• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Kayseri : 1 °C
  • Ankara : -1 °C
  • İstanbul : 9 °C

Akan kan bu milletin evlatlarının kanıdır

Akan kan bu milletin evlatlarının kanıdır
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. MUSTAFA KAMALAK BASIN TOPLANTISI YAPTI:

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

Hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Haftalık olağan basın toplantımıza hoş geldiniz.

Bu toplantının, ülkemiz, İslam Âlemi ve bütün insanlık için hayırlara

vesile olmasını diliyorum. 

 

 

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)

Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Tasarı’nın bu hafta

Meclis Genel Kurulu’nda yasalaşması bekleniyor.

 

Elbette Terör bu Milletin ortak dramı ve ortak acısıdır.

Akan kan bu milletin evlatlarının kanıdır.

Yani akan kan bizim kanımız.

Yanan can bizim canımızdır.

Al bayrağa sarıp mezara doğru gönderdiğimiz şehitler bizim

gençlerimizdir.

Ortak acılar ortak kararlılıklar gerektirir.

 

 

Biz bu yüzden, Saadet Partisi olarak terörü önleyecek, akan kanı

durduracak her türlü adımı destekler, her türlü çabayı alkışlarız.

Bu ülkenin birlik ve beraberliğini sağlayacak, bu milletin kardeşliğine katkı

yapacak her türlü kanuni, ahlaki ve vicdani düzenlemeyi yürekten destekler, her

türlü değişikliği alkışlarız.

 

 

Çünkü biz, en başından beri “terörle müzakere edilmez, mücadele

edilir” diyoruz.

Kandil’den gelenler, Habur’da davul-zurna ile karşılandığında aynısını

söyledik.

 

PKK’lılar, bizim polisimize-askerimize nanik yaparken de aynısını

söyledik.

Bu hükümet, bu iktidar valilere, “ne yaparlarsa yapsınlar asla müdahale

etmeyeceksiniz” talimatı verdiğinde de biz aynı şeyi söyledik.

Şimdi de aynı şeyi söylüyoruz.

 

 

Bizim terörle mücadele konusunda ne duruşumuzda, ne yaklaşımımızda, ne

de söylemimizde en ufak bir değişiklik yok.

Ama bu hükümetin geldiği nokta gerçekten kendileri adına dramatik,

ülkemiz adına, milletimiz adına ise endişe vericidir.

 

Zira bu hükümet 07.07.1997 tarihli EMASYA (Emniyet-Asayiş-

Yardımlaşma) protokolünü “özgürlükler için bir tehdit” olduğu gerekçesiyle

04.02.2010 tarihinde yürürlükten kaldırmış, ancak 18 Haziran 2013’te yeni bir

EMASYA Protokolünü yürürlüğe koymuştur.

 

 

Acaba Ak Parti eski Emasya Protokolünü kaldırırken mi yanlış yaptı?

Hemen üç sene sonra yeni EMASYA Protokolünü yürürlüğe koyarken mi yanlış

yapıyordu?

Acaba hangisinde aldatılıp kandırılmıştı?

Şimdi ise, özgürlükler adına, daha vahim bir durumla karşı karşıya

bulunuyoruz.

 

Çünkü ülke çapında “Sürekli sıkıyönetim” mahiyetinde olan TSK Personel

Kanunu’ndaki değişikliklerin bu hafta yasalaşması bekleniyor.

Bu tasarı dikkatli bir şekilde incelendiğinde görülecektir ki; bu düzenleme

bir sıkıyönetim ilanıdır. Bir olağanüstü hal ilanıdır. Genel ve süreklidir.

Daha vahimi, kaldırdıkları EMASYA Protokolü bir “İdari İşlem”di.

 

“Yeni Düzenleme” ise adeta Nasrettin Hoca’nın fil hikâyesini hatırlatıyor.

Çünkü EMASYA Protokolüne nispetle çok daha ağır hükümler getirmekte ve

kanunla yapılmaktadır.

 

Dahası Parlamentonun görevini, bakanlar kurulu kararnamesi ile doğrudan

askere devretmektir.

Daha açık ifadesiyle, bu tasarı “kaş yapacağım derken göz

çıkarmaktadır.”

7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde en büyük vaat olarak “Yeni Anayasa”

sözü veren bir iktidarın, bırakın yeni anayasa yapmayı, eski anayasaları, hatta

darbe dönemlerini bile aratır hale gelmesi hazin bir durumdur.

 

Nitekim Sayın Davutoğlu’nun, Başbakanlıktan azledilme gerekçelerinden

birinin bu düzenlemeye karşı çıkması olduğu iddiası, olayın vahametini anlamak

için yeterlidir.

Maalesef askerimize nanik yapılırken verilen talimatlar ne kadar yanlışsa

bugün sınırı ve muhtevası belli olmayan, süresi ise sürekli olan bu düzenleme de

o kadar yanlıştır.

 

Geçmişte bunun defalarca sıkıntılı örnekleri yaşanmıştır.

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Bu iktidarın hiç değişmeyen, çok temel bir özelliği var.

Hemen her konuda, başladığı nokta ile sonunda geldiği noktanın180 derece

ters olması.

 

- Ergenekon davalarına savcı olarak başladılar sonra aynı

Ergenekon’un avukatı oldular.

- Dış politikaya, Esad’a kardeşim diyerek, saraylarda ağırlayarak

başladılar sonra hem Suriye’ye, hem de Türkiye’mize telafisi imkânsız

zararlar verecek kadar Esad düşmanı oldular.

 

- Çözüm sürecine, Kandil’in yollarına adeta kırmızı halılar sererek,

Dolmabahçelerde mutabakat imzalayarak başladılar, şimdi ise “taş üstünde

taş, baş üstünde baş kalmayacak” diyorlar.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Devlet yönetimi ciddi bir iştir. Devlet yöneticilerinin attığı her adımın bir

hesabı, her sonucun bir faturası vardır.

Bir gün gelir o hesap sorulur.

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

 

Bugün imtihanın en zorlusunu veriyoruz. Kardeşlik imtihanından

geçiyoruz.

Öfke ile kalkan zarar ile oturur.

Şunu net olarak söylemek isterim ki, sadece güvenlikçi politikalar, sadece

askeri tedbirler sorunu çözmekten çok uzaktır. Otuzbeş yıllık uygulama

göstermiştir ki, silahlı müdahalenin tek yöntem olarak kullanılması sorunu daha

da derinleştirmektedir.

 

Daha açık bir ifadeyle “adam öldürerek terör bitirilemez.”

Yanlış anlaşılmayı önlemek için hemen belirtelim ki teröre karşı

silahlı mücadele elbette olacaktır. Teröre karşı silahlı müdahale gereklidir

ve ilk başta gelen birinci şarttır.

 

İkinci şart, iktisadi tedbirlerdir. Yani devlet, silahlı müdahaleyi

iktisadi tedbirlerle, kamu yatırımlarıyla desteklenmelidir. Yani bölge

halkına iş imkânı sağlanmalıdır.

 

Üçüncü olarak, bölge için bir kısım mali teşvikler getirilmelidir.

Örneğin:

Bölgedeki şirket yatırımlarından 25-30 yıl kurumlar vergisi

alınmamalıdır.

Dördüncü olarak, teröre önlemek için, Milli Eğitim Sistemimiz,

milletimizin inanç yapısına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.

Örneğin:

Milletimizin inancına göre “Masum bir kimseyi öldüren tüm

insanlığı katletmiş gibi günaha girer.”

 

Çocuklarımıza ilkokuldan itibaren bu ruh verilmelidir. Yani

çocuklarımıza “Önce Ahlak ve Maneviyat” öğretilmelidir.

Beşinci olarak, komşu ülkelerle barış içinde yaşamalıyız.

Bunun için de, bilhassa siyasilerin, özellikle de devlet adamlarımızın

sürekli olarak “barış dili” kullanmaları gerekir.

 

Çünkü hep söylediğimiz gibi barış olmadan üretim, üretim olmadan

kalkınma, kalkınma olmadan güçlü ve müreffeh bir Türkiye olamaz.

Bu duygu ve temennilerle katılımınızdan dolayı bir kez daha teşekkür

ediyor, hayırlı çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim