• BIST 106.843
  • Altın 142,274
  • Dolar 3,5366
  • Euro 4,1208
  • Kayseri : 32 °C
  • Ankara : 30 °C
  • İstanbul : 27 °C

AKP olduğu sürece Türkiye'nin ve Türk milletinin başına her şey gelebilir.

AKP olduğu sürece Türkiye&#39nin ve Türk milletinin başına her şey gelebilir.
Bugün terörle mücadele edenler, yarın başlarına ne geleceklerini bilmiyorlar. Dün teröre karşı kahramanca mücadele edenler, bugün büyük sıkıntı içindeler. Sanki kendilerinden intikam alınıyor. Özerlik iddiaları aslında Sevr Antlaşmasındaki muhtariyet-i ma
BAŞBAKAN İÇTEN İÇE FEDERASYON İSTİYOR

Bölücü terör konusunda ABD'den ziyade İran'la müşterek hareket etmenin yolları açılabilir.

Meclis'in protesto edilmesini hiç doğru ve kabul edilebilir bulmadık. Gazilik unvanına sahip kutlu Meclisimiz en zor zamanlarda bile protesto girişimlerine muhatap olmamış ve kriz üssü haline gelmemiştir. Milletimizin oylarıyla seçilmiş kişilerin özgürlüklerine kavuşamamış olmaları TBMM'nin onur konusudur. Bunun süratli bir şekilde halledilmesi ve çözüme kavuşturulması demokrasi krizinin tamamıyla aşılması için gereklidir.

Türkiye'nin dökülen kana dayanacak mecali kalmadı. Milletimizin sabrı tükendi. Sözde milli birlik ve kardeşlik projesi, düşmanlık üretmekten, etnik nifak saçmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Bu artık kabul edilmeli. Sınır ötesi operasyon dahil olmak üzere, her tedbir mutlaka düşünülmeli. AKP, yanlış yerlerde ittifak arıyor. Önce aynaya bakmalı ve samimi ise kimlerle birlikte olduğunu yeniden gözden geçirmeli.

Hükümet, Kandil ve İmralı'yla görüşme çareleri ararken terörü bitirmesi mümkün değil. Üstüne üstlük terörle mücadele edenlerin moral ve motivasyonları bozuk. Asker zan altında. Terörle mücadele polise havale edilmek isteniyor. Ancak arkasının önünün iyi düşünülmediği kanaatindeyim. Bugün terörle mücadele edenler, yarın başlarına ne geleceklerini bilmiyorlar. Çünkü dün teröre karşı kahramanca mücadele edenler, bugün büyük sıkıntı içindeler. Sanki kendilerinden intikam alınıyor. Buna dur demek lazım.

Özerlik iddiaları aslında Sevr Antlaşmasındaki muhtariyet-i mahalliye ifadesinin bugünkü ismidir. Sevr'de önce özerklik, sonrada büyük Kürdistan'ın kurulması yer almıştı. Bu bitmeyen ve iki yüzyılı aşan Şark Meselesi'nin bir uzantısıdır. Türkiye'nin üniter devlet yapısı büyük bir tehdit altıdandır.

Sözde özerkliğe ulaşmak için bölücüler sürekli tehditler savuruyor. AKP buna karşı cılız birkaç açıklama dışında sessiz ve tepkisiz. Tahmin ediyorum, Başbakan Erdoğan içten içe Türkiye'nin federasyona gitmesini istiyor. Kafasındaki başkanlık sistemiyle bu sürecin örtüştüğünü hesap ediyor olabilir. AKP'yle siyasi bölücüler ve İmralı arasında bir rol paylaşımı olduğunu düşünüyorum. Terör faaliyetleri de tamamen kamuoyunu iknaya ve çözün de ne yaparsanız yapın noktasına getirmeye odaklı. AKP buna prim veriyor.

Orhan Karataş: Efendim, tutuklu milletvekillerinin durumu uzun bir süre konuşuldu. CHP ve bağımsız milletvekilleri yemin etmeyerek Meclis'i protesto ettiler. Gerekçe olarak da tutuklu milletvekillerini gösterdiler. Sonra CHP yemin etse de, BDP buna yanaşmadı. Partinizin de tutuklu bir milletvekili olmasına rağmen, Meclis'te siz yemin ettiniz ve protestolara tevessül etmediniz. TBMM'nin saygınlığına gölge düşürmemek için gerekli tavrı gösterdiniz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devlet Bahçeli: Yaşananlar bir defa siyaset ve demokrasi krizidir. Bunun sancıları hala devam ediyor. Meclis'in protesto edilmesini hiç doğru ve kabul edilebilir bulmadık. Gazilik unvanına sahip kutlu Meclisimiz en zor zamanlarda bile protesto girişimlerine muhatap olmamış ve kriz üssü haline gelmemiştir.

Biz meseleye ana muhalefetten ve diğerlerinden farklı bakıyoruz. Bunun içinde benzer bir soruna sahipsek de, değişik bir tutum takındık. Bir defa tutuklu olduğu halde seçilen bir kişinin milletvekili olmasının önünde mevzuattan kaynaklanan bir engel bulunmuyor. Anayasa'nın 76. Maddesiyle 2839 Sayılı Siyasi Partiler Kanunun 11.maddesi çok açık. Bu maddeler milletvekilliğine mani halleri sıralıyor. Burada tutuklu bulunan birisinin milletvekili olmayacağına dair bir hüküm bulunmuyor.

Kaldı ki 2007 seçimlerinde bölücülükten dolayı tutuklu bulunan bir şahıs milletvekili seçilince serbest kalmıştı. Yani konuyla ilgili emsal bir karar da ortada duruyor. Hal böyleyken, hakkında hüküm verilmemiş birisinin millet iradesiyle seçilmesine rağmen serbest bırakılmaması yanlı ve başka maksatları gözeten bir uygulamadır. Bize göre gerçek bu.

Biz bu sorunun aşılması için, 4 Temmuz tarihli Meclis Grup toplantımızda dört maddelik bir çözüm teklifi getirdik. Bundan sonrada Meclis'te uygun bir zemin oluştu ve CHP'yle AKP bir araya gelerek bir mutabakata vardı. Bu eksende de 11 Temmuz günü CHP milletvekilleri yeminlerini ettiler. Ancak tutuklu milletvekillerinin sorunları henüz çözülebilmiş değil.

Bunun çok sakıncalı ve yanlış bir durum olduğu ortada. Milletimizin oylarıyla seçilmiş kişilerin özgürlüklerine kavuşamamış olmaları TBMM'nin onur konusudur. Bunun süratli bir şekilde halledilmesi ve çözüme kavuşturulması demokrasi krizinin tamamıyla aşılması için gereklidir. Millet iradesi en büyük kefaret olarak kabul edilmeli ve adalet yapılması gerekeni bir an önce yerine getirmelidir.

MHP'nin yemin krizi ve tutuklu milletvekillerinin durumuyla ilgili 4 Temmuz tarihli grup toplantısında açıkladığı çözüm önerileri:

Partimiz, ülkemizi kargaşanın eşiğine kadar getiren yemin ve boykot krizinin giderilmesi ve tutuklu bulunan milletvekillerinin durumunun aciliyeti açısından şu önerilerini kamuoyunun bilgisine sunmaktadır.

1- Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet egemenliğinin somutlaştığı yerin adıdır ve sahip olduğu Gazilik unvanıyla hepimizin gurur kaynağıdır.

Millet iradesinin heba edilmemesi ve milletimizin çekişmelerle oyalanmaması için yemin ve boykot krizinin tarafları bu eylemlerine bir an önce son vermeli ve Meclis'teki yerlerini almalıdırlar.

2- Halen tutuklu bulunan milletvekilleri sadece kendi partilerinin değil, üyesi bulundukları Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de haysiyet konusudur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu bulunan bütün siyasi partilerden seçilecek temsilciler bir araya gelmeli, ahlaki ve tutarlılık gereğince tutuklu bulunan milletvekillerinin haklarını savunacak bir Meclis bildirisi için temel zemin oluşturmalıdırlar.

Millet iradesinin en büyük kefaret olacağı hatırlatılmalı ve bunda da tavizsiz olunmalıdır.

3- Yürürlükteki yasal hükümler, tutuklu bulunan milletvekillerinin salıverilmesine engel değildir.

Tutuklu milletvekillerinin önüne, Anayasanın 14. ve 83. maddelerini mani bir hal olarak çıkarmak zorlama ve yanlı bir tutum olacaktır.

Kaldı ki, 2007 seçimlerinden sonra tutukluyken serbest kalan bir şahıs için uygulanan hukuki hükümler bugünde geçerlidir.

O halde, yorum ve içtihat açısından yeni bir yola gerek yoktur.

Yalnızca kanun ve anayasa hükümlerinin objektif kriterler çerçevesinde uygulanması ve iktidarın bu konuda ön ayak olması meseleyi kökünden çözecektir.

4- Bunlara rağmen de bir çözüm ortaya çıkmıyorsa, Anayasanın 76. maddesine, tutukluyken seçilen milletvekillerinin durumlarını daha da netleştirecek ve serbest kalmalarını sağlayacak bir ifade ilave edilerek içinde bulunulan krizin ortadan kaldırılması mümkün olabilecektir.

Bu önerilerimize rağmen, tutuklu bulunan milletvekilleriyle ilgili bir adım atılmazsa, o zaman aklımıza bu kişilerin başka davalara denge unsuru olarak tutulduğu hususu gelecektir.

İmralı, Silivri ve KCK arasında denge arayışları varsa ve mesela Sayın Engin Alan bölücülere karşı rehin olarak tutuluyorsa, er ya da geç bunun hesabını sormak bizim için namus borcu olacaktır.

Orhan Karataş: Bağımsız milletvekillerinin tutumunu nasıl ele alıyorsunuz. Mesele Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşürülmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Devlet Bahçeli: Bahsettiğiniz şahıs bir yılı aşan bir hüküm giymiştir. Bu nedenle milletvekili olması zaten mümkün değildir. Müracaat aşamasında bu sorunun giderilmesi gerekirken, YSK ihmal göstermiş ve bölücü niyetlerin eline koz vermiştir. Geçtiğimiz Nisan ayında bir grup bölücü şahsın milletvekilliği adaylığını YSK önce geri çevirmişti.

Ancak takip eden süreçte yurdumuzun değişik yörelerinde olaylar çıktı. Bir kişi öldü ve çok sayıda kişi de bu olaylar neticesinde yaralandı. Bunun üzerine hükümet ve Cumhurbaşkanı konuya sahip çıktı ve YSK'yı baskı altına aldılar.

Daha sonra da YSK verdiği karardan geri adım attı ve göz göre göre tehditlere boyun eğdi. Bugünkü sürecin gerisinde bu hatalarla dolu süreçte bulunuyor. Milletvekilli olamayacak birisinin seçimlere katılması ve üstelik bir ara mazbatasını bile alması bölücüleri yüreklendirdi ve küstah taleplerine gerekçe oldu. Sonuçta gecikmiş olsa da bu şahsın milletvekilliğinin düşürülmesi hukukidir ve olması gereken bir uygulamadır.

Orhan Karataş: Son zamanlarda terör saldırıları ciddi düzeyde arttı. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Devlet Bahçeli: Hakikaten ülkemiz kritik bir eşikten geçiyor. Bir düşünün: Bundan on yıl önce konuşulması bile mümkün olmayan çarpıklıklar bugün alenen savunuluyor ve Türkiye'yi yönetenlerde karşılık buluyor. Ülkemiz PKK açılımının tüm acı sonuçlarını yaşıyor. Silahlı terörü arkasına alan bölücülük hızla ilerliyor.

Türk milletinin değerleri, prensipleri ve yeminleri aşındırılıyor. Dikkat edin, 12 Haziran'dan bu tarafa hemen hemen her gün şehit veriyoruz. Birbuçuk aylık zaman diliminde 35 vatan evladını şehit verdik. 14 Temmuz tarihinde Diyarbakır Silvan saldırısında 13 Mehmetçiğimizi kaybettik. Hala şehit vermeye de devam ediyoruz.

Son dört yıldır terör kanlı yüzünü her fırsatta gösterdi. AKP'nin politikalarından cüret ve cesaret kazandı. Hafıza tazelemek açısında bazı kanlı saldırıları hatırlatmayı faydalı görüyorum. Vereceğim örnekler, terörün şiddet ve vahşet tablosunun yalnızca bir kısmıdır:

7 Ekim 2007 tarihinde Şırnak'ta onüç ve 21 Ekim 2007 tarihinde Hakkari Dağlıca komando taburuna yapılan saldırı sonucunda oniki şehit verilmiş ve sekiz Mehmetçikte kaçırılmıştı.

11 Ağustos 2008 tarihinde Erzincan Kemah ilçesinde mayın patlaması sonucunda dokuz, 28 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Güngören'de onaltı sivil vatandaş, 4 Ekim 2008 tarihinde Hakkari ili Şemdinli ilçesindeki Aktütün sınır karakolunda onbeş, 8 Ekim 2008 tarihinde Diyarbakır'da altı, 15 Ekim 2008 günü Hakkari ili Kavaklı bölgesinde beş, 29 Nisan 2009 tarihinde Diyarbakır'ın Lice ilçesi Abalı Köyü yakınlarında dokuz, 8 Eylül 2009 tarihinde Hakkari'nin Çukurca ve Siirt'in Eruh ilçelerinde sekiz, 19 Haziran 2010 günü Hakkari Gediktepede sekiz, 31 Mayıs 2010 tarihinde Hatay'ın İskendurun ilçesinde altı, 27 Temmuz 2010 tarihinde Hatay'ın Dörtyol ilçesinde dört, 1 Ağustos 2011 tarihinde Van'ın Başkale ilçesinde üç şehit verdik.

Bu kadar kayıp ancak savaş şartlarında verilebilir. Bir tarafta terör kan döküyor, öbür tarafta insan hakları ve barış sözleri münafıkça ağızlardan düşmüyor.

Bir tarafta Mehmetçik şehit oluyor, diğer tarafta İmralı canisiyle müzakere masaları kuruluyor. İşte AKP'nin açılım denilen yıkım projesinin kanlı bilançosu.

Teröristler Kandil'de yuvalanıyor, ama Başbakan Erdoğan terörün hamisi Barzaniyle kucaklaşıyor ve sazlı sözlü eğlence geceleri düzenliyor.

AKP bir karar vermeli. Durduğu yeri tekrar gözden geçirmeli. Kandil'i toz duman etmek için vakit kaybetmemeli. Artan ve keskinleşen bölücülüğü frenlemek için harekete geçmeli. Bölücülere umut vermekten ve ayrılıkçı emelleri okşamaktan vazgeçmeli. PKK açılımına son vermeli.

İmralı'nın ağzını kapatmalı ve dağlarımızdaki eli kanlı canileri mutlaka etkisiz hale getirmeli.

Türkiye'nin dökülen kana dayanacak mecali kalmadı. Milletimizin sabrı tükendi. Sözde milli birlik ve kardeşlik projesi, düşmanlık üretmekten, etnik nifak saçmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Bu artık kabul edilmeli.

Sınır ötesi operasyon dahil olmak üzere, her tedbir mutlaka düşünülmeli. Bakın İran, Kandil'i ablukaya aldı bile. ABD'yle eş zamanlı istihbarat paylaşımı bir işe yaramıyor. Zira terörün bitmesini en başta küresel çevreler istemiyor. AKP, yanlış yerlerde ittifak arıyor. Önce aynaya bakmalı ve samimi ise kimlerle birlikte olduğunu yeniden gözden geçirmeli.

Orhan Karataş: Efendim terör sizce nasıl bitirilir? Bunun hazır bir reçetesi ve yolu var mı?

Devlet Bahçeli: Terörün bitirilmesi için öncelikle kapsamlı bir bölücülükle mücadele planı hazırlanmalı. Terör, bölücülüğün yalnızca bir kısmı. Bugün şehirlerimiz de bölücü saldırıların tehdidi altında. Taksim'deki canlı bombayı ve az önce dile getirdiğim Güngören'deki hunhar saldırıyı hatırlayınız.

Teröristlerin son ferdine kadar ele geçirilmesi ve adalete teslim edilmesi için milli bir niyet ve kararlılık ilan edilmeli. Güvenlik önlemleri başta olmak üzere, her türlü tedbir devreye sokulmalı. Bakınız Srilanka'da devlet karar verdi ve kısa süre içinde ayrılıkçı militanlarını tesirsiz hale getirdi. Bugün ülkemizde de önce silahlı terörün kesinkes tasfiyesi gerekiyor. Milletimizin bu konuda dayanacak gücü kalmadı.

Irak'ın kuzeyindeki peşmerge yönetimine gerekli ültimatom verilmeli. Peşmerge yönetimi, teröristlere sahip çıkmasının gerekli sonuçlarını yaşamalı. ABD'nin bölgedeki varlığı ve peşmergenin küstahlığı, PKK'nın tutunabilmesi ve eylemlerini planlayabilmesi açısından büyük imkan sunuyor. Dış politikada başarı kazandık masalı anlatan AKP, başka yerlere odaklanacağına önce diplomasiyi de kullanarak terörün kaynaklarını kurutacak ve dayanaklarını çökertecek çareler üretmeli. Mesela bölücülü terör konusunda ABD'den ziyade İran'la müşterek hareket etmenin yolları açılabilir. Nihayetinde Kandil ifriti İran'ın da hedefinde.

Bölücülüğün ürediği alanlar kurutulmalı ve devlet tavizsiz olmalı. Silahlı terör bitirildikten sonra, sosyolojik, psikolojik ve ekonomik mülahazalar ve değerlendirmeler yardımıyla terörün insan kaynağı ve mali imkanları masaya yatırılmalı ve bir sonuca ulaşılmalı.

Ne var ki hükümet, Kandil ve İmralı'yla görüşme çareleri ararken terörü bitirmesi mümkün değil. Üstüne üstlük terörle mücadele edenlerin moral ve motivasyonları bozuk. Asker zan altında. Terörle mücadele polise havale edilmek isteniyor. Ancak arkasının önünün iyi düşünülmediği kanaatindeyim.

Eşkıyaya karşı kahramanca mücadele veren güvenlik güçleri önce Ankara'nın tavrına bakar. Eğer kendilerine sahip çıkılmadığını hissederlerse yalnız kalırlar. Bugün terörle mücadele edenler, yarın başlarına ne geleceklerini bilmiyorlar. Çünkü dün teröre karşı kahramanca mücadele edenler, bugün büyük sıkıntı içindeler. Sanki kendilerinden intikam alınıyor. Buna dur demek lazım. Türk devleti âlicenaplığını ve ahde vefasını kendi kahramanlarına mutlaka göstermeli.

Orhan Karataş: Geçtiğimiz günlerde demokratik özerklik ilan edilmişti. Özellikle yeni anayasayla ilgili siyasi bölücülerin ciddi bir beklentisi var. Sizce bu süreç nereye gider?

Devlet Bahçeli: Demokratik özerklik zırvası bölücülüğün geldiği aşamayı ve pervasızlığını göstermesi bakımından dikkate değer. Süreç önlenemezse ve lazım gelen tedbirler alınmazsa Türkiye'nin bölünmesi ve bir kardeş kavgasına düşmesi kaçınılmaz olur. Özerlik iddiaları aslında Sevr Antlaşmasındaki muhtariyet-i mahalliye ifadesinin bugünkü ismidir. Sevr'de önce özerklik, sonrada büyük Kürdistan'ın kurulması yer almıştı.

Söz konusu antlaşmanın özellikle 62-64. maddeleri buna yöneliktir. Anlaşılıyor ki, Sevr kâbusu AKP'yle birlikte bir kez daha başını kaldırmıştır. Bu bitmeyen ve iki yüzyılı aşan Şark Meselesi'nin bir uzantısıdır. Türkiye'nin üniter devlet yapısı büyük bir tehdit altıdandır.

Nitekim bölücülük taleplerini ardı ardına sıralıyor. İstediklerini aldıkça daha da hevesleniyor. Vergi vermeme konuşuluyor. Şimdi de Demokratik Toplum Kongresi, İmralı canisinin özgürlüğüne kavuşması hedefini duyurdu.

Sözde özerkliğe ulaşmak için bölücüler sürekli tehditler savuruyor. Ne var ki AKP buna karşı cılız birkaç açıklama dışında sessiz ve tepkisiz. Tahmin ediyorum, Başbakan Erdoğan içten içe Türkiye'nin federasyona gitmesini istiyor. Kafasındaki başkanlık sistemiyle bu sürecin örtüştüğünü hesap ediyor olabilir.

Çünkü Başbakan'ın ve partisinin politikaları Türk milletinin birlikte yaşamasına katkı vermiyor ve bunu hiç önemsemiyor. Yüzde 50 oy oranı AKP'yi iyice şımartmışa benziyor. Bu itibarla, AKP'yle siyasi bölücüler ve İmralı arasında bir rol paylaşımı olduğunu düşünüyorum. Terör faaliyetleri de tamamen kamuoyunu iknaya ve çözün de ne yaparsanız yapın noktasına getirmeye odaklı. AKP buna prim veriyor.

Eğer süreç planlandığı gibi giderse, yeni anayasayla etnik kimlikler tanınacak ve Türkiyelilik hezeyanı gerçekleşebilecek. Türk milletinin 36 parçaya ayrılması böylelikle AKP'ye verilen ihaleyle hayat bulacak.

Sayın Erdoğan'ın seçimlerden sonra kurduğu 61.Hükümetin programına bakarsanız aslında bütün her şeyi kolaylıkla görebilirsiniz. AKP'nin ne terörle, ne de bölücülükle mücadele etmeye niyeti ve kararı bulunuyor. Türkiye'nin temel meselelerine yönelik hiçbir teklif ve destek vereceğimiz bir öneri getirmiyor.

Bu itibarla AKP olduğu sürece Türkiye'nin ve Türk milletinin başına her şey gelebilir. Bunlar arasında elbette demokratik özerklik fesadı da var. Ama MHP faktörünü hiç kimse ihmal etmesin. Bedeli ne olursa olsun milli hedeflerin, kararların çiğnenmesine ve dışlanmasına müsaade etmeyeceğiz. Demokratik tepkimizi ve direncimizi her platform da göstereceğiz.



ortadoğu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • CHP'Lİ BAŞKAN PROKOLÜ AĞLATTI17 Temmuz 2017 Pazartesi 12:41
  • Erdoğan: Bu hainlerin kafasını koparacağız15 Temmuz 2017 Cumartesi 23:54
  • Bahçeli'den kritik uyarı!15 Temmuz 2017 Cumartesi 17:20
  • Ahmet Hakan Abdullah Gül'ü Gülen ile fena yakaladı14 Temmuz 2017 Cuma 12:23
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan OHAL açıklaması12 Temmuz 2017 Çarşamba 15:28
  • KILIÇDAROĞLU 10 MADDELİK ADALET ÇAĞRISI YAPTI09 Temmuz 2017 Pazar 19:12
  • AK PARTİ'DE İHRAÇLAR BAŞLIYOR09 Temmuz 2017 Pazar 16:03
  • Erdoğan'dan Alman gazeteciye müthiş kapak08 Temmuz 2017 Cumartesi 20:54
  • Bahçeli'den yürüyüş talimatı08 Temmuz 2017 Cumartesi 09:23
  • AK Parti'de teşkilat revizyonu başladı06 Temmuz 2017 Perşembe 19:30
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim