• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kayseri : 5 °C
  • Ankara : 7 °C
  • İstanbul : 17 °C

Başbakan Davutoğlu'ndan Kayseri açıklaması

Başbakan Davutoğlu'ndan Kayseri açıklaması
Başbakan Ahmet Davutoğlu Anadolu Yayıncılar Derneği Başkanı Sinan Burhan'ın hazırlayıp, moderatörlüğünü yaptığı Anadolu Soruyor programında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Başbakan, KONTV ile birlikte 48 kanalda yayınlanan Anadolu Soruyor programında önemli açıklamalar yaptı.

yy-001-001.jpg

-Paralel yapıya ait twitter hesabından yayılan iddialar

Parelel yapının, Şanlıurfa mitingi öncesinde, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden “mitingde bomba patlayacak” şeklinde söylentiler yaydığını, buna rağmen halkın mitinge yoğun ilgi gösterdiğini anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:

“Bir takım söylentiler yayıldı, malum twitter hesaplardan, ‘Şanlıurfa’da benim mitingim esnasında bir bomba patlayacağı, saldırı yapılacağı” şeklinde. Ben miting öncesinde veya esnasında bunu zikretmedim ama hepiniz biliyorsunuz, basına da yansıyan bir o malum Twitter hesabından. Bu tür şeyi, ‘kara gün, akbaba’ gibi, bütün bu kara haberleri önceden vermekle maruf bir twitter hesabı, paralel yapının, adını zikretmeyeyim. Hepinizin bildiği felaket tellalı, akbaba, yani ülkenin üzerine kara kabus çökse, bundan memnun olacaklar. Bugün mitingde bomba patlamış olsa muhtemelen memnun olacaklardı, ‘dediğimiz çıktı’ diye. Fuat avni diye bilinen şey. Başka yerlere dikkat çekilmesin diye söylüyorum. Şanlıurfa’yı, bizim Kayseri mitingini adres gösterip, buralarda bombalar patlayacak, diye.

Elhamdülillah ilk Kayserililer buna itibar etmedi. Çok güzel miting yaptık şimdi Şanlıurfalılar buna itibar etmedi. 10 binlerce Şanlıurfalı meydanda toplandı. Yani tam da böyle bir kulaktan kulağa, Kayseri’de bile sokak aralarında bunu yaymışlar ki ‘mitinge katılım az olsun’ diye. Şanlıurfa ve Kayseri’de muhteşemdi mitingimiz. Burada da heyecanlı, coşkulu miting yaptık. Dolaylısıyla halkımızın bu anlamda bizi sahiplenmesi ve aslında bu ülkenin birliğini, beraberliğini sahiplenmesi bakımından bugünkü miting anlamlıydı.”


- “Şanlıurfalılara felaket tellallığına itibar etmedikleri için teşekkür ediyorum”

“Bir takım risklere rağmen biz mitinglere devam ediyoruz. Çünkü hayatın akışının normalleşmesi lazım” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Terör bu akışı bozmaya çalışıyor. Vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin , meydanlarda bugün omuz omuza duranların arasında Türk de vardı Kürt de vardı Arap da vardı Zaza da vardı, ben biliyorum, ilçelerden simalardan. Dolayısıyla çok güzel bir atmosfer vardı. Ben bütün Şanlıurfalılara özellikle bu fısıltılara, felaket tellallığına itibar etmedikleri için teşekkür ediyorum.”

“Ötekileştirme meselesine gelince, bakınız bir yılı geçti, 1 yıl 2 ay oldu, ağzımdan ya da yazdığım herhangi bir şeyden bir kez dahi Türkiye’de kutuplaştırıcı, karşılıklı ötekileştirmeye dayalı bir tek söz duydularsa her türlü hesabı vermeye hazırım” diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Herhangi bir gazete, herhangi bir yayın organı, hükümet kaynaklı olarak bizden ‘şu veya bu yayını niye yaptınız’ diye sorguya çeken bir tutumla karşılaşmışsa, bunun da hesabını vermeye hazırım. Hiç kimseye hiçbir baskı olmadı. Türkiye’de şu anda seçim atmosferine bakın, gazeteleri alın elinize, bana her gün sabah namazında gelir, ilk şeyler, bizim aleyhimize çıkan kaç yazı var, bizim lehimize çıkan kaç yazı var? Bizim aleyhimize çıkan gazetelerin tirajı, toplamı ne kadar bizim lehimize çıkanlar ne kadar? Allah aşkına, günün herhangi birinde bizden bir baskı mı söz konusu oldu? Ötekileştirme denilen şey anlamında da beyannamemize baksınlar, uygulamalarımıza baksınlar, herhangi bir vatandaşımız hükümet tarafından, ‘şunu niye yapıyorsunuz” şeklinde bir soruya mı muhatap oldu? Aleni ya da zımni olarak bir hoşgörüsüzlük mü yaşandı? Yok böyle bir şey. Hani hiçbir demokrasi mükemmel değil. Mutlaka eksikliklerimiz var. Mutlaka bazı tahammül eksiklikleri söz konusu olabilir ama herhangi bir siyasi lider hakkında böyle bir tutum takındık mı?”

-“Hiç kimseye ötekileştirici nazarla bakılmadı”

Davutoğlu, 7 Haziran seçimlerinin kendileri için sınav olduğunu, herkese kapıyı uçak tutan tarafın da yine kendileri olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:

“Blok siyasetinden bahseden Sayın Kılıçdaroğlu’ydu. ‘AK Parti ile asla’ diyen Demirtaş’tı. Daha 8 Haziran günü, ‘hiçbir şekilde koalisyona girmeyeceğiz, görüşmeyeceğiz’ diyen, ‘hükümet olmayacağız’ anlamında, ‘görüşmeyeceğiz’ diyen Sayın Bahçeli. AK Parti’ye, bu anlamda suçlayıcı bir şey geldi mi? Hayır. Biz bir mayayız, yani bu ülkenin mayası. Herhangi bir siyasetin tutabilmesi için onun mayasının o öze mahiyet vermesi lazım. O anlamda biz her türlü ötekileştirmeye karşıyız. Herhangi bir vatandaşımız diyelim, gayri Müslim vatandaş, bir Musevi vatandaş, bir Hristiyan vatandaş ben inandığım değerler sebebiyle şu baskıya uğradım diyorsa ben buradayım. Gelip hesap sorsun anlatırız, şey yaparız.

Kürt vatandaşlarımız kimlikleri dolayısıyla bir baskıya, bir tahkire bir tahfif alınmaya muhatap kalmışlarsa buradayız. Alevi vatandaşlarımız, çok sayıda Alevi kanaat önderiyle bir araya geldim. Her hangi bir şekilde onlara dönük gönül kırıcı, canlarını bu anlamda yakıcı bir söz sadır olursa işte Muharrem ayındayız biz o sözden haya ederiz. Hiç kimseye bu anlamda ötekileştirici nazarla bakılmadı, bakılmaz. Siyasi görüş ayrılıkları olur ama bu görüş ayrılıklarını bir katı tutuma dönüştürmemek lazım. Buna mukabil bizim hakkımızda ne denildiğine bakın. Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında ne kadar hakaret edildiğine, ailelerin nasıl karıştırıldığına, benim hakkımda görevimi ifa ettiğim esnasında ne kadar hakarete maruz kaldığıma hepiniz bi bakın. Yani bunu söyleyenlerin biraz da bir öz eleştiri yapmaları lazım.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile 7 Haziran seçimleri sonrasında gerçekleştirdikleri hükümet görüşmelerinde medeni bir ilişki kurduklarını ifade eden Davutoğlu, şöyle dedi:

“Ben de umutluydum ama ülkeyi ilgilendiren terörle ilgili bir olayda, gelin baş başa görüşelim, liderlerin hepsini o zaman çağırdım. Demirtaş katil ilan ettiği için devleti de bizi de, görüşecek zemin yoktu, Bahçeli gelmedi. Sayın Kılıçdaroğlu geldi, güzel de görüşme yaptığımı varsayıyordum, çıktı görüşmede terörle alakalı ne yoksa onları gündeme getirdi, sonra da ‘içeride konuşulanları açıklarsam Davutoğlu zor durumda kalır’ dedi. Şimdi burada tahammül edemeyen kim, ötekileştiren kim? Niye zor durumda kalacakmışım? Bir devlet sırrını sizle paylaşmışsak ya bu sırra hürmet edeceksin ve açmayacaksın ya da açtıysan sonuna kadar aç. Günlerdir söylüyorum. Neyse benim zor durumda kalacağım şey, aç"

"Biz bir şeyimizi kaybettik, ölçülerimiz kaybediyoruz. Halbuki rekabet içinde dahi ölçüler muhafaza edilmeli" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Sır olan sır kalabilmeli, devlet adamları arasında mahrem olan mahrem kalabilmeli. Herkes birbirine saygı duyabilmeli, açılacaksa da açılmalı. Bunlardan çekindiğim için, ‘mahrem kalsın’ dediğimden değil bu ama ola ki mahrem kalan şey de söyleyebilirdim. Söyleyemez miyiz? O zaman bizim konuşmamızın ne anlamı var, birbirimize güvenmeyeceksek? Şunları ama siz bilin de kamuoyu şimdi bilmesin veya ola ki bunların bilinmesi suretiyle bazıları firar edeceklerse, bunlar burada mahfuz kalsın dediğimizde bunun ne yanlışı var? Demek ki Sayın Kılıçdaroğlu hiç bir MGK toplantısına katılmadı şu ana kadar görevi gereği, hükümette görev almadığı için ama MGK Toplantısı’na katılsa devlet sırrı olması gerekirken, MGK toplantılarında bazen bakanlar arasında farklı görüşleri serdedebiliriz, MGK toplantılarına katılsa birkaç gün sonra dışarı çıkıp, ‘ben MGK toplantılarında duyduklarımı söylesem, şunlar zor durumda kalacak’ diyecek. Böyle şey olur mu? Dolayısıyla herkes iğneyi kendisine çuvaldızı başkasına batırması lazım.”

Davutoğlu, canlı yayının yapıldığı bölüme, bir kedinin girmesi üzerine de “Aramızdan kedi geçti, kara kedi değil. Doğallığı yansıtıyor” ifadesini kullandı.

"Çözüm Süreci'nin geleceğinin ne olacağı?" yönündeki bir soru üzerine Davutoğlu, bir toplumu tutan en önemli hususun aidiyet bilinci olduğunu söyledi.

Çözüm Süreci ile vatandaşların aidiyet bağının güçlenmesinin amaçlandığını belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Kimse bu ülkenin vatandaşı olması sebebiyle kendisini bu ülkede yabancılaşmış hissetmemeli. Mesela 12 Eylül'de Diyarbakır Hapishanesinde işkenceye maruz kalan bir Kürt vatandaşımızın yok edilen sadece onuru değil, aidiyet bağıydı. PKK ile yürütülen mücadele dışında faili meçhullerde öldürülen vatandaşlarımızın bütün çevrelerinde aidiyet bağı kırılmıştı. Bir Kürtçe şarklı okudu diye, bir Kürtçe ifade kullandığında soruşturmaya tabi tutulduğu zaman aidiyet bağı zayıflar. En temel mesele aidiyet bağını güçlendirmektir."

- "Ne kadar yasak varsa hepsiyle mücadele ettik"

Davutoğlu, herkesin vatandaş olmaktan kaynaklı haklarını hiçbir ayrımcılığa, tahkire, aşağılanmaya maruz kalmadan onurlu ve eşit şekilde kullanabilmesini istediklerini dile getirerek, şunları kaydetti:

"Ne kadar yasak varsa hepsiyle mücadele ettik. OHAL'i kaldırdık, EMASYA'yı kaldırdık, 'işkenceye sıfır' tolerans dedik ve bunları hep gerçekleştirdik. Bunlar afaki şeyler değil. Yayla yasaklarını kaldırdık, yol kontrollerindeki engelleyici tutumu kaldırdık. Kürtçe yayın yasağını kaldırdığımız gibi Kürtçe yayın yapan TRT Kürdi'yi kurduk. Okullarda Zazaca, Adigece, Kürtçe ve Arapça gibi dilleri seçmeli ders olarak koyduk. Güya Kürt vatandaşlarımızın haklarını savunduğunu iddia edenlerin önüne 15 sene önce kağıt koysaydık ve hangi hakları istediklerini sorsaydık, herhalde bunları yazarlardı. Hiçbir şey terörü meşru kılmaz ama 'niye bu şiddete başvuruyorsunuz' denildiğinde, 'şunlar şunlar bizde yok, ret politikası var' deniliyordu. Şimdi bir şey söyleyecek halde değiller. Bunların hepsi yapıldı. Eğer niyetleri iyiyse yeni bir talep varsa o da göz önüne alınır. Niyetler kötü, bu taleplerin arkasında bu vatanı bölmek, et ile tırnağı ayıracak şekilde Türkiye'de kaos çıkartmak varsa işte buna izin vermeyiz."

Çözüm Süreci'nin ivme kazandığı 2013'ün mayıs ayında silahların bırakılacağı ve silahlı grupların ülkeyi terk edeceği yönünde taahhütte bulunulduğuna dikkati çeken Davutoğlu, bu taahhüdün gerçekleşmesi için iki yıl sabırla her türlü görüşmenin önünü açtıklarını ve çabayı yürüttüklerini söyledi.

Ceylanpınar'da iki polis memurunun uyurken şehit edildiğini anımsatan Davutoğlu, "Demirtaş bunun hesabını versin. Bana taziye dersi vermesin. Ankara Garı'nda hayatını kaybeden vatandaşlarımız için anında taziye sundum. Benim taziyemde muhatap HDP değil, muhatap vatandaşlarımız. Geçen seçim öncesi Diyarbakır'daki patlamanın ardından taziye için aradım kendisi çıkmadı. Peki sen Diyarbakır saldırısında sonra taziye telefonumu niye cevap vermedi?" diye sordu.

- "Bir sokulduğumuz yerden bir daha sokulmayız"

Bölücü terör örgütünün, DEAŞ'ın Kobaniye saldırması karşısında gençleri oraya götürüp ölmelerine sebep olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Madem Kobani bu kadar önemliydi, Türkiye'yi terk edeceğinin sözü verilen silahlı gruplar Kobani'ye gitselerdi. Eğer Türkiye'de çözüm sürecini istiyor ve Kobani'de de mücadele gerekiyorsa bu bir fırsat değil miydi? Bunu niyetlerinin iyi olmadığını göstermek için söylüyorum" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, DEAŞ'ın saldırısının ardından Kobani'den Suruç'a gelenlere konukseverliğin gösterildiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Buna rağmen siz, gelip Ceylanpınar'da iki polisimizi, Adıyaman'da askerimizi şehit ederseniz, Suriye'de görülen bazı manzaraları hendek kazarak Cizre'de taşımaya çalışırsanız, Türkiye'de hukuk düzenini tanımayarak özerklik ilanlarına kalkarsanız, Varto'nun etrafında değişik yerlerde, mezarlık görüntüsü altında insanları kaçırıp işkence yaparsanız, bir sabrederiz iki sabrederiz daha sonra 'bir dakika' deriz. O bir dakika, 23 Temmuz'da başlayan Huzur ve Demokrasi Operasyonudur. Bu Huzur ve Demokrasi Operasyonu son noktaya gidene kadar devam edecek. Silahlı her türlü mücadeleyi terk ettiklerini söyleyecekler, silahlarını bırakacaklar ve herhangi silahlı birini gördüğümüzde operasyonların tekrar başlayacağını da bilecekler. Şimdi bir eylemsizlik yapalım, bu baskıyı üzerimizden atarız, tekrar gücümüzü toplarız ve sonra kaldığımız yerden devam ederiz. Böyle olmaz. Biz, bir sokulduğumuz yerden bir daha sokulmayız."

"Beyaz Toros"lara da, silah baronlarına da izin vermeyeceklerini altını çizen Davutoğlu, terörün bir sektör olduğunu, bu sektörden zarar görenlerin Çözüm Süreci'ni sabote ettiğini belirtti.

Davutoğlu, Avrupa'da bazı kesimlerin samimiyetle Çözüm Süreci'nin devamını istediğini dile getirerek, "Buna karşın, Çözüm Süreci'ni iki kesim baltalamak istedi. Bir, uyuşturucu ticareti ve insan kaçakçılığından istifade eden Türkiye'deki terör baronları, iki bu terör baronlarını kullanarak Türkiye'ye şantaj yapmak isteyen bazı dış odaklar. Biz bazı dış odakları da terör baronlarını da biliyoruz. Gencecik insanlar bu terör baronları ile dış odakların kıskacında heba olmasın diye biz bu Çözüm Süreci'ni başlattık" dedi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed'in Moskova'ya gidişi, Avrupa ile görüşleri, AB ülkelerinin sığınmacılar ile ilgili tutumu, AB ile vizelerin kaldırılması başta olmak üzere AB ile ilgili sürece ilişkin değerlendirmesinde Davutoğlu, sınır illerinde yaşayan halka, Suriyeli sığınmacılara karşı gösterdikleri misafirperverlikten dolayı teşekkür etti.

İspanya'dan kaçanlara beşyüz yıl önce kuçak açılmasının şimdilerde hala konuşulduğunu belirten Davutoğlu, "Bunlarda asırlarca anılacak olaylardır" dedi.

Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmada ve ikili görüşmelerdeki muhataplarına, "Ben sizin şimdi farkettiğiniz bir sorunu, 4 yıldır omuzunda taşıyan, hiçbir şikayet ve sitem etmeden 2 milyonu aşkın Suriyeliyi bağrına basan milletimle gurur duyuyorum. O milletin başbakanı olmak bana en büyük gurur" dediğini aktaran Davutoğlu, Suriyelilere kucak açan Şanlıurfalılara ve mücavir illerdeki vatandaşlara teşekkür etti.

Davutoğlu, vatanını yurdunu terk etmiş insanların, 'yeni bir hayat kurabilir miyim' diyerek Türkiye'ye gelmelerinin ülke için kayıp değil, aksine kazanç olduğunu belirtti.

Türkiye'nin huzur verebilen bir ülke olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Bugün mitinge giderken bir evde Türk bayrağının yanında bir de Özgür Suriye bayrağı asılıydı. Oradaki gencecik kızlar, çocuklar bize el sallıyordu. Onlar şimdi Türk bayrağını kendi bayraklarından ayırt etmezler. Çünkü o bayrağın altında esenlik, özgürlük ve huzur buldular. Tabii biz onları geçici misafir olarak ağırladık. İnşallah bir gün ülkelerine dönmelerini ümit ediyoruz. Dönecekler de. Döndüklerinde Türkiye'ye olan bağlılıklarının devam edeceğine inanıyorum. Suriye halkı kendi rejiminin ihanetini gördü. O rejimin baskısı altında yüzbinlerce insanı hayatını kaybetti. Milyonlarcası yerinden oldu" diye konuştu

- "Zalime, diktatöre kimse ağzını açmıyor"

Davutoğlu, sabah saatlerinde miting seyahati öncesi dosyalarını hazırlarken habercilik anlamında önemli bir kanalda Suriye ile ilgili bir programı üzüntüyle izlediğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

"Rus insansız hava araçları, Şam'dan görüntüler seçmişler ve o görüntüleri yayınlamışlar. Çok üzücü bütün Şam yıkılmış. Yani tam anlamıyla bir yıkım görüntüsü. Spiker, bu yıkım görüntüsü üzerine konuşuyor. Yıkım görüntüsünün üzerine, 'Bir gün Şam'a gidip orada Suriyeli kardeşlerimle namaz kılacağız diyenlere sormak lazım' diyor. Spiker bunu söyleyen. Yani yıkım görüntülerinden sanki Türkiye'de 2 milyon Suriyeliyi barındırmak için yüreğini açan bizler sorumluymuş gibi. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bunu yapan bir zalime, diktatöre kimse ağzını açmıyor. O yıkımdan kaçan kardeşlerimizi bağrına basan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti eleştiriliyor. Bu sözün söylendiği ortam 2012 şartları. Suriyeli mültecilerin olduğu bir yerde, 'Merak etmeyin inşallah ülkenize döneceksiniz. Biz de geleceğiz sizlerle özgür Suriye'de buluşacağız' şeklinde bir söz. Allah aşkına bu yıkımda Türkiye'nin ne payı var. Bu program çok önemli olduğu söylenen bir haber kanalında... Siz tahmin edersiniz. Adını verirsek bu sefer yine 'biz hedef gösteriliyoruz' derler. Onlar bizi hedef gösterecekler. Bu yıkımda tek bir dahli olmayan, merhametten başka Suriye halkına hiçbir şey yapmamış olan, bize her türlü eleştiriyi yapıp Esed'e ağızlarını açmayacaklar, sonrada bize dönüp hesap soracaklar."

- "Daimi 5 ülke çok kötü bir imtihan verdi"

Davutoğlu, Esed'in Moskova ziyaretiyle ilgili, dün de sorulan bir soru üzerine Esed'n Moskova'da kalmasını, bir daha Şam'a dönmemesinin, hatta Rusya'da daimi olarak kalmasının yerinde olacağını söylediğini hatırlattı.

"Esed yeter ki dönmesin. Çünkü onun başında olduğu Suriye'nin ne hale geldiğini gördük. Sanki oraya gitmesi diplomatik bir başarıymış, Türkiye'nin söyledikleri çıkmamış. Böyle bir mantık olabilir mi?" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Hitler, tam da Almanya son şeylerini yaşarken, bir başka ülkeye gitmiş olsaydı böyle bir meşruiyet mi kazanırdı? Suriye'de yaşananlar son yüzyılın en büyük katliamlarından biridir. Bunun baş müsebbibi Esed'dir. DEAŞ, 2013'te çıktı. 2013'ün sonunda hatta. Ondan önce Esed'in neler yaptığı belli değil mi? Ayrıca bu güç boşluğu doğmasaydı, DEAŞ çıkabilir miydi? Suriye meselesinde insanlık kötü bir imtihan verdi. Daimi 5 ülke çok kötü bir imtihan verdi. Bugün Suriye rejimini destekleyen ülkeler, her türlü silahlarıyla milisleriyle oradayken Suriye halkına destek vermeyenler suçludur. Suriye meselesi bir iç ve bölgesel mesele olmaktan çıktı. Bazı ülkelere karşı rekabet meselesi haline geldi. Biz bu durumda da Suriyeli kardeşlerimize yardım edeceğiz hem de Suriye'nin bütünlüğünün korunması için ileride atılacak diplomatik adımlara katlıda bulunacağız.

- "Esed'in kalmasını sağlayacak geçiş sürecini kabul edemeyiz"

Yarın, Türkiye, Rusya, Suudi Arabistan ve ABD arasında dörtlü bir toplantı Viyana'da gerçekleşecek, dışişleri bakanları arasında. Orada yapılacak görüşmelerle ilgili gerekli talimatları verdim. Türkiye siyasi bir çözüm için her türlü çabayı gösterir ancak Suriye halkının kabul edeceği bir geçiş sürecini onaylar. Şanlıurfa'daki Suriyeli mülteci derse ki 'Ülkeme artık barış geliyor, ben döneyim evime', dediği gün o geçiş süreci makbuldür. Yoksa sırf Esed'in kalmasını sağlayacak geçiş sürecini kabul edemeyiz."

Davutoğlu, muhalefetin, hükümetin Suriye politikalarında değişikliğe gitmesi yönündeki eleştirileri hakkında, "Ne değişmeli, neyi değiştirelim Suriye politikasında? Suriye rejimini meşru diye tanıyıp oraya elini sıkmaya heyet mi gönderelim? Türkiye'nin Suriye politikası değişsin diyenlerin bunu açıkça söylemesi lazım. Ne istiyorlar? Ne değişsin mesela? Esad rejimini bu kadar katliamdan sonra özellikle de bazı köşe yazarları şimdi herhalde ellerine kına yakıyorlar sanki. Aynı köşe yazarları biz Esad halkında tek bir kişiyi öldürmediği dönemlerde iyi ilişkiler kurduk diye bizi eleştiriyorlardı" dedi.

Batı'nın 2006, 2007, 2008 yıllarında Esad'ı izole ettiğini ve o dönemlerde Esad'ın kendi halkına zulüm etmediğini hatırlatan Davutoğlu, Esad'i, mükemmel ilişkiler geliştirdikleri zamanda da eleştirildiklerini dile getirdi.

Aynı insanların aynı kalemşorların bu sefer de Esad ile ilişkiler koptu diye eleştirdiklerine dikkati çeken Davutoğlu, "Çok ilginç isimler... Şimdi tek tek gözümün önünden geçiyor. Hepsini tek tek sayabilirim. Ne kadar ağır eleştirilere uğradığımızı Esad ile ilişkileri düzelttiğimiz için. Şimdi diyorlarsa ki Türkiye realist politikalara dönmelidir. Nedir realist politika. Zalimin elini sıkmak mı? Peki faydası olur mu? Türkiye yarın dedi ki düşünmeyiz ama Esad rejimi ile ilişkileri geliştirelim. Bu kadar zulme niye göz yumalım" diye konuştu.

- "Bunların kulakları da gözü de Avrupa'da"

"Esad rejimini meşru kılıp elini sıkalım. Gazze'yi yakıp yıkan, Mescid-i Aksa'yı basan İsrail'e büyükelçi mi gönderelim. Bunları açık söylesinler. Halkımız o zaman görecek akla karayı" ifadelerini kullanan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Esad rejimi konusunda da Suriye tamam şunu istiyoruz desinler. Yok böyle bir şey. Mesele AK Parti'yi suçlamak için bir gerekçe teşkil etmez. Biz bu hesabın nereden başladığını biliyoruz. Nereye doğru da da gittiğini biliyoruz. Bütün meseleler AK Parti hükümetini suçlayacak bir zemin oluşturmak. Yoksa mesele ne Esed meselesi, ne Suriye'deki şeyler. Hatta mülteci meselesi de değil. Ben tek olumlu değişiklik görüyorum burada. Sayın Kılıçdaroğlu 7 Haziran öncesinde, 'Suriyeli mültecileri geri göndereceğiz' diyordu. Şimdi onu demiyor. Bunların kulakları da gözü de Avrupa'dadır. Avrupalılar şimdi Almanya bile Suriyeli mültecileri kabul etmeye başladığı için Suriyeli mülteciler makbul hale geldi. Kılıçdaroğlu'nun bu zihniyete, kendi aklı yok. Kendi yaklaşımları yok. Kendi vicdanları yok. Mayıs ayından bu yana ne değişti de Suriyeli mültecileri göndermekten vazgeçti Kılıçdaroğlu. Ne değişti de şimdi gönderelim demiyor. Mayıs ayında diyordu. Bu hükümet sizin işinizi, aşınızı Suriyeli'ye veriyor diyordu. Bunları geldiğimizde geri göndereceğiz. Hadi bir de barış sağlayacağız. Sanki barış imkanı var da sağlanamıyor. Dünya'nın sağlayamadığı barışı sağlayacak. Nasıl sağlayacaksın? Zalim bir rejim hava bombardımanı. Şimdi o rejimi destekleyenler hava bombardımanları ile bir halkı yüzde 90'ı DEAŞ'a karşı değil. Rus uçaklarının yaptığı operasyonların yüzde 90'ı Suriye halkı ve muhalefetine karşı. Şimdi burada neyin değişmesi gerektiği konusunda riyakar bir tutum var. Bizi yıpratmak için değişmesi lazım diyorlar ama neyi istiyorsunuz kardeşim şunu açıkça söyleyin dendiğinde de mayıs ayında söylediğinden bugün çark eden bir tutum var."

HDP'lilerin, "AK Parti'nin dili devletleşti, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi'nin gözaltına alınması da bu devletleşmenin devamı" iddiasını ortaya attıklarının hatırlatılması üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Devlet dediğimiz şey hepimizin içinde olduğu bir kamu otoritesini temsil eder. Kimse, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan milletvekilleri de aslında devletin yasama organının parçasıdırlar. Yani devlet dediğimiz bizim dışımızda bir şey yok. Ne zaman vardı, eskiden vardı. 90'lı yıllarda bir görünen devlet vardı bir de görünmeyen 'derin devlet' diye anılan devlet vardı. Çünkü görünen devlet, fonksiyonlarını icra edemiyordu ve apoletleri böyle gösterilerek işaretlerle konuşuluyordu; Ergenekon'du, JİTEM'di... Ama şimdi böyle değil ki biz halkın huzurundayız. Hesap makamındayız, herkes bize hesap sorabilir. Şu anki devletin böyle görünmeyen bir yüzü yok."

- Şırnak'ta teröristin cenazesinin araca bağlanarak sürüklenmesi

"Dillerinin devletleşmesi" diye bir şeyin söz konusu olmadığını vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bugün dahi burada dedim ki 'Devlet adına kim size bir yanlış yaparsa karşısında bizi bulur' devlet adına. O devletin itibarını da yine yok eder. Yine burada dedim ki 'Hepimiz sizin emrinizdeyiz'. Millet amirdir, devlet memurdur. Mesela Şırnak'ta hatırlayacaksınız bir cenaze sürüklendi bir arabanın arkasında. Hemen araştırma talimatı verdim. Gerekli soruşturmalar yapıldı ve açığa alındıkları gibi hukuki işlem de yapılacak. Evet o bir teröristti, hiç şüphe yok bunda. Güvenlik kuvvetlerine bomba atarken öldürülüyor. Ama öldürüldükten sonra artık hukukun gereği yapılır. Daha ötesi yapılmaz.

Biz bunu güvenlik zirvesinde konuştuğumuzda üst düzey kuvvet komutanlarımız şunu söylediler: 'Efendim bu tür eylemi yapan kim olursa olsun hepsine hukuki işlem yapmak. Çünkü yürüttüğümüz terörle mücadeleye gölge düşürüyorlar. Biz Tunceli'de dağda bir hafta önce 5 teröristi öldürdük. Orada bırakabilirdik ama helikopterle taşıyıp Elazığ'da adli tıpta şeylerini yapıp sonra ailelerine teslim ettik'. Düşünün, 'Dağda bırakabilirdik'. Bunu yapabilirlerdi, bizim askerimiz de polisimiz de hukuk devleti kuralları içinde davranıyor. Kimse bunun dışına çıkamaz."

PKK ve diğer terör örgütlerinin hukuk tanımadıklarının altını çizen Davutoğlu, "Bu anlamda Türkiye'de hukuk devletinin dışına çıkılmasına kesinlikle izin vermeyiz. Devlet dili değil, biz halk dili kullandığımız için şu anda Türkiye'nin her yerindeki halkımızdan oy alabiliyoruz. Peki HDP, PKK'nın dilini terk edebildi mi? Terör dilini terk edebildi mi? Çıkıp da 'Silahları bırakın' diye bir cesurca şey yapılabildi mi, hayır. 'İşte biz PKK ile irtibatlı değiliz, organiğiz de'. Organik-inorganik ilişkiniz konusunda net tutumlar takınmalısınız. İlişkiniz var ve bunu hepimiz biliyoruz. Dönüp onlara bir şey söylemek yerine onların dilini niye halka karşı kullanıyorsunuz? Defakto yönetim hukukta olur mu? Defakto, böyle emrivaki şeklinde uygulama. Biz bu anlamda devletin milleti ile arasındaki bağları yeniden tahkim ettik. Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu değil" diye konuştu.

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi ile ilgili yürüyen adli sürece ilişkin olarak da Davutoğlu, "Bizim tutumuz açıktır. PKK bir terör örgütüdür, Türkiye'de de bir terör örgütüdür, Avrupa'da da dünyada da bir terör örgütüdür. Birisi farklı bir kanaate sahipse hukuki süreç neyse onun gereği yapılır" ifadesini kullandı.

- "Devlet mahremiyeti içinde bir görüşme yaptık onu da bir şantaj unsuru olarak kullandı"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Oslo ve İmralı'daki tutanaklar ile baş başa yaptıkları görüşmenin açıklanmasını istemesine ilişkin sözlerinin sorulması üzerine Davutoğlu, şu karşılığı verdi:

"Açık ve samimi olmak lazım. Devlet gereği herkesle görüşmek zorunda kalınabilir ve görüşülür de. Aslında 7 Haziran'dan sonra en olumlu gelişmenin... AK Parti-CHP arasında yürüyen istikşafi görüşmeler ve bizim aramızda oluşan belli bir güven ilişkisine karşılıklı olarak konuşulma zemininde bir nezaket ortamı doğmuştu. Bu nezaket ortamı ve ciddiyet içinde bu sefer ben görüşme yapan iki lider olarak değil, AK Parti ve CHP Genel Başkanları olarak değil, bu vechiyle ile onların almadıkları sorumluluğu almak zorunda kalmış bir anayasal hükümetin başbakanı olarak, AK Parti başbakanı olarak değil anayasal hükümetin başbakanı olarak, onlar kaçtığı için biz bu görevi almak zorunda kaldık. Eğer kaçmasalardı, Kılıçdaroğlu başbakan yardımcısı olarak ya kendisi ya da herhangi bir arkadaşı orada görev yapıyor olsaydı zaten bütün bu devlet sırlarına onlar da vakıf olacaktı. Saklayacak değiliz."

Kılıçdaroğlu'na "Ne biliyorsa açıklasın" çağrısında bulunan Davutoğlu şöyle devam etti:

"Bütün güvenlik zirvelerine Tuğrul Bey, şimdi AK Parti'ye geçti ama geçmeden önce MHP'liyken de katılıyordu. Hiçbir ayırım yapmadım ben Tuğrul Türkeş ile Numan Kurtulmuş ya da Yalçın Akdoğan ya da Cevdet Yılmaz arasında, hepsi başbakan yardımcısı. Parti olarak farklı bir yere gideriz, ayrı. Ama eskiden de ilk günlerde de farklı bir tutum takınmadım. Hem hükümete bakan vermedi, sonra da gelip onunla devlet mahremiyeti içinde bir görüşme yaptık onu da bir şantaj unsuru olarak kullandı. Şimdi ben söylüyorum tekrar, ne biliyorsa açıklasın. Ben zor durumda kalmam kendisi zor durumda kalır. Devlet ile ilgili bir daha hiçbir şeyin paylaşılamayacağı güvensiz bir muhatabımız olduğunu anladık biz bu sözle.

Bilmiyorum da neyi kastediyor. Ama bazı bilgileri verirken o bilgilerin bir kısmı şimdi gerçi zaten savcılık açıklamasıyla ortaya da çıktı. Gizli saklı şeyler değil, öyle çok herkesten gizli şeyler değil. Bir kısmı kimliklerle ilgili. O gün gelen soruşturmanın o aşamasında daha kamuoyunun bilmediği bazı şeyleri paylaşmıştık. Bunların bir kısmı da zaten şimdi biliniyor. Ama ne ise o bu açıklasın. Ben düşündüğümde hiçbir zaman hayatta sonra pişman olacağım bir sözü ağzımdan çıkarmamaya çalışırım."

- "Bir kere sokulduğumuz yerden bir daha sokulmayız"

O an için sır olan bir konuyla ilgili verdiği bilgilere karşılık Kılıçdaroğlu'nun "Merak etmeyin tabii bunlar aramızda kalacak" dediğini açıklayan Davutoğlu, "Ne dedi acaba, Davutoğlu da zor durumda kaldı. Açıklasın. Tekrar tekrar söylüyorum açıklasın. Sayın Kılıçdaroğlu açıkla. Bunu söyledikten sonra bir daha görüşür müyüz? Biz siyaset yapıyoruz, tabii gerek olur, görüşürüz. Ama bir daha bu kadar açık yüreklilikle konuşur muyum? O zaman da demin söylediğim gibi bir kere sokulduğumuz yerden bir daha sokulmayız. Devlet sırrını paylaşır mıyım? O da devlet sırrının içindeyse paylaşırım yani şu hükümetin içinde olmuş olsaydı şu anayasal hükümetin, değilse paylaşmam. Devletin menfaati, milletin menfaati bizim kişisel ilişkilerimizden daha önemlidir" ifadelerini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, "Biz sırla ilgili daha da mahrem şeyleri konuşsak, eğer 13 yılda bizim devlet adına bildiğimiz konuların Kılıçdaroğlu yüzde birini bilseydi demek ki şimdiye kadar nelerle karşılaşacaktık. Bu ciddiyet ister, Kılıçdaroğlu bu ciddiyeti gösteremeyeceğini ortaya koydu" dedi.

- "Oslo görüşmelerini paralel yapı faş etti"

Oslo görüşmelerinin içeriğini, Kılıçdaroğlu'na o dönem o görüşmeler içinde de bulunduğu varsayılan veya o görüşmeleri dışarıdan takip eden paralel unsurların verdiği bazı sufleler olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Oslo görüşmelerini kim sızdırdı dışarıya? Devletin içindeki şeylerdir. Çok ilginç, bakın, çok ilginç. Kimin eli kimin cebinde? Oslo görüşmeleri denilen görüşmeler devletin istihbarat örgütüyle -ki istihbarat örgütünün görevidir bana bağlı istihbarat örgüttür- o zaman da Sayın Cumhurbaşkanımıza bağlıydı. Ben yarın da bu görevi verebilirim istihbarat örgütüne. Git şu şu konuları şunlarla konuş diyebilirim. Dünyanın en gizli odaklarıyla görüşebilir istihbarat örgütleri, görevi o zaten. Bunu yapmazsa suçtur, herkesle görüşür. Bu paralel yapı bu görüşmelerden rahatsızdı. Yani Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi o anda yürüyordu, rahatsızdılar ve bu sebeple onlar ve dışarıdaki bazı istihbarat örgütleri... Onlar da bizde mahfuzdur. Yani niye biz Çözüm Süreci'ni dışarıda artık yapmaktan vazgeçtik, Oslo'ydu, Brüksel'di vesaireydi. Çünkü o tecrübelerden sonra 'Ne olacaksa memleket içinde olsun' dedik. Başbakan olduğumda ben 'Çözüm Süreci millidir, yerlidir' dedim. Çünkü aktörler burada. Ama orada fark ettik ki bu paralel yapı, dış istihbarat örgütleri Oslo görüşmelerini eski tabirle söylüyorum faş ettiler, ifşa ettiler yani. Bunların hepsi o belgeler doğru mu? Değil. Nihai olarak doğru belgeler hafızası kuvvetli devletin arşivindedir."

Davutoğlu, aynı paralel yapının, bu sefer terörle mücadele sürerken, söz konusu yapılarla beraber davrandığına dikkati çekerek, "7 Haziran'da yayınladıkları, el altından verdikleri bilgilerle 'Bulunduğunuz yerde HDP'ye destek verin' diye destek beyanında bulundular" ifadesini kullandı.

- "Paralel yapı doğrudan PKK ile görüşüyor"

Başbakan Davutoğlu şöyle devam etti:

"Bu paralel yapının Kuzey Irak'ta nerede PKK ile görüştüğünü, o görüşmeler neticesinde Diyarbakır'da yapılan bazı görüşmelerin biz nereye uzandığını, biz bunları biliyoruz. Biz biliyoruz dediğimiz bir şey, yani 'Biz biliyoruz' demişsek Kılıçdaroğlu gibi 'Biliyoruz' demeyiz, kulaktan dolma değil. Biliriz. Bu paralel yapı Kılıçdaroğlu'na tekrar -hani müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış- Oslo görüşmelerini tekrar karıştır, iş çıkar Oslo görüşmelerinden. Tamam çıkarsınlar ne söz verilmiş, oralarda o görüşmelerde. Bir de istihbarat örgütü karşı tarafı çözmek için o düşünceleri anlayabilmek için birçok farklı teknik uygular. Bunun için Sayın Kılıçdaroğlu'na soracak değilim. O zaman öyle bir sürecin başarılı olmasından rahatsız olan paralel yapı ve dış bazı istihbarat unsurları Türklerle Kürtler Türkiye'de ve bölgede birlikte davranırlarsa menfaati rahatsız olacak bazı dış istihbarat yapılarıyla bazı ilişkili, ilintili gruplar bunu faş etti.

Aynı paralel yapı bu sefer terör uygulayan, bakın terör uygulayan, o zaman Türkiye ile anlaşmak için görüşmeler yapan doğrudan PKK da değil, eskiden Türkiye Büyük Millet Meclisinde de bulunmuş bazı DEP milletvekilleri vesaireyle yürütülen görüşmelerdi bunlar, Oslo. Onlar PKK'yla, doğrudan terör örgütüyle konuşuyorlar. Kılıçdaroğlu da bunların sözcülüğünü yapıyor, hayırlı mübarek olsun. Kılavuzu karga olan derler ya... Eline o belgeleri verenler geçmişte devletin adına yürütülen müzakereleri faş edip, devlete ihanet eden birtakım çevrelerin verdiği belgeler bunlar. Dolayısıyla biz bunlardan çekinip de devletin ve milletin geleceğini onların takdirlerine bırakacak değiliz. Onlar da açıklasınlar. Kılıçdaroğlu'nu nasıl olsa açıklama merakı sarmış, açıklasınlar bakalım, görürüz ne olup ne bittiğini."

AK Parti'nin ekonomik vaatlerine yönelik muhalefetin eleştirilerinin sorulduğu Davutoğlu, vaatte bulunmadıklarını, taahhütleri olduğunu, taahhüt ettiklerini de gerçekleştireceklerini söyledi. Muhalefetin hesap etmeden, afaki bir takım vaatlerde bulunduğunu aktaran Davutoğlu, partisinin ise birbirini tamamlayıcı mahiyette taahhütlerde bulunduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Mesela emekli maaşı. Biz emekli maaşını, Mart ayında çıkardığımız yasayla bin 100 liranın altındaki bütün emeklilere, yılda bin 200 lira, ayda 100 lira ek artış yaptık. Bu takriben 1 buçuk maaş demek. Bunu yaparken dedik ki 'bunu şimdi yapıyoruz, temmuz ayında ödemeye başlayacağız, bir sonraki bütçe dönemi içinde bu sefer bin 200 lira bunu tüm emeklilere yayacağız.' Bakın hiç değişen bir şey yok. Şimdi yaptığımız tek değişiklik şu, o bin 200 lirayı bu sefer hepsine tekerrüren veriyoruz, bir daha veriyoruz. Daha önce almış olanlar da alacak. Burada dikkat ederseniz 7 Haziran öncesi söylediğimizle bir ihtilaf yok. Yapacağımızı söylediğimiz şeyleri yapıyoruz. Temmuzda bin 200 liralık, yani ayda 100 lira zam verilmeye başlandı, bin 100 liranın altında olanlara, şimdi geri kalanlara veriyoruz. Alanlara da veriyoruz."

- Asgari ücret

Asgari ücretle ilgili düzenlemeleri aktaran Davutoğlu, "Geçen sene enflasyonun çok üzerinde bin liraya çıkardık, bu sene de zaten yaptığımız çalışmalarla, takriben bin 150-bin 200 lira civarına doğru gidecekti asgari ücret, normal seyri içinde, enflasyon üzerinde verdiğimizde. Biz bunu 2016'da başlamak üzere bin 300 liraya çıkardık çünkü gelir artışından daha fazla pay dağıtalım dedik" diye konuştu.

Gençlerle ilgili taahhütlerin bir kısmının şubatta açıkladıkları istihdam paketinde bulunduğunu belirten Davutoğlu, çeyiz hesabı, konut hesabına destek ve kadınlara doğum desteklerinin bunların arasında yer aldığını söyledi. Başbakan Davutoğlu, buna ek olarak gençlerin istihdamına dönük çalışmalar yaptıklarını, bunların yeni olduğunu aktardı.

Haziran'da tek başına iktidar olsalar bu taahhütleri gerçekleştireceklerini bildiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Programımızda vardı. Bunları kademeli şekilde yapacaktık. Eğer 7 Haziran'da iktidara tek başına gelseydik bunları yine yapacaktık. Bunları alt alta topladığınızda 19 milyar Türk lirası yapıyor. Bu ne demek? Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasının yüzde biri. Dolayısıyla bütçeye hiçbir ek yükü yok. Bu sene de gelir performansımız gayet iyi. Bu gelir performansını da gördüğümüz için, nisanda bu daha belli değildi, Türkiye'nin gelir toplamı performansı da yükseldi. Dolayısıyla yaptığımız hesaplarla bunların hepsini yerlerine yerleştirdik. 19,5 milyarlık bir paket bu. Bütçeye hiçbir ek yük, hiçbir ek vergi getirmeyeceğiz. Halbuki Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin açıkladığı vaatlerin her biri 150 milyar Türk lirasına kadar varan ve herhangi bir hesaba da dayanmayan hususlar. Dolayısıyla ikisini birbiriyle karşılaştırmak mümkün değil. Beyannamemiz olağanüstü bir ilgi gördü. Çünkü doğumdan emekliye kadar her kesime şimdiye kadar yapmayı planladığımız, ileride de yapmayı planladığımız hususları bir paket halinde daha iyi anlattık. Daha doğru bir takdim oldu. Bu sebeple de daha algılanır oldu. Yoksa herhangi bir başka partiden bu anlamda ödünç alınmış herhangi bir fikir yok. Bizde zaten varolan hususlar."

-"Hesap vermekten korkuyorlar"

Davutoğlu, muhalefetin sorumsuzca vaatlerde bulunduğunu belirterek, "Onlar en büyük sınavı Anayasa hükümetine girmemekle kaybettiler. Şunu göstermiş oldular, korkuyorlar, sorumluluk almaktan, sorumluluk paylaşmaktan korkuyorlar. Emin olun herhangi bir şekilde hükümet kurma yetkisini verin, kaçarlar. Nitekim Bahçeli kaçtı. Yoksa koalisyon kurabilirdik. CHP de seçim hükümeti şeklinde kuracağımız hükümetten kaçtı" ifadesini kullandı.

Muhalefet partilerinin Anayasa gereği kurulacak hükümetten de kaçtıklarını belirten Davutoğlu, şunları söyledi:

"Anayasal hükümetten niye kaçıyorsunuz? Çünkü millete hesabı vermekten korkuyorlar. Çünkü herhangi bir devlet yönetme tecrübesi yok. Ben bir taraftan miting yapıyorum, bu arada birçok yerdeki güvenlik olayını takip ediyorum. Dağlıca'daki operasyonu takip ediyorum. Viyana'ya gidecek olan Dışişleri Bakanımızdan son bilgileri alıp, şunları şunları Viyana'da diğer dışişleri bakanlarına anlatın diyorum, daha nice şeyler. Çünkü bu ülkenin boşluk kaldıracak bir tarafı yok ama onların böyle bir enerjisi yok. Tek enerjileri acaba AK Parti'yi nasıl iktidardan düşürürüz? Ama işte Şanlıurfa Meydan'ı gösteriyor. Bizi millet istemedikçe kimse iktidardan düşüremez. Biz öyle kuru gürültüye de pabuç bırakmayız."

.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim