• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Kayseri : 1 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İstanbul : 15 °C

BAŞBAKAN DAVUTOĞLU SİNAN BURHAN'A KONUK OLDU

BAŞBAKAN DAVUTOĞLU SİNAN BURHAN'A KONUK OLDU
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kontv ekranlarında yayınlanan bir programda gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kontv ekranlarında yayınlanan Anadolu soruyor'da sinan burhan'ın konuğu oldu programda gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Davutoğlu, son günlerde yaşanan olayların ‘çözüm süreci’ne zarar verip vermeyeceğine yönelik bir soruya, “Karamsarlığa düşmeye gerek yok; Çünkü, çözüm süreci olarak adlandırdığımız süreç, konjonktürel bir süreç değil. Şartlar gereği şimdi ortada bir kriz olduğu için, 20-30 yıldır süren ve daha öncesinde de yaşanan sorunlar yumağı olduğu için bunu bir çözüm süreci olarak adlandırdık. Ama aslında şifa edici bir tarihi süreç var. 1071’de bu topraklarda Alparslan’ın ordusundaki Kürtler, Türkler, bütün Anadolu kavimleri yeni bir ışıkla bir araya geldiler. Artuklular, Eyyubiler, Mezopotamya ve bütün Anadolu’da bir anlamda bizim büyük birikimimizin kaynağı olan o Büyük Selçuklular ortak tarihimizin eseridir. Ortak bir geçmişimiz var. İdris-i Bitlisi ile Sultan Selim arasındaki ilişki ve arkasından gelen o 5 asrı aşan sürede bütün o ortak kader bilincinin oluşturduğu muhteşem bir arka plan var. Şehirlerimizdeki mimariye bakarsanız bunu görürsünüz. Mardin’de hangi mimariyi birbirinden ayırt edebileceksiniz? Diyarbakır’a geldiğimde yaptığım konuşmada da söyledim; ‘Tarihdaşlık’ dedim. Diyarbakır’ın her bir surunda kimi Türk kökenli, kimi Kürt kökenli, kimi Mezopotamya’da hakim olmuş ama hepsi ortak bir medeniyetin paydası olan muhteşem bir tarihin arka planı. Vaktinde insan haklarını, özgürlüklerini sınırlayan, sert devlet anlayışını temsil eden özellikle Dersim’de ve birçok yerde görülen uygulamalar oldu. Bu katı bir merkeziyetçi tavrın eseriydi. Sadece Mezopotamya’da, Güneydoğu Anadolu’da değil, Anadolu’nun diğer taraflarında da tek tipçi bir anlayış vardı. Daha sonra bu tek tipçi anlayışa tepki diye çıkan, başka tek tipçi bir anlayış, bu sefer Kürt kimliğini tek bir statükoya, tek bir aidiyete indirgeyen, ortak paydayı mümkün olduğu kadar unutturmaya çalışan başka bir ideolojik tavır sergilendi. Çözüm sürecinde kastettiğimiz, o tarihin derinliğinden gelen kardeşliği keşfeden, modern demokratik devlet anlayışıyla insanına saygı gösteren, her bir insanına anadilini, lehçesini, kültürünü, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da değil her yerde saygıyla anan, hiç kimseyi dışlamayan bir vatandaşlık kimliğini birleştirmeye çalıştık. Benim Konya sokaklarında hissedip de Diyarbakır sokaklarında hissetmediğim herhangi bir duygu yok. Aynı şeyi Paris’te hissedemem. Diyarbakır’da söylemiştim; Diyarbakır’a Doğu’nun Paris’i diyorlar. Paris ne ki, Diyarbakır varken Paris’in ismi yoktu. Bunu ifade ederken aslında Diyarbakır’a duyduğum muhabbeti, o şehrin sokaklarında hissettiğim o derin ortak kimlik aidiyetinden bahsediyorum. Aynı şekilde benim Mardin’e ne kadar aşık olduğumu Mardinliler bilir. Bir Diyarbakırlı da Konya’ya gittiğinde aynı şeyi hisseder. Şimdi nedir bizleri ayrı kılacak olan şey, onu soruyorum” diye cevap verdi.

“BİR VATANDAŞIMIN DİĞER VATANDAŞIMIN YANINDA İMTİYAZLI OLDUĞUNU GÖRDÜĞÜM ANDA BU KOLTUĞU BIRAKMAM GEREKİR”
Bir vatandaşa başka bir vatandaş karşısında imtiyaz tanındığını gördüğü anda koltuğunu bırakacağını belirten Başbakan Davutoğlu, “Kurban Bayramı gibi kutsal bir bayramı, ülkenin doğusunda ve batısında her yerde bir yasa dönüştüren, vandalizmin, bu şiddetin anlamadığı yada yok etmeye çalıştığı şeyler var. Öyle bir ayrım psikolojisi yerleşsin ki, iki ayrı dünyadaymışız gibi hissedelim istiyorlar. Olmaz! Niye olamaz? Sadece Konya’da ve Diyarbakır’da hissedilen şeyler açısından değil, İstanbul’un belli semtlerinde aynı apartmanda karşılıklı olarak oturan Kürtlerle Türkler’i ayırt edebilecek misiniz? Yada Arapları, yada diğerlerini… Zaten bunu anlayamadıkları için bizim içerdeki çözüm sürecine bakışımızı da, Suriye politikası yada diğerlerini de anlayamıyorlar. Bir Başbakan olarak, bir vatandaşımın diğer vatandaşımın yanında imtiyazlı olduğunu gördüğüm anda bu koltuğu bırakmam gerekir. Ama bu toplumun evladı olarak, ben de Hakkari’de doğmuş olabilirdim. Bu benim elimde olan bir şey değil. Bizim çözüm sürecinden anladığımız, bu tarihi derinliğe dayanan kimlik ve bugün demokratik hukuk devleti vatandaşı kimliğinden kaynaklanan, ortak hukuk, ortak vatandaşlık hissimizin dayandığı ortak politika. Bu bakımdan, kesinlikle kimse karamsarlığa kapılmasın. Ne biz bu iradeyi terk ederiz, nede bu çözüm sürecini bir şantaj gibi kullanmak isteyenlere fırsat veririz. Çözüm süreci bizim için tarihten gelen bir şifa ilacıdır. Birileri bu şifa ilacı yerine halkımıza zehir sunmak isterse o zehri ayıklarız, şifa ilacını içmeye devam ederiz. Kesinlikle hiçbir vatandaşımızın umutsuzluğa kapılmasını istemeyiz” ifadelerini kullandı.

"EN BÜYÜK DARBEYİ KÜRT KARDEŞLERİMİZE VURUYORLAR"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Çözüm süreci var diye birilerinin kamu düzenini bozmasını mazur göreceğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Biz bazı şehirlerin kenarlarında neler yapıldığını biliyoruz” dedi. 
Başbakan Ahmet Davutoğlu, çok sayıda bölgesel ve yerel kanalın ortak yayınında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Davutoğlu, Hüda Par’lı bir gencin kurban eti dağıtılırken öldürülmesi olayının hatırlatılması üzerine, “Bütün bu vandalizm için, şiddet için tek tipçiliğe atıfta bulundum. Baas'ın değişik versiyonları bazı partiler var maalesef. Tek tip, 'Ben burada siyaset yaparım, başka siyaset yapanlara izin vermem', 'Ben burada hak sahibiyim başkası hak sahibi değil', 'Ben burada işyeri açarım, dükkan açarım başkası açarsa yakarım' dediğiniz zaman zalimleşirsiniz. Yasin Börü kardeşimiz hangi görüşe sahip olursa olsun, hangi siyasi partiye mensup olursa olsun, 16 yaşındaki birinin 3. kattan atılması, üstünden arabalarla geçilmesi, işkence yapılması, boğazının kesilmeye çalışılması. Allah aşkına barış ve demokrasi diyenlerin bu tablo karşısında sessiz kalması mümkün mü? Türkiye'de geçen sene yine hepimizin büyük üzüntüyle karşıladığı kayıplar yaşandı. Onlar için sesini yükseltenler niçin Yasin için yükseltmezler? Neden zulmün bir türünü yapanlara göre tasnif ediyoruz? Neden ortak bir vicdan harekete geçmiyor ve 'yeter' diyerek, haykırarak 'Bu gençlerin her biri bir kıymettir, ülkenin geleceğidir' diye seslenmiyorlar” diye konuştu.

“REFORMLAR KESİNLİKLE BU ÖRGÜTÜN BASKISI SEBEBİYLE DEĞİLDİR”
Her reformdan sonra ‘biz olmasaydık olmazdı’ diyen bir kesimin olduğunu ifade eden Davutoğlu, “Bizim hedefimiz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak onlar isteseler de istemeseler de çözüm sürecini mutlaka başarmak için elimizden geleni yapmak. Şimdiye kadar yaptığımız reformları bir pazarlık konusu yapmadık. Ama onlar her bir reformdan sonra biz baskı yapmasaydık olmazdı diyor. Hayır, olurdu. Mesela gayrimüslimlerin silahı mı var ellerinde? Süyaniler’in, Rumlar’ın, Ermeniler’in silahı mı vardı? Baskın mı yaptılar da biz 2 sene önce gayrimüslimlerin bütün emlaklarını iade ettik. Hayır, doğru olduğuna inandığımız için farklı dinlere mensup olanların emlaklarını iade ettik. Mor Gabriel'in, oradaki Süryaniler’in silahı mı vardı da, baskı mı yaptılar da biz onlara bunu geri verdik. Alakası yok. Bizim yaptığımız reformlar kesinlikle bu örgütün baskısı sebebiyle değildir ve bu örgüt baskı yaptığı için yapılmış değildir. Biz inandığımız için aynı yolda devam ederiz. Şu tabuyu da kesinlikle yıkmak gerekir; bu örgüt Kürtler’in tek hamisi, tek temsilcisi değildir. Kürt sorunu diye bir sorun varsa eğer, Türkiye’deki bütün Kürt kardeşlerimizin söz söyleme hakkı vardır. Kimse, Türkiye’deki bir meseleyi tekeline alıp da devletle pazarlık noktasında ‘bir tek ben konuşurum, istediğim kadar giderim, istemediğim zaman gitmez’ diyemez. Niye peki şuana kadar böyle bir şeyi muhatap aldık? Çünkü istedik ki, bu sürecin içinde herkes kalsın ve demokratik bir hukuk devleti inşasında herkesle omuz omuza yürüyelim. Ama son olaylar gösterdi ki, bunların niyetleri çözüm sürecini de baltalamak. En büyük darbeyi de Kürt kardeşlerimize vurmak. Çünkü orada yakılan binalar, işyerleri oradaki halkımızın işyerleri” şeklinde konuştu.

“ÇÖZÜM SÜRECİ VAR DİYE KAMU DÜZENİNİN BOZULMASINU MAZUR GÖRMEYİZ”
Türkiye’de bayramın 3. günü başlayan olayların daha önceden planlanarak yapıldığını vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:
“Bizim iyi niyetimizi kimse sınavdan geçiremez. Sayın Cumhurbaşkanımız görevlendirdi, hükümeti kurdum. 29-30 Ağustos’ta törenler vardı, o törenlere katıldım. Geceleyin de arkadaşlarımızla oturduk hükümet programını yazdık. Zaten, kongrede de hem Cumhurbaşkanımız hem ben çözüm sürecini en önemli meselemiz olarak ilan ettik. 1 Eylül’de ilk grup toplantısını yaptık ve hükümet programını okudum. Herkes, hükümet programında çözüm sürecinin ne kadar yer aldığını biliyor. 3 Eylül’de ilk toplantımda çözüm süreci mekanizmasını kurarak başladık ve bunu ilan ettik. O mekanizmada herkese görevler verdik. MİT Müsteşarımızın ne yapacağı, İçişleri Bakanımızın, Adalet Bakanımızın, Başbakan Yardımcılarımızın tek tek ne yapacakları belli. Kendi irademizi ortaya koyduk. Sonra Kobani’deki olaylar o gün de vardı. Kobani’deki olaylar yeni başladı, çözüm süreci 2 yıldır var. Kobani’deki olaylar, hepimizin yüreğini yakan olaylardır ve Türkiye elinden geleni yapmıştır. Ama çözüm süreci bizim irademizde yürüyen bir şey. Hemen sonra tezkere hazırlıkları devam ederken, ki tezkere Kobani’deki kardeşlerimize de yardım etmek için çıkarılmış bir tezkere, aynı gün Bakanlar Kurulu kararı çıkardık. Görevleri tanımladık ve şunu söyledik; ‘Burada net olarak bir mekanizma artık kararnameye bağlandı.’ Bu arada Sırrı Süreyya Önderler ve diğerleri geldiler gittiler, onlarla da görüştüm. Ve 1 Ekim’de Selahattin Demirtaş’la da görüştüm. Ve kendisine de çok açık bir şekilde, ‘Bizim görüşümüz çok net bir şekilde açıktır. Bu konuda ne planlamada olduğumuzu biliyorsunuz. Yol haritası da belli, bundan sonra bu çözüm sürecini hızlandıracağız’ dedim. Çözüm sürecine inanırsak hep beraber yürürüz. Ama çözüm sürecine ‘şimdilik idare edeyim, istediğimi elde edeyim ama söz verdiğim şeyleri de yapmayım’ anlayışıyla bakıldığı zaman iyi niyet ortadan kalkar. Ve ben kendisine orada da, ‘Kobani’ye ne yardım yapılacaksa konuşmaya hazırız’ dedim. Kendisi de bundan memnun oldu ve çıktığı zaman, ‘Çok olumlu bir görüşme yaptık’ dedi. Peki ne oldu da bayramın 3. günü sanki Kobani yangınının sebebi Türkiye’ymiş gibi, sanki Türkiye’de büyük bir kargaşa varmış gibi, birden düğmeye basılmış gibi bu olaylar oldu. Kamu düzeniyle çözüm sürecini alternatif göstermeyin. Çözüm süreci var diye birilerinin kamu düzenini bozmasını mazur göreceğimizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Biz bazı şehirlerin kenarlarında neler yapıldığını biliyoruz, bunlar yapılmasın. Aynen çekileceğiz dediklerinde çekilmeyi durdurdukları gibi, şehirlerin içinde yangın çıkardılar. Taşıma terörize gruplarla bir ilden diğerine gelip yangın çıkardılar. Bizim halkımız bunları çok iyi görüyor.” 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim