• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Kayseri : -2 °C
  • Ankara : 0 °C
  • İstanbul : 8 °C

Ankara’ya bilet almak isterim!

Ankara’ya bilet almak isterim!
Bu hafta Psikiyatri Uzmanı Dr. İsmail Gökşen’in muayenehanesine konuk olduk
İçeri girer girmez sıcak bir ortam karşılıyor sizi. Antika sandalyeler, ney, bağlama, kitaplar… Oldukça mütevazı bir kişiliğe sahip İsmail Gökşen, biraz da heyecanlı… TEMA Vakfı’nda 14 yılda 550 bin fidan dikimine vesile oldum diyor gururla. 10 parmağında 10 marifet derler ya işte onlardan birisi de İsmail Gökşen… Doktor, sivil toplum kuruluşu ve vakıf başkanlığı yanısıra siyasetçi kimliği de mevcut... HAS Parti İl Başkanlığı da yapan Gülşen’in AK Parti vekil adaylığı için de ismi geçiyor. Kendisi ise ‘Ankara’ya bilet almak isterim” diyor. İşte İsmail Gökşen...
 
Nerede doğdunuz, hangi okullara gittiniz?
 
1954 yılında Pınarbaşı’nın Kurttepe Köyü’nde doğdum. Çiftçi ve duvar ustası bir baba ile ev hanımı bir ananın oğluyum. İlkokulu komşu bir köyde; ortaokulu Mimarsinan Yatılı Öğretmen Okulu’nda,  lise öğrenimimi Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nda, üniversite öğrenimimi Hacettepe Üniversitesi Kayseri Gevher Nesibe Tıp Fakültesi’nde tamamladım.  İhtisasımı Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde aldım. 1987-89 yılları arasında mecburi hizmet için gittiğim Yozgat’ta İl Sağlık Müdürlüğü yaptım. Uzun yıllar Kayseri Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevini yürüttüm.  2009 mayıs ayında istekli emekli olup; Özel Melikgazi Hastanesi’nde Psikiyatri Uzmanı ve Müdür yardımcısı olarak çalıştım, halen serbest olarak hekimlik yapmaktayım.
 
Duvar ustası bir baba ile ev hanımı bir annenin oğlusunuz. Bu anlamda kendinizi nasıl geliştirdiniz? Sizin zamanınızda okumak da bugünkü kadar da yaygın değildi…
 
O konuda haklısınız. İlkokul 3’ten sonra öğrenim hayatı olmayan bir köyde, Hacettepe Tıp Fakültesi ve Gevher Nesibe Tıp Fakültesi’ni bitirmek nasip oldu. 3 yaşındayken ortamı, 4 yaşındayken babannemin, biz kocana derdik, ölümünü bugün gibi hatırlıyorum. Bizim için hep akıllı çocuk derlerdi. Bizim derslerimiz iyiydi. İlkokulda öğretmen hep pekiyi verirdi, biz aferin vermiyor diye üzülürdük. Derslerim o zamanlar çok iyiydi.
 
Aileniz sizi destekledi mi?
 
Özellikle rahmetli babam, zor şartlarda çalışırdı. O haliyle eğitime yatırımın kıymetini çok iyi biliyordu. Hatta bize gömleğimi satar, seni okuturum diyordu. Babam çok destek oldu. Anam ise o şartlarda okuma yazması yok, babama tabiiydi. Babam ne derse o olurdu. Bizde büyük gayret gösterdik. Köyde bizim masamız camın önünde dururdu. Herkes yatardı, biz gaz lambasının altında ders çalışırdık. O zamanlar böyle lüks yoktu, elektrik filan yoktu. Ama bizde büyük bir okuma gayreti vardı.
 
Ailede sizin örnek aldığınız, sizden önce okumuş iyi yerlere gelmiş birileri var mıydı?
 
Benden önce yoktu. Ama bizden sonra, beni örnek alanlar oldu. Köy yerinde okuyamazsanız şansınız yok. Okulda da bizi çok desteklediler. O günkü şartlarda bir sınava diyelim ki 10 kişi giriyorsa, bu 10 kişinin hepside kazanmak zorundaydı. Okulun ve hocaların kendi prestijleri adına bu zorunluydu. Hocalar birbiriyle yarışırdı. Eğer ki kazanamayacağını düşündüğü öğrencisi varsa sınava bile girdirmezlerdi.
 
Siz öğretmen okulunu bitirdiniz, o dönemde bu okullardan mezun olanlar direk öğretmen olarak işe başlıyorlardı. Siz neden öğretmenliği tercih etmediniz?
 
Biz ortaokulu öğretmen okulunda bitirdik. Hatta dereceyle bitirdim. 5. sınıfı bitirince öğretmen okuluna gittim, o dönem ancak derece yapanlar bu okullara gidebiliyordu. Bu okullara girmek için zekâ testi de yapılıyordu. O günkü şartlarda önümüz açıktı. Ben liseyi bir yılda bitirdim. Hocalara mahcup olmayalım diye çok çalışırdık derslerimize. Sınavda bize tıp puanı gelmiş. Bu puanı da alınca, tıp okuduk. Eşim İngilizce öğretmeni. Özellikle öğretmen istedim ben eşimi, o özlemi eşimle gidermek istedim.
 
Yunus Emre’nin sizin hayatınızda çok önemli bir yeri var, onu nasıl keşfettiniz, kitaplarını okumaya nasıl karar verdiniz?
 
Ortaokulda fizik öğretmenim sen Yunus Emre’yi oku dedi. Hayat boyu da özellikle, “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için, Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim” sözü çok önemlidir benim için. Özellikle tıptan sonra psikiyatriyi seçmemizde bize yol gösterdi. O zamanlar da psikiyatri bugünkü kadar cazip değildi. Şimdi bizim kendi meslektaşlarımız bu mesleği makaraya sarıyorlar.
 
Meslektaşlarımız bu mesleği makaraya sarıyorlar dediniz, toplumda da ‘Ben deli miyim ki psikiyatriste gideceğim?’ algısı var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Geriye doğru baktığımızda psikiyatrinin algısı bozuk. 2500 yıl önce Epitaphs diye bir adam var. Diyorki, “İnsanlara stres veren, olayların kendisi değil; algılarıdır. ” Geriye doğru baktığımızda bu bizim kendi tarihimizde de böyle. Ağır psikiyatrik vakalar var, onların duruşları davranışları farklıdır. Hepimizde gözlemlemişizdir bu tür hastaları. İnsanlardaki asıl sıkıntı acaba onun gibi olur muyum, korkusu. O korkudan dolayı, insanlar psikiyatriyi yanlış algılıyorlar. Böyle olunca, ağaca bakıyım derken, orman ortadan kalkıyor. Hâlâ bu algı bozuk. Bu algıyı düzeltmek için doğru bilgi lazım. Kişi kendi kendine ve çevreye yetmiyorsa, o zaman psikolojik hadiseler başlıyor. Kamuoyu bilgilendirilmiyor, bilgi kirliliği var.
 
Hırslı bir insan mısınız?
 
Hayatta hırsla koşmak yerine sabırla yürümeyi ve en yeni ve en iyiyi takip etmeyi ilke edinmişizdir. Hırs makul olmalı, bizde de makul manada var elbette. Birde maraz kısmı var. Hırs motive etmek için olmalı, maraz kısmına girmemeli. Yunus’un, ‘Yaratılanı, yaratandan ötürü sev” sözü çok derin bir felsefe. Hırs eğir kendine ve çevreye zarar vermeye başlıyorsa sıkıntı vardır. Hırs sosyal bir hastalıktır.
 
Siz uzun yıllar TEMA Vakfı başkanlığı yaptınız. O günleri nasıl değerlendirirsiniz?
 
Ben 14 yıl TEMA Vakfı başkanlığı yaptım. Bu arada Kayseri’ye tam 550 bin fidan dikimine vesile oldum. 10 binlerce öğrenciye erozyonla mücadele hakkında bilgi paylaşımı gerçekleştirdim. Geçenlerde bir ahbabım, ‘Doktor senin bu Kayseri’nin taşında toprağında izin var’ dedi. Bu hizmet gerçekten güzel bir duygu. Ben hekim olmama rağmen gözlerimde toprak alerjisi varmış. 10 milyon meşe palamudu projemiz vardı ve fidanları dikmeye gittik. Ertesi gün uyandığımda gözlerim şişmişti. Meşe palamuduna da alerjim varmış. Ben bu manada çok fedakârlık gösterdim, hepsi insanlarımızın, vatanımızın geleceği için. Alerjim olmasına rağmen hâlâ aynı şeyleri yapıyorum, bu bir sevdadır. Ben kendi muayenehanemi TEMA Ofisi yaptım. Bizler en iyi şekilde bu işin öncülüğünü yaptık.
 
 
Şu an TEMA’da aktif bir göreviniz var mı?
 
Ben HAS Parti il Başkanı olduğumun ertesi günü TEMA’da ki görevimden istifa ettim. Ancak bu bizde sevdadır. Şimdiki arkadaşlar bizlere onursal başkan diyorlar. Sağ olsunlar biz elimizden geleni yaptık, yapıyoruz. TEMA ömür boyu bir uğraştır. Gençler mutlaka bir hobi edinmeli. Bu manada da toprak başlı başına bir kültürdür. Toprağa bulaşan insanlar bir daha diğer olumsuz alışkanlıklara yönelmezler. TEMA dışında da birçok vakıfta yöneticilik yaptım, elimizden geldiğince insanlara yardımcı olmaya çalıştık.
 
Ülkemizde insanların değeri ne yazı ki öldükten sonra biliniyor. Sizin de adınız Yozgat’ta bir tesise verildi. Yaşarken böyle bir şeyle onure edilmek nasıl bir duygu?
 
Yozgat’ta Sağlık Müdürlüğü yaptım zaman bir kasabaya katkılarım oldu. Uzunlu Belediye Başkanı Rahmetli Erol Bey, kasabanın her işine koşardı. Sağ olsun onlarda orada yapılan bir sosyal tesise benim adımı verdiler. Bu gerçekten çok hoş bir duygu. Bizde ömrümüzü vatana, millete adamışız.
 
Tıp’ tan her şey çıkar ara sıra doktor çıkar sözünüz var. Ne demek istiyorsunuz?
 
Tıpçıların çok renkli kişilikleri vardır. Doktorların pek çok hobisi vardır. Kimisi müziğe, kimisi doğaya, kimisi resme yönelir. Tıp eğitimi yoğun, meslek yaşantısı yoğun… Bu yoğunluğa reklam araları koymak lazım. Mesleğiniz icabı da hap dertli insanları dinlersiniz. Ara sıra sizinde kendinize zaman ayırmanız lazım. Bu nedenle söyledim o sözü. Biz tıpçılar doktor da oluruz, doktordan başka her şey oluruz.
 
Peki siz bu manada neler yapıyorsunuz?
 
Ben bahçıvanlık kursu, arıcılık kursu, doğa fotoğrafçılığı gibi kursları bitirdim. Geçen yıl saza merak sardım. Benim kulağımda fena değildir. Saz çalıyorum, ney üflüyorum, cura çalıyorum. Bunlar insanları dinlendiriyor. Benim temel amacımda, hayatıma reklam araları verebilmek. Burada boş zamanımda oldukça müzikle ilgileniyorum. Amaç boş zamanı, hoş zaman olarak değerlendirmek. Notalar iskelet gibidir. Öğrenmeden önce iskelet gibi ona bakarsın, içi boştur. Sadece ‘do,re,mi’ bilirsin. Ama notaları öğrenip, çalmaya başlayınca, iskeletlikten kurtulup, sizin elinizde hayat bulmaya başlıyor.
 
 
Gençlerimiz teknoloji bağımlısı oldu, onlar için neler yapılabilir?
 
Şimdi çevremizdeki gençleri bakıyorum. Hepsi teknolojiyle inanılmaz derecede yakınlar. Ellerinden telefonu düşürmüyorlar. Burada bir iletişim yok, insanlar birbirinden uzaklaşıyor. Beyin artık yeni bilgileri kaydedemiyor. Bunların da madde bağımlıları gibi tedavi edilmesi lazım. Bu gibi vakalarla karşılaşmamak için farklı hobiler edindirmeliyiz gençlerimize.
 
 
 
Kayseri’nin psikolojik sorunları var mı? İnsanlar size en çok hangi rahatsızlıktan dolayı başvuruyor?
 
Kayseri işinde gücünde, ticaretinde bir şehir. Bu konu çok hassas. Dönem denem her toplumun sıkıntıları vardır. Bunlar genel kabul görmüş olaylardır. Kayseri’de toplumsal bir depresyon, toplumsal bir hastalık yok. İnsanlar strese girer çıkar. Olağan şeylerdir bunlar. Stresin azı yarar çoğu zarardır. Kayseri’de de motive edici bir stres var.
 
Genel seçimler öncesi milletvekilliği tahmini listeleri yayınlanıyor. Bu listede sizinde adınız var.  Sizi Ankara’da görebilecek miyiz?
 
Kamuoyunun bu tür görüşüne saygı duyuyorum. Bundan önce AK Parti İl Başkanlığı’na da bir teşebbüsümüz oldu. Parti büyüklerimizin kararına saygı duyuyoruz. Sonuçlar bizim açımızdan olumsuz oldu. Ben HAS Parti ile siyasete girdim. HAS Parti’den öncede bizim oyumuz AK Parti’ye gidiyordu. HAS Parti döneminde Sivas’ta başımdan bir olay geçmişti. Kürsüde bize de söz verdiler. Orada, “Cumhurbaşkanı Kayserili, %65 AK Parti’ye oy çıkıyor, belediyeler AK Partili. Biz de AK Parti’ye ırâk değiliz” dedim. Şimdi Merkez Karar Genel Kurulu’nda Ahmet Dirican var. ‘Galiba başkanın dili sürçtü’ dedi. Daha sonra HAS Parti, AK Parti ile birleşti. Bunun üzerine Ahmet Dirican, ‘Başkan yine senin dediğin oldu’ dedi. Şimdi de kısmet tabii. Hemşehrilerimiz bizi nerede görmek isterse biz orada durmaya çalışırız. Tabi ki hizmet açısından da kendimi donanımlı görüyorum. Parti büyüklerimiz neyi takdir ederse o olur. Biz Ankara’ya bilet almak isteriz. 
 
BÜYÜK KAYSERİ:Röportaj: Dilek Bolat
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim