euro 3,9984
  • Kayseri : 25 °C
  • Ankara : 22 °C
  • İstanbul : 23 °C

AK Parti Millet Vekili Pelin Gündeş Bakır Deprem Açıklaması

AK Parti Millet Vekili Pelin Gündeş Bakır Deprem Açıklaması
Dün hepinizin bildiği gibi Kayseri’nin Sarıoğlan ilçesinde 5 km derinlikte 4.5 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Tevafuk olarak, 17 Ağustos Kocaeli ve Düzce depremlerinin 12.
yıldönümünden bir gün önce meydana gelen Kayseri Sarıoğlan depremi, deprem riski bulunmadığı düşünülen Kayseri’mizdeki deprem gerçeğini hepimize bir kez daha hatırlatmıştır. Kuşkusuz ülkemiz bir deprem ülkesidir. Ülkemizde halihazırda depremler açısından en büyük riski taşıyan ilimiz ise hepimizin bildiği gibi İstanbul’dur. Ancak, ülkemizin hangi şehri olursa olsun bugün konuşmamız gereken asıl mesele fayların nerede veya kaç parçalı kırılacağı değil, 1999 Kocaeli ve Düzce depremlerinden sonra mevcut yapı stoğumuzu ve şehirlerimizi depremlere nasıl dayanıklı hale getireceğimiz olmalıdır.

Toptan göçecek binalar için güçlendirme çıkmaz sokaktır.

2007 Türk Deprem Yönetmeliği’ne göre mevcut yapı stoğumuz incelendiğinde, binalarımızın % 90’ı depreme dayanıksız çıkacaktır. Sadece Istanbul’da bu yönetmeliğe göre dayanıksız yapıların hepsini güçlendirmeye kalksak en az 25 milyar dolar ve 25 sene zaman gerekir. 1999 depremleri, depremlerde can kayıplarının “toptan göçme” veya “yassı kadayıf biçimli göçme” yaşayan binalarda olduğunu göstermiştir. Yine 1999 depremleri istatistiklerine göre, bu tip binaların mevcut yapı stoğuna oranı % 6’dır. İşte depreme dayanıklı şehirler inşa ederken amaç, mevcut yapı stoğumuzdan yönetmeliğimize göre göçme çıkan binaların tümünü güçlendirmek değil, toptan göçme yaşayacak % 6’lık kısmını tespit etmek olmalıdır. Bunun için bilimsel güvenilirliği kabul edilmiş “hızlı değerlendirme teknikleri” kullanılabilir. Ancak bu % 6’lık dilime giren binaları güçlendirmek yerine yıkmak daha akılcı bir çözümdür. Zira güçlendirme projelerinin sahada usulüne uygun işçilikle uygulanıp uygulanmadığı, iyi kontrol edilip edilmediği ve eski yapı elemanları ile bağlantıların ne kadar sağlıklı olduğu bir muammadır. Mevcut yapı stoğumuz içinde oldukça fazla sayıda bina, standart altıdır düşük beton mukavemetine, korozyon ve deprem hasarlarına sahiptir. Benim bilimsel görüşüm, bu binaları güçlendirmek yerine yıkmanın ve yeni depreme dayanıklı konut projeleri geliştirerek nüfusun önemli bir kısmını İstanbul’un güneyindeki faylardan olabildiğince uzağa taşımanın daha akılcı bir seçenek olduğu doğrultusundadır. Bilim ve akıl, İstanbul’daki mevcut yapı stoğunu güçlendirmenin çıkmaz sokak olduğuna işaret etmektedir. Bu bağlamda, “İstanbul’a iki yeni şehir projesi” büyük bir vizyonun tezahürü bir proje olarak ortaya çıkmaktadır.

Yeni şehirler kurulurken yakın fay etkileri dikkate alınmalı!

“Deprem Mühendisliği” nin temel esaslarına göre faydan uzaklaşıldıkça deprem şiddeti azalmaktadır. Depremin en şiddetli hissedildiği bölgeler, fay hattına en yakın (ilk 10-20 km) içindeki bölgelerdir. İşte biri Anadolu yakasında, biri deprem fay hattından olabildiğince uzaklaşılarak deprem şiddetinin en az hissedildiği Karadeniz kıyılarında kurulacak şehirler, hem Türkiye hem de dünya için cazibe merkezleri olacak, insanlarımızın can güvenliğini sağlayacaktır.
“İstanbul’a iki yeni şehir projesi” sadece İstanbul’un değil, yaratacağı istihdam ve Türk ekonomisine katkılarıyla Türkiye’nin projesidir. İstanbul’daki çarpık yapılaşma herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Vatandaşlarımızın, bitişik nizam depreme dayanıksız binaların dar sokaklar etrafında sıralandığı bu binalarda yaşamaları tek seçenekleri olmamalıdır. Bir yangın olsa, bu dar sokaklara itfaiye aracının girmesi bile mümkün değildir. İşte “İstanbul’a iki yeni şehir projesi” ile herbirinde bir buçuk milyon kişi olmak üzere toplam üç milyon vatandaşımız, depreme dayanıklı konut, okul, hastane, havalimanı, geniş caddeleri, sanayi, ticaret ve kültür merkezleri, üniversiteleri ve mabetleriyle iyi planlanmış şehirlere taşınacaktır. Yeni kurulacak şehirlerin yaşaması için yakınlarında -çevrenin ve yeşilin korunması için gerekli önlemlerin alınması ve iyi planlama yapılması kaydıyla- Organize Sanayi Bölgesi kurulması veya bazı çevreyle barışık sanayi tesislerinin buraya taşınması bir seçenek olarak düşünülebilir. Orman arazileri ve yeşilin korunması için iyi planlama yapılması ve yeni şehirlerin, kömür veya taş ocaklarının boşalttığı yerlerde inşa edilmesi tercih edilmelidir. Yine sanayinin geliştiği Çatalca, Çerkezköy, Arnavutköy ve Çorlu gibi ilçelere uydu kentlerin taşınması da doğru bir seçenek olarak ortaya çıkmaktadır.

Göçme riskli binaların yıkılıp yeniden yapılmaları teşvik edilmelidir.

Göçme riski olduğu belirlenen binaların yıkılıp yeniden yapılmalarını teşvik etmek için belediyelerin daha fazla kat izni vermesi uygun bir seçenektir. Gecekondular için de daha büyük inşaat alanları ve daha fazla kat izni sağlanarak, bunların yıkılıp yerlerine depreme dayanıklı sitelerin yapılması hem can güvenliğinin sağlanması açısından kazançtır, hem büyük şehirlerimizin gecekondulardan kurtulmaları için kazançtır, hem de gerek müteahhit gerekse gecekondu sahibi için kazançtır. Bazı meslektaşlarımızın daha fazla kat izni vermek, daha fazla inşaat oturum alanı sağlamak gibi teşviklerin İstanbul gibi büyük şehirlerde nüfusu engellenemeyecek biçimde arttıracağı hususunda endişeleri vardır. Ancak benim görüşüme göre bu endişeler yersizdir. Zira su yolunu bulur. Gelişme potansiyeli olmayan bir bölgeye istediğiniz kadar teşvik verin, orayı geliştiremezsiniz. Gelişme potansiyeli olan yerlere siz istediğiniz kadar sınırlar, tahditler, yasaklar koyun, vatandaş yine orayı bir şekilde geliştirir ama siz yaptığınız baskıyla vatandaşı yasal olmayan yollara sevk edersiniz. Ayrıca, bu tip teşvikler vaka bazında değerlendirilebilir. Altyapısı olmayan, nüfusun artmasını kaldıramayacak bölgelerde, vatandaşın yıkılan konutu yerine yeni kurulacak şehirlerden bir konut edinmesi sağlanabilir. Önümüzdeki 12 yıl içinde İstanbul’da toplam konut ihtiyacının 8 milyon civarında olacağı tahmin edilmektedir. Eğer acilen yeni projeler geliştirilmezse İstanbul önümüzdeki 12 yılda bir gecekondular şehri olacaktır. Ayrıca, büyük bir İstanbul depremi beklendiğinden, insanlarımızın can güvenliği açısından da bu çözüm, İstanbul için mecburi gözükmektedir. Bütün bu kentsel dönüşüm plan ve projeleri, köyden kente, doğudan batıya göçü engellemek için geliştirilecek paralel ilerleyen projelerle desteklenmelidir. İstanbul’da nüfus artışının engellenmesi için asıl hedef, göç veren il ve bölgelerde cazibe merkezleri yaratmak, refah ve yaşam standartlarını arttırmak, altyapı, eğitim ve sağlık hizmetlerini, sosyal ve kültürel alandaki hizmetleri göç veren bölgelerde en ileri seviyeye getirmek, bu bölgelerde istihdamı arttırıcı projeler geliştirmek ve göçü caydırmak olmalıdır. Şunu çok açık ve net bir dille ifade etmek istiyorum: “İstanbul’a iki yeni şehir” projesinin amacı göçü teşvik değildir. “İstanbul’a iki yeni şehir” projesinin asıl amacı, mevcut nüfusu olabildiğince güneydeki faylardan uzak, depreme dayanıklı, her türlü sosyal donatısı olan yeni yerleşim yerlerine taşımak mevcut çarpık yapılaşmış, zemin büyütmesi, sıvılaşma vb. riskler taşıyan yerleşim yerlerinden bazılarını boşaltmak önümüzdeki yıllarda kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıkacak yeni konut ihtiyacına gerçekçi ve sağlıklı bir çözüm bulmaktır.
Siyaset üstü yaklaşım

Hükümetimiz veya Büyükşehir Belediye Başkanlarımız ne zaman yeni bir pozitif girişimde bulunsa bazı çevreler olayı hemen bir rant sağlama argümanına indirgemektedirler. Ayrıca devletin vatandaşına yeni kazançlar sağlaması kötü bir şey değildir. Tam tersi iyi bir şeydir. Türkiye’nin dışında dünyanın hiçbir ülkesinde bir hükümet yoktur ki vatandaşına yeni kazanç kapıları açtığında “rant sağlamakla” suçlansın. Kentsel dönüşüm ülkemiz için çok önemlidir. Siyasi partilerin, üniversitelerin, mühendisler ve mimarlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın ideolojik yaklaşımlardan uzak, bu kadar insanın can güvenliğini tehdit eden bir konuda işbirliği içinde hareket etmeleri çok mühimdir. “Deprem” ve “kentsel dönüşüm” gibi insani amaçlı konuların, ülkemizde iktidar ve muhalefetin el ele verdiği siyaset üzeri bir çizgide götürülmesi “can güvenliğinin sağlanması” açısından da çok büyük önem arz etmektedir.

Kayseri Sarıoğlan depremi’nin düşündürdükleri
Sözlerime son verirken, 16 Ağustos’da Kayseri’de gerçekleşen 4.5 şiddetindeki Sarıoğlan depreminin, bizlere binalarımızı Kayserimizde de depreme dayanıklı inşa etmemiz için bir ihtar olduğunu hatırlatmak isterim. 17 Ağustos’da yaşamını yitiren insanlarımıza Allah’tan rahmet diliyor Kayseri'li hemşerilerimize ve tüm milletimize afetsiz günler temenni ediyorum.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim