• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kayseri : 13 °C
  • Ankara : 14 °C
  • İstanbul : 8 °C

AK Parti’yi iktidara taşıyan sevgidir

AK Parti’yi iktidara taşıyan sevgidir
AK Parti Genel Sekreteri Haluk İpek, iktidar başarısının sırları, ülke gündemi, 2015 seçim takvimi ve çözüm süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

13 Yılda 23 istişare ve değerlendirme toplantısı yapıldı.  Bu bir parti için büyük bir başarıdır. Nasıl değerlendirirsiniz? Ve bu toplantılar nasıl geçiyor?

Osmanlı’da demokrasinin tanımı yapılırken demokrasi demezlermiş, kelime anlamı olarak “meşveret’i”  kullanırlarmış. Yani “meşveret” karşılıklı konuşma, bir problemi tartışma ve bu şekilde de bir sonuca ulaşmaktır. Ama bizim demokrasi tarihimiz gerçek manada 1950’li yılarda başlamış. Çok partili sisteme 1950’li yıllarda geçildiği için bu ifadeyi kullanıyoruz. Bununla birlikte de çok kesintiye uğramış, toplumun birçok problemi esasen konuşulmadan kararların alındığı, hatta konuşulmasının bile yasak olduğu bir dönem yaşanmıştır. Biz partimizi kurduğumuzda ve kurmadan önce aklınıza gelebilecek her konuyla ilgili, çözüm süreci de dâhil olmak üzere bunların tamamını bizim AK Parti programımızın içerisinde bulabilirsiniz. Biz bunların tamamını kendi aramızda istişare ile yani meşveret yoluyla bulduk. Biz programımızı yazdıktan sonra bununla halkın huzuruna çıktık. Ancak ana konular belli olmasına rağmen hayat durağan değildir. Hayat sürekli kendini geliştiren bir unsurdur ve ihtiyaçlar artarak devam eder. Bugün on üç yıl öncesinin algısı veya ihtiyaçlarından çok daha farklı ihtiyaçlar doğmuştur. İktidara geldikten sonra yapmış olduğumuz her icraatla birlikte onun halk nezdinde bir karşılığı, bir algısı oluşmaktadır. İşte tüm bunları kendi aramızda çok geniş bir şekilde sürekli yenileyerek istişare ederek yapmış olduğumuz toplantılar var. Bunlardan birisi de altı ayda bir yapmış olduğumuz genişletilmiş istişare toplantılarımız var. Bu toplantılara milletvekillerimiz katılıyor. Kurucularımız, kadın kolları, gençlik kolları katılıyor. Dolayısıyla geniş bir manada Türkiye’nin o gün önemli konuları masaya yatırılıyor. Mesela bu son toplantıda çözüm süreci başta olmak üzere doğu ve güneydoğu, Kobani ve bunlarla ilgili başta kamu otoritesinin o bölgelerde aşındırılmamasına yönelik birçok konunun konuşulduğu bir toplantı gerçekleştirdik. Arkasından en son geçen günlerde Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun moderatörlüğünde bütün bakanların onun arkasında durduğu ve herkesin her soruyu sorabildiği bir istişare toplantısı daha yaptık. Bu yolla eksiklerimizi görüyoruz, neler yapacağımızı arkadaşlarımıza anlatıyoruz ve tüm toplantıların bugünkü Türkiye’ye çok büyük katkıları oldu.

Son toplantıda iş güvenliği ve kazaları konuşuldu mu?

Bugün Faruk Çelik’in bakanlığında iş güvenliğiyle ilgili özellikle tersane kazalarından sonra çok önemli yasal değişiklikler yapıldı. Daha sonra çok büyük talihsizliktir ki madenlerimizde bu kazalar meydana geldi. Türkiye’nin bütçesinin önemli bir kısmı enerji harcamalarına gidiyor. Toplam döviz gelirimizle, döviz giderlerimiz arasındaki açığında bu enerji girdilerinden yani dışarıdan ithal enerji almak zorunda olduğumuz için bundan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla hükümet olarak yerli enerjilerin, özelliklede yenilenebilir enerjilerin, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi tüm bunlarla birlikle ülkemizin kendi öz kaynaklarını buna petrol ve diğer fosil yakıtlarda dâhil olmak üzere dışarıya ödeyeceğimiz bu tür maliyetleri düşürmek için bir politikamız var. Mardin’den tutun Amasya’ya kadar, Manisa’dan tutun doğudaki birçok yere kadar kömür madenlerimiz var. Buraların tamamı denetleniyor ve iş güvenliği de var. Ama madenlerle ilgili dünyanın birçok yerinde de kazalar oluyor, Türkiye’de de kazalar oluyor. Ancak bu son olaylarla birlikte hepimizin işverenlerin, müfettişlerin buralara ruhsat verirken bu işleri daha iyi yapacak firmalara verilmesi hususu da dâhil olmak üzere herkesin çok dikkatli hareket etmesi gerekiyor. Çünkü ne olursa olsun oradaki bir can hepimizi üzüntüye boğuyor, hepimizin psikolojisini bozuyor. Dolayısıyla eğitimde şart, o iş güvenliğiyle ilgili hem işverenler açısından hem çalışanlar açısından hem de burayı denetleyenler açısından dünyadaki iş güvenliğiyle ilgili tecrübelerin bu çalışma hayatına aktarılmasıyla gerekir. Bu sadece yasa ile olmaz, aynı zamanda yaşayarak olur. Son yasalarla birlikte maden kazalarında vefat eden vatandaşlarımızın yakınlarıyla ilgili hiçbir zaman acıyı dindirmez ama onları telafi edecek birçok kanuni düzenlemelerde yapıldı. İş kazası dünyanın her yerinde var. Ama biz bunu en asgariye düşürmek ve bununla ilgili eğitim çalışmalarını daha iyi yapmak zorundayız.

2015 seçim takviminin erkene alınma durumu var mı?

Bu konuyla ilgili şuan herhangi bir durum yok. Neden yok. Çünkü şuan da Ak Parti’nin kongre takvimi yürüyor. Biz 5. Olağan kongremizin takvimini yürütüyoruz. Bu takvim önce delege seçimleri, sonra belde seçimleri, ilçe seçimleri arkasından da il seçimleri şeklide ilerliyor. İl seçimleri yapıldıktan sonra büyük kongreye kadar bir ara vereceğiz ve o arada 2015 seçimleri gerçekleştirilecek. İl seçimlerinin bittiği tarih yaklaşık şubat ayının sonlarına yanaşıyor. Arkasından YSK asgari 90 günlük bir seçim takvimi açıklıyor. Bu takvimi de mart, nisan, mayıs gibi o aradaki bir dilimde açıklayacağını düşünürsek seçimin mecburen gününde yapılması gerekmektedir.

Şu anda devam eden belde, ilçe ve il kongreleriniz var. Adaylar belirlenmeye başlandı mı?

Belde kongrelerimizin belirli bir kısmı tamamlandı. Beldelerle birlikte ilçelerde dâhil olmak üzere iki yüze yakın kongremiz tamamlanmış oldu. Bu hafta sonu itibariyle zannediyorum 300-400 gibi bir rakama ulaşacaktır. Önemli bir miktarda tek liste şeklinde gidiliyor. Bir kısmına rakip listeler de girip yarışıyorlar. Şu anda iki yüze yakın belde ve ilçede ilçe başkanlarımız belirlendi. Geriye kalan dokuz yüz yetmiş ilçede tamamlandıktan sonra il kongrelerine başlayacağız. Şubatın sonuna doğruda zaten seçim takvimi ve meydanlara ineceğiz.

Peki, beklentileriniz nelerdir? Sizce AK Parti hangi aralıkta bir oy oranı alacak?

Biz AK Parti olarak ilk girdiğimiz seçimde 4 oy almıştık. Anketlere baktığımızda bu 0 bandında gözüküyordu. Sürekli anketlerin 2-3 puan üzerinde oy alıyoruz. 2007 seçimlerinde oylarımız çok düşük olmasına rağmen önceden, seçimlerden birkaç ay önce B-43 gibi bir bantta yer almamıza rağmen özellikle burada Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle ilgili parlamentoda 367 kişi olması gerekir gibi çok absürt bir iddia ortaya atılmıştı. Halk buna çok büyük bir tepki gösterdi ve bu tepkisini de sandıkta ortaya koydu. Böylece anketlerin yine 3-4 puan üzerinde G oy aldık. 2010 referandumunda bugün seçim olsa kime oy verirsiniz diye sorulduğunda Ak Parti oyları B olarak gözüküyordu. Fakat referandum bittiğinde aynı soru sorulduğunda oylarımız F-47 bandındaydı. 2011 seçimleri bittiğinde ise P oy alarak tamamladık. Bu günkü anketlerde ise oy oranımız  P,6 gibi gözüküyor. İlk defa seçime altı ay kala bu oranı yakalamış bulunuyoruz. Ben bu bandın 3-4 puan daha üzerinde bir oy alınacağını, yine parlamentoda 3/2 çoğunluğun sağlanacağını ve hislerim beni yanıltmazsa anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa ulaşacağımızı düşünüyorum.

Çoğunluk sağlanırsa anayasa değişecek mi? Başkanlık sistemine geçilecek mi?

Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesiyle ilgili tartışmaları kurucu genel başkanımız çok uzun süre önce söyledi. Bunun ilgili toplumda bir beklentide oluştu. Ama bundan çok daha önemlisi 2010 referandumunda 26 maddelik anayasa değişikliği yapılırken yapmış olduğumuz anketlerde halkın önemli bir kısmında bu değişikliği istiyoruz ama daha fazlasını da istiyoruz şeklinde görüş bildiren çok önemli bir kesim oldu. Yapmış olduğumuz anketlerde p’in üzerinde toplumda yeni bir anayasa yani baştan sona yeni bir anayasa beklentisi olduğunu gördük. Bunun üzerine 2011 seçimlerine biz yeni bir anayasa yapma taahhütlüyle girdik. Diğer partilerde 26 maddelik anayasa değişikliğinde, biz X oy aldığımızda oylarımızın B’lerden çok daha yukarıya çıktığını gördüğünde onlarda 2011 seçimlerinde meydanlarda anayasayı değiştirmekten bahsettiler. Artık sivil bir anayasaya ihtiyacımız var, bunu birlikte yapmak istiyoruz diye bunu tüm partiler dile getirdi. Ama daha önceden bizimle Sn. Baykal biz sizinle anayasa ile ilgili hiçbir konuda masaya oturmayız demiştir. Arkasından 2007 seçimlerinden sonra o günkü meclis başkanı Sn. Köksal Toptan CHP’yi davet ettiğinde anayasayla ilgili bir uzlaşma komisyonu kurulsun dediğinde biz sizinle kesinlikle anayasa yapmayız denmiştir. Ancak 2010’da toplumun büyük bir çoğunluğunun böyle bir beklentisinin olduğunu gördüklerinde tüm partiler biz sivil anayasa yapmak istiyoruz diye söylemlerde bulundular.

Bugün oluşan parlamento esasen sivil bir anayasa yapmayı halka taahhüt etmiş dört siyasi partiden oluşan bir parlamentodur. Hemen seçimler biter bitmez parlamento bir araya geldi, meclis başkanının çağrısı üzerine tüm partiler eşit oranda üçer kişi verdiler ve anayasa değişikliğiyle ilgili çalışma başladı. Bu arada dediler ki biz başkanlık sistemine karşıyız. Bizim ön şartımız bu başkanlık sistemini dile getirmezseniz bu anayasa değişikliğiyle ilgili konuları görüşürüz dediler. Yani anayasa değişikliğiyle ilgili uzlaşma komisyonunun bir metin çıkmaması için sürekli işi yokuşa süren bir tavır içinde yer aldılar. Bunun üzerine biz dedik ki; biz bu teklifimizi bir kenara koyuyoruz diğer maddeleri konuşalım. Bu arada uzlaşılan 55 tane madde oldu. Hem CHP’nin genel başkanı Sn. Kılıçdaroğlu hem MHP’nin genel başkanı Sn. Devlet Bahçeli değişik tarihlerde anlaştığımız maddeleri meclisten geçirebiliriz diye kamuoyuna ilan ettiklerinde o gün genel başkanımız yani şuan ki cumhurbaşkanımız anlaşmış olduğumuz 55 maddeyi hemen bir hafta içerisinde parlamentodan çıkaralım en azından bunu gerçekleştirelim dedi. Kılıçdaroğlu hemen vazgeçerek diğer maddelerde de anlaşırsak o zaman geçiririz dedi ve o sözünü yemiş oldu. Bahçeli’de hemen bir sonraki toplantısında söylemiş olduğu bu tekliften vazgeçti. Yani biz uzlaşma komisyonunda yeni bir anayasayı baştan yapmak için çok büyük mücadele verdik. Arkasından baktık olmuyor 55 maddeyi yapalım dedik. Her iki genel başkanda bu tekliflerini geri aldılar. Bu şekilde davranarak meclisi oyalamış oldular. Biz 2015’te 330’un üzerinde bir milletvekiliyle parlamentoya girdiğimizde sivil bir anayasayı hayata geçireceğiz diye milletimizle buluştuğumuzda bunu kendilerine bildireceğiz. Milletimizde yetki ve izin verirse bunu gerçekleştireceğiz.

2015 seçimlerinde aday olmayı düşünüyor musunuz?

Biz partinin kurucularındanız kendi yazdığımız tüzüğümüzde üç dönem seçilenler bir dönem ara vermek durumunda. Dolayısıyla benim üç dönemim haziran ayında doluyor. Üç dönemin dolması demek siyasetin içerisinde olmayacağımız veya siyasetin içerisinde görev almayacağımız anlamına gelmiyor. Siyasette milletvekilliği dışında genel merkezde, başka makamlarda genel başkanımızın takdir edeceği birçok siyasi görevler olur ona göre herhangi bir tanesini yapabiliriz. Bu üç dönem kuralı bundan sonrada devam edecek. Burada çok yetişmiş arkadaşlarımız var üç dönemi dolan, siyasi tecrübesi çok yüksek olan, ülke için bilgisinden aklından istifade edilmesi gereken arkadaşlarımız var. Bunlar siyasetin farklı yerlerinde yer alarak yine ülkeye hizmete devam edecekler.

Sizce Sayın Erdoğan nasıl bir cumhurbaşkanı?

Uzun yıllar önce biz partiyi kurmadan önce millet kendisine lider olarak beni yönetme yetkisi Recep Tayyip Erdoğan’a aittir dedi. Aslında tarih boyunca yönetenlerle, yönetilenler arasında kalptan kalbe gözle görülmeyen bir ilişki vardır. Halkın kendi içinden birisine yönetme hakkı ve yetkisini verme duygusu vardır. İşte bizim halkımızda bunu hakkı Recep Tayyip Erdoğan’a vermiştir. Muhafazakâr Anadolu insanı, yüz yıllardır yaşadığımız sevinçler, bayramlar, acılar, savaşlar tüm bunlarla oluşan Anadolu’daki algı ve değerlendirme yeteneğiyle her zaman seçimlerde doğru karar vererek belirlediği kişiyi iktidara taşımıştır. 12 yıl boyunca yapılan tüm icraatlar da hem genel başkanımız hem AK Parti milletin o derinliğinin içinde var olan sevgisinden, milletin gönlündeki o sıcak derinlikten hiçbir zaman çıkmamıştır. Sebebi de almış olduğumuz kararların hepsinde bu konuda halkımız ne düşünüyor diye araştırmışızdır. Halkımızın isteği dışında hiçbir kararın altına imza atmamışızdır. Bu nedenle 12 yıl sonra milletimiz ilk defa cumhurbaşkanını halk kendi seçmiştir. Bu 12 yıllık icraatlarından memnunum aynı zamanda da bu makamda da aynı icraatları bekliyoruz demektir. Yani cumhurbaşkanı anayasanın çizdiği çizgiler doğrultusunda hem tarafsızlığını koruyacak ama aynı zamanda anayasanın vermiş olduğu yetkiler doğrultusunda daha önceki anlayış içerisinde Türkiye’nin yönlendirilmesinde, alacağı kararlarda kendisinden beklentiler millet tarafından devam etmektedir.

Gündeme dönersek Kudüs’e ve Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılara karşı İsrail’e alınacak tutum ne olacak?

Maalesef işin içinde İsrail olduğu zaman batı tüm adalet duygusunu yitirmektedir. İşin içinde Müslümanlar olduğunda, ibadet yerleri söz konusu olduğunda batını vicdanı yok olmaktadır. Esasen dünyanın vicdanı da Osmanlı yıkıldıktan sonra önemli oranda yok olmuştur. Bundan yaklaşın 500 yıl önce bugünkü İspanya’nın olduğu coğrafyada engizisyon mahkemelerinde Yahudilerin idam kararları ve öldürülmesi söz konusuydu. Ama Osmanlı o gün buradan oraya gemiler yollayarak mağdur olan Yahudileri alarak Selanik’e ve İzmir’e yerleştirdi. Ama o gün mağdur olan Yahudiler bugün zalimdirler. Biz onların mağdur oldukları tarihlerde onların canlarını kurtarmak için gemi gönderdik ama bugün zalim oldukları için yaptıkları zulme de karşı çıkıyoruz. Biz Mescid-i Aksa’nın postallarla çiğnenmesine izin vermeyiz. Arap âlemindeki diğer devletlerin birçoğu susuyor olabilir ama biz susmayız. Dünyadaki Müslümanların hiç biri de bu konuya sessiz kalmayacaktır. Bana göre dünyadaki en büyük güç sevgidir. Bugün AK Parti’yi de iktidara taşıyan milletin, kurucu genel başkanımıza, şimdi başbakanımız olan Sn. Ahmet Davutoğlu’na olan sevgisidir. Eğer sevgiyi kaybeden olursa aslında elindeki var olan en büyük gücü kaybetmiş demektir. Bugün Yahudiler yaptıkları bu faaliyetlerle dünyanın nefretini kazanmıştır. Çünkü tüm insanlık inanç hürriyetini temel hak ve hürriyet olarak görmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve Avrupa Sözleşmesinde insanın yaşama hakkı dâhil tüm hak ve hürriyetleri sırayla sayılırken inanç hürriyeti de bunlardan biridir. Eğer Mescid-i Aksa’ya bugün Müslümanlar girip ibadet edemiyorsa ve aynı zamanda Mescid-i Aksa yani Müslümanların ilk kıblesi postallarla çiğneniyorsa bu temel hak ve hürriyetlerden olan inanç hürriyetine saldırıdır. İnsan hakları Evrensel Beyannamesine İsrail Devleti’nin taammüden saldırısıdır.  Bu da doğal olarak hem Yahudilerin hem de İsrail Devleti’nin dünya nezdinden nefret kazanmasına vesile olmaktadır. Bu yaptıkları faaliyetlerin altında er ya da geç ezileceklerdir. Çünkü dünyada hiçbir zaman zalimler uzun süre kazanamamıştır ve uzun süre iktidarda kalamamıştır. Sosyal ve siyasi olayların kesin kuralıdır. Baskıya dayanan sistemler ve rejimler mutlaka yıkılır.

Çözüm süreci şuan ne aşamada ilerliyor?

Aslında bizim programımıza baktığınız zaman biz bunu yazmıştık. Kısaca o bölümünden bahsedersek; “Kimimizin güneydoğu, kimimizin Kürt, kimimizin terör sorunu dediğimiz olay maalesef Türkiye’nin bir gerçeğidir. Partimiz bu sorunu toplum hayatımızda neden olduğu olumsuzlukların bilinciyle bölge halkının mutluluğunu, refahını, hak ve özgürlüklerini gözeten, Türkiye’nin bütünlüğü ve üniter devlet yapısıyla birlikte bölgeyi tehdit eden terörün önlenmesinde zaaf yaratmayacak bir şekilde kalıcı, tüm toplumun duyarlılığına saygılı etkili ve sorunları kökünden çözmeye yönelik bir politika izleyecektir. Bu bölgemizdeki kültürel farklılıklar partimiz tarafından zenginlik kabul edilmektedir.” diye devam ediyor. Aklınıza gelebilecek tüm konularda partiyi kurduğumuzda programımıza icraatlarımızın tamamını yazdık. Biz anayasal düzenlemelerle, Avrupa Birliği’ne uyum yasalarıyla birlikte Doğu ve Güneydoğuda bu olağanüstü halin kaldırılmasından başlayarak ki geldiğimiz gün kaldırdık. Bölge halkı olağanüstü halin kaldırılmasından başka bir şey istemiyordu. Arkasından PKK terör örgütünün veya onun yandaşlarının bölgede halkı istismar ettikleri bütün konuları yasal ve anayasal düzenlemelerle birer birer çözmeye başladık. Biz buna 2002 yılında başladık aslında demokratikleşme paketi, kardeşlik projesi, arkasından çözüm süreci denilen süreç ilk geldiğimiz günden başlayan bir süreçtir. Biz bu süreci milletimizle başlattık. Bu konuyu istismar edenler, özellikle bu işin siyasal uzantısı olan partinin mensupları paniğe kapıldılar. Baktılar ki AK Parti bunların bölge halkını istismar ettiği hususların tamamını yasal düzenlemelerle çözüyor. Onların elinde var olan, bölgeyi istismar eden, o bölgenin halkını kaldırdıkları hususları biz 2002 yılında halkımıza söz verdiğimiz gibi tek tek yapmaya başladık.

Tüm bunlardan sonra silahların bırakılması ve terör örgütüne mensup kişilerin ülkeyi terk etmesiyle ilgili çözüm süreci de dâhil olmak üzere bir süreç başladı. Biz iktidar olarak bir kısım yasal düzenlemeler ve özellikle teröre bulaşmamış olanların topluma kazandırılması ve demokratik siyasal mücadele yapması yönünde yasal düzenlemeleri yaptık. 2013 Mayısında terör örgütü silahları bırakarak ülkeyi terk edecekken gezi olayları başladı. Gezi olayları meydana geldiğinde terör örgütü durdu. Hele durun bakalım herhâlde bir iktidar boşluğu gözüküyor diye gezi olaylarını bahane ederek biz her zaman olduğu gibi kendi yapacağımızı söylediğimiz hususları, yasal düzenlemeleri yapmış olmamıza rağmen konuyu beklemeye aldılar. Arkasından 17 Aralık ve 25 Aralık yargı üzerinden hükümete taammüden bir saldırı oldu. Bunun üzerine de terör örgütü bu konuyu beklemeye aldı ve sözlerinde durmadılar. Bölgede kamu düzenini ve kamu otoritesini aşındırmaya yönelik faaliyetlere yöneldiler. Ama bununla ilgili çok sert tedbirler alacağımızı anladıklarında ki o son olaylarda bölgede birçok esnafın dükkânlarını yaktılar, yağmaladılar, bölge insanına zarar verdiler ve bu olayları bir anda kestiler. Şimdi çözüm sürecine yanaşabiliriz gibi çok cılız sesler duymaya başladık. Esasen o nevruzdaki kalabalığın gözündeki mutluluktan bende umutlanmıştım. Yani çözüm sürecine o bölgedeki halkın inandığını, silahların artık susması, insanların ölmemesiyle ilgili BDP tabanının da o nevruz günü çok istekli olduğunu ben gözlemledim. Fakat arkasından kandilden farklı sesler çıkmaya başladı. Avrupa’dan faklı sesler çıkmaya başladı. Yani her kafadan bir ses çıkan, silahı elinden bırakmayı arzulamayan bir görüntü ortaya çıkmaya başladı. Ama biz buna rağmen çözüm sürecini milletle, halkla sürdürmeye devam edeceğiz dedik.

Çözüm süreci PKK terör örgütünü boğacaktır. O bölgedeki insanlar tarafından boğacaktır. Çünkü Ak Parti doğuda ve güneydoğuda birinci partidir. 2011 seçimlerine bir hafta kala televizyondaki bir programda şimdiki cumhurbaşkanımız, o günkü genel başkanımız şu sözü sarf etmişti: “Bu terörist başı Öcalan yakalandığında, eğer ben hükümet ortağı olsaydım bu terör örgütünün başını idam ederdim, eğer idam edemiyorsam hükümeti bozarım.” Diye bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamadan bir hafta sonra 2011 seçimleri olmuş ve Ak Parti bu sözü söyleyen genel başkanın liderliğinde doğuda ve güneydoğuda birinci parti olmuştur. Bu çok önemli bir sosyolojik olaydır. Dolayısıyla çözüm sürecine, silahların susmasına ve tüm bu demokratik adımlara bölge halkı çok olumlu bir cevap vermektedir. Böyle bir beklenti vardır. Anketlerde de bu ortaya çıkmaktadır. Biz çözüm sürecine devam edeceğiz ama kamu otoritesinin aşındırılmasına izin vermeyeceğiz bunu önümüzdeki günlerde de onlar çok iyi bir şekilde görecektir.

RÖPORTAJ: AYŞEGÜL AKTEPE

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim