• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Kayseri : 12 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İstanbul : 16 °C

AVRUPA'NIN KUDÜS'Ü SARAJEVO’DAN HEPİNİZE SELAM OLSUN!

AVRUPA'NIN KUDÜS'Ü SARAJEVO’DAN HEPİNİZE SELAM OLSUN!
Sevgili dostlar, geçen hafta gerçekleştirmiş olduğum Saraybosna seyahatim deki izlenimlerimi bu haftaki yazımda sizlere arz etmek istiyorum.

Müslümanların yakılarak öldürüldüğü, İslamofobinin hortladığı bu günlerde Osmanlının hoşgörüsünün ve adaletinin tecelli ettiği bu öksüz, boynu bükük  topraklardan sizlere az da olsa bahsetmeye çalışacağım. Sözüm ona bugün İsrail’i, Suriye’yi ve Mısırda Sisi’yi destekleyen batılı modern demokrat ve özgürlükçü dostlarımız(!)  bu yazıyı okurlarda kirlenmiş zihinlerinden utanırlar. 

Bildiğiniz üzere ‘Balkan’ kelimesi Türkçe asıllıdır ve dağlık bölge anlamına gelmektedir. Saraybosna Güneydoğu Avrupa’nın kalbinde bulunmakta olup, Balkanlar tarihi boyunca farklı milletlere ve devletlere yıllarca ev sahipliği yapmıştır. Türklerin bölgeye gelişi Selçuklu Devleti zamanında Sarı Saltuk'la başlar, fakat Balkanlar ile kurulacak olan kalıcı ve asıl ilişkiler Osmanlı Devleti zamanında gerçekleşir. Osmanlı Devletinin bölgeye gelişiyle birlikte Türkçe de bölgede konuşulan diller arasında yerini alır.

Yıllar boyunca farklı dinlere ev sahipliği yapan Saraybosna’nın Osmanlı tarafından fethi 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından gerçekleştirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han Bosna'yı fethettiği zaman Osmanlı devlet politikasının sonucu olarak bölge halkına dinî serbestiyet getirmiştir. Latin papazlarına hitaben  verdiği o ünlü fermanda;

"Ben ki Sultân Mehmed Hanım. Cümle avâm ve havâssa ma‘lûm ola ki, işbu dârendegân-ı fermân-ı hümâyûn Bosna ruhbânlarına mezîd-i inâyetim zuhûra gelüp buyurdum ki, mezbûrlara ve kiliselerine kimse mâni‘ ve müzâhim olmayıp ihtiyâtsız memleketimde duralar. Ve kaçup gidenler dahi emn ü emânda olalar. Gelip bizim hâssa memleketimizde havfsiz sâkin olup kiliselerine mütemekkin olalar. Ve yüce hazretimden ve vezîrlerimden ve kullarımdan ve reâyalarımdan ve cemi‘-i memleketim halkından kimse mezbûrelere dahl ve ta‘arrûz edip incitmeyeler, kendülere ve cânlarına ve mâllarına ve kiliselerine ve dahi yabandan hâssa memleketimize âdem gelirler ise yemin-i mugallaza ederim ki yeri, göğü yaratan Perverdigâr hakkıçün ve Mushaf hakkıçün ulu Peygamberimiz hakkıçün ve yüz yirmi dört bin peygamberler hakkıçün ve kuşandığım kılıç hakkıçün bu yazılanlara hiç bir fert muhâlefet etmeye. Mâdâm ki bunlar benim emrime mutî‘ u münkâd olalar. Şöyle bilesiz" dediği belirtilmiştir. 

Savaş öncesi olduğu gibi savaş sonrası da bugünde Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar bir arada yaşamaktadır. O dönemde bir denge unsuru olan Osmanlıda, Hristiyanlara ve diğer dinden olanlara işte bu topraklarda bol kepçe ile hoşgörü ve özgürlükler dağıtılmakta idi. Peki şimdi modern(!) dünyamızdaki batılılar acaba Müslüman olanlara karşı aynı tahammül, hoşgörü ve hassasiyeti gösteriyorlar mı? Peygamber efendimize yapılan çirkin saldırıları, her gün katledilen Müslümanları, Bombalanan evleri ve camileri, Asimile edilen Müslümanları saymaz isek gösteriyorlar diyebiliriz…

BİRİNİN FELAKETİ DİĞERİNİN SAADETİ OLAMAZ! 

Saraybosna tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri ise, 1992 yılında Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi ile yaşandı. Aynı yıl başlayan Bosna savaşı(katliamı) ile yıllarca Avrupa’nın göbeğinde Gorajde ve Srebrenica’da  soykırım yapıldı binlerce Müslüman insan çoluk çocuk demeden öldürüldü. Her zaman olduğu gibi ölenler Müslüman olduğu için yine hiç kimsenin sesi çıkmadı,adeta Bosna kendi kaderine ölüme terkedilmişti. Üç yıldan fazla süren bu savaş sırasında 200.000 den fazla  kişi hayatını kaybeder iken 2 milyondan fazla kişide yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Nato’nun konu Müslümanların kıyımı olduğun da  her zamanki gibi gecikmeli müdahelesi(!) ile büyük ve acı bir faturanın karşılığında nihayet 1995 Dayton antlaşması savaş sona ermiş  ve  Bosna Hersek devleti kurulmuş oldu. Kazanının olmadığı bu savaş için  Bosnalı bilge insan Aliya; ‘’ Hayat inanan ve salih ameller işleyenlerin dışında hiçbir kimsenin kazamadığı bir oyundur..’’ demiş, ne kadar güzel söylemiş değil mi?

BAZEN HAYAT BİR FOTOĞRAFA NE KADAR BÜYÜK GELİYOR DEĞİLMİ?

Evet… 400 Yıldan fazla bu topraklarda; farklı din, farklı medeniyet ve farklı kültürden insanları bir arada tutan Osmanlının asil ruhu, balkanlarda hala yaşıyor ve dipdiri. Mermerlerin eridiği, ecdat yadigarı Bosna sokaklarında gezerken bunu iliklerinize kadar yaşıyor ve yakinen hissediyorsunuz. Heyhat! Sadece koşamıyor olmaktan yorulduk aslında biz..  Neredeyse yaklaşık 100 yıldır paramparça öksüz, yetim ve zulüm görmüş Bosnalı Müslüman kardeşlerimizin duası ve Türkiye den sahiplenme beklentileri yine bu günlerde doruk yapmış vaziyette. Çok çalışmamız lazım çok! Güçlü olmak zorundayız... Türkiye denince gözleri parlıyor hepsinin ve yakinen takip ediyorlar Türkiye deki bütün gelişmeleri. Sokağa çıktığınızda Rahmetli Turgut Özal’ı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nu (Dış işleri bakanı iken de) tanımayan, Ülkemizdeki olumlu gelişmeleri takdir etmeyen hiç kimse yok! Eğer Türkiye, uyanışa mevzilenerek, yeni bir paradigma ve güçlü bir stratejik proje ile bu insanları sahiplenip, kalplerine dokunabilirse bu dağınıklığa son vermiş ve beklentileri de karşılamış olur.

EVET AMA YETMEZ!

Savaş sonrasındaki süreçte Bosna Hersek'te yaraların sarılması adına bugüne dek, Kardeşlik düzlemi içerisinde; Türk İş Birliği ve Koordinasyon Başkanlığı (TİKA),Yunus Emre Kültür Merkezi, İHH, Diyanet Vakfı önemli çalışmalar yapmıştır. Bu kurumların içerisinde özellikle 2009 yılından bu yana Bosna Hersek'te açmış olduğu şubeleriyle faaliyet gösteren Yunus Emre Enstitüsü de gerek Türkçenin gerekse Türk kültürünün tanıtılması amacıyla önemli çalışmalar yürütmektedir. Türkçe, başta Yunus Emre Enstitüsü olmak üzere gerek Türk kurumlarının çalışmaları gerekse Türk dizi ve müziklerinin etkisi ile Bosna-Hersek'te günden güne daha da güçlenmektedir. İstanbul ve Bursa Büyük Şehir Belediyelerimizin dişinden tırnağından arttırarak destek olmaları takdire şayandır. Hemen hemen bütün camiler onarılmakta ve tamir ettirilmektedir. Dünyaca ünlü Mostar şehrine kardeş şehir seçilen  ‘’Kayseri’’nin ilgili kurumlarının ve hayırseverlerinin daha fazla ‘hissedilir’ katkılarda bulunması gerektiğini düşünüyorum…

Hakk ve Hakikat yolcusu, Bilge insan rahmetli Aliya İzzetbegoviçin memleketi Saraybosna! Güler yüzlü ve sıcakkanlı misafirperver insanları ile sizlere gönüllerini açan bu muhteşem şehirde duygularınız hemen  karşılık buluyor. Hem Osmanlı hem de Müslüman kimliği ile ön plana çıkan, muhteşem doğaya sahip bu şehirde tarih ve medeniyet adına ne arar iseniz bulabilirsiniz… 1.Dünya savaşının çıkmasına sebep olan Avusturya-Macaristan Veliahdının öldürüldüğü Latin Köprüsü, UNESKO Tarafından Dünya miras listesine alınan Mostar Köprüsü, Başçarşı, Sebil, Bezistan, Gazi Hüsrev Bey Camii, Şehitlik, Kurşunlu Medrese, Saat Kulesi, Morica Han, Tünel Müzesi  gezip görebileceğiniz en önemli turizm merkezlerinden sadece  birkaç tanesi ..

Türk mutfağını ve size şehirde (Mc’Donald's)ı aratmayan çok güzel lezzetler; Cevabi Köfte, Boşnak Böreği, Dolma, Sarma, Bey Çorbası daha neler neler… Ata diyarı bu güzel memleketi görmeye, kardeşlerimizle duygudaşlık kurup, hemhal olmaya mutlaka ama mutlaka gidin değerli dostlar..

Allaha emanet olun kalın sağlıcakla…

MUZAFFER KAHRAMAN KÖŞE YAZISI

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim