• BIST 109.050
  • Altın 153,440
  • Dolar 3,8386
  • Euro 4,5114
  • Kayseri : 8 °C
  • Ankara : 0 °C
  • İstanbul : 14 °C

Bülent Arınç'tan sansür açıklaması

Bülent Arınç'tan sansür açıklaması
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, internette sansür iddialarına ilişkin, "Kesinlikle böyle bir şey yok. Dünyada pek çok ülkeden özgür ve basın hürriyetine sahip bir ülkeyiz" dedi.

Arınç, AK Parti İl Başkanlığını ziyaret ederek, partililer ile bir araya geldi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım'a seçim çalışmalarında başarılar diledi. Daha sonra basın toplantısı düzenleyen Arınç, gazetecilerin internette sansür iddialarıyla ilgili soruları üzerine, bu konuda pek çok şeyin bir birine karıştığını ve bilgi kirliliği yaşandığını, kimin ne söylediğinin, bunların ne kadarının doğru olduğunun bir kısmının nasıl hayali şeyler konuşulduğunun farkına varılamadığını ifade etti.

Her meseleyi net olarak ortaya koymak gerektiğini vurgulayan Arınç, denetim yollarından birinin soru önergeleri olduğunu hatırlattı. Yılda 700 civarında soru önergesi geldiğini ve bunların hepsine cevap verdiklerini, her birini cevapsız bırakmadıklarını anlatan Arınç, şunları kaydetti:

"Yeter ki soru olsun. Ama soru sormayı bilmeyenler de soru sormakla hakaret etmek arasındaki farkı bilmeyenlerle de zaman zaman karşılaşıyoruz. Şimdi bir soru önergesinin sansürlenmesi mümkün değil. Bir defa birisi bir isim koyuyor ve basın onun üzerine her şeyi inşa etmeye kalkıyorsa bu çok yanlış olur. İnternette sansür iddiası... Kesinlikle böyle bir şey yok. Nereden çıktı, anayasadaki madde basının sansür edilemeyeceği, özgür olduğudur. Biz de buna gönülden inanıyoruz ve Türkiye'de Basın Kanunu ile RTÜK ile şununla bununla meşgul olan bir arkadaşınız olarak söylüyorum. Dünyanın pek çok ülkesinden daha özgür ve basın hürriyetine sahip bir ülkeyiz. 'Efendim 60 tane cezaevinde insan var.' 49 tanesi Terörle Mücadele Kanunu'na aykırı hareket etmekte. Eğer bunu da siz serbest kalsınlar diyorsanız o zaman Terörle Mücadele Kanununu kaldırmamız lazım, inşallah o da kalkacak. Ama oradaki hükümlerin bir kısmı Türk Ceza Kanunu'nda. Bu sefer Türk Ceza Kanunu'na aykırı hareket etmekten bazı insanlar yargılanacak."

- "Kimsenin suç işleme imtiyazı yok"

Başbakan Yardımcısı Arınç, kimsenin suç işleme imtiyazı olmadığını söyledi.

Bugün bir televizyon kanalını izlerken rastladığı haberde yer alan ifadelere dikkati çeken Bülent Arınç, "Şöyle bir haber yapıyorlar. 'Kadıköy'de AK Parti bir stant kurmuş. Üye kaydı yapıyormuş, oraya basmaya gelen bir grup olmuş. Aralarında bir tartışma çıkmış, kavgaya dönüşmüş'. Şimdi bir televizyonunun verdiği habere bakın. 'AK Partililer ile yolsuzluk ve rüşvet karşıtı olan grup arasında tartışma yaşandı'. O kadar kurnaz bir ifadedir ki esasen bir süreden beri başlayan işte adına operasyon denilen şeyde yolsuzluk ve rüşvet ön plana çıkarılmak isteniyor. Halbuki bir iddia var. Bu iddia araştırılacaktır. Bir soruşturma yapılacaktır. Bakanların istifası ayrı bir konu. Hükümet kabinede bir görev değişikliğine gitmiştir.

Sayın bakanımız aday olduğu için görevinden ayrılmıştır bir başka bakan da hakkındaki iddiaların açığa çıkması bakımından siyasi etik konusunda örnek bir davranışta bulunmuştur. Başbakanımız onların yerine başka bir arkadaşımızı getirmiştir. Şimdi AK Parti ile yolsuzluk ve rüşvet karşıtı olanların kavgasını söylerseniz gizliden gizliye zihinlerde bir algı meydana getireceksiniz. 'Bu tarafta yolsuzluk yapanlar var bu tarafta onların karşıtları var, kavga etmişler'. Halkın yüzde 50'sinin oyunu almış bir siyasi partinin ve 11 yıldan beri aralıksız devam eden bir iktidarın yolsuzlukla mücadeleyi varlık sebebi sayan bir hükümetin böylesine utanmasızca suçlanmasını ben kabul etmiyorum" şeklinde konuştu.

- Güvenli internet

Bunun yanı sıra internette sansür konusun da 2 yıl önce dönemin TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner ile bir tartışmanın olduğunu hatırlatan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Güvenli internet denen bir şey var. Bunu tercihe bağlı olarak yapmayı düşündük o zaman. Tercihe bağlı olarak ailesini çocuklarını, zararlı bazı porno, şiddete yönelmiş bir takım yerlerden korumak amacıyla bir güvenli internet işini başlatmak üzere yola çıkmıştık. 'Sansür' diye ortalığı birbirine kattılar. Halbuki sansür değildi. Düğme sizin elinizde. Sadece siz bunu arzu ederseniz bu yolu seçebileceksiniz. O gürültüler gitti. Arkada ne kaldı. 2 milyondan fazla insan bunu tercih etmiş. Demokrasiler tercih noktasında insanlara farklı seçenekler sunabilme hakkıdır. Şimdi niye internette sansür diye başlıyoruz. Doğru değil. Sayın Lütfi Elvan, sayın bakanımızdan sonra göreve gelen arkadaşımız. Doğru bir şey yaptıklarını söylüyor ve bunun sansür olmadığını ifade ediyor. Umarım bu hafta da görüşülecektir.
 

Göreceksiniz o da çıktıktan sonra bu tartışmalardan eser kalmayacaktır. Neden çünkü bunlar spekülatif tartışmalardır. AK Parti'yi 'demokrasi karşıtı göstermek, insan haklarını ihlal ediyor demek, işte özgürlük alanlarını kısıtlıyor' demekle aynı noktayı getirmeye çalışıyorlar. Biz yaptığımız işi biliyoruz ve inşallah haber portallarıyla ilgili bir düzenleme o da yakın zamanda gelecek. Haber sitelerini biz değerlendiriyoruz. Basın Kanunu içerisine alacağız. Sarı basın kartı vereceğiz. İlan ve reklam pasta payından vereceğiz ki bugün internetin haber portalları yazılı basından daha çok izlenen, daha çok içinde yazı yazılan unsurlar hale geldi. O zaman ne diyeceğiz. Bu da mı internete sansür. Bu da bir düzenlemedir. Yıllardan beri beklenen bir düzenlemeydi. Kimse endişe etmesin. Demokrasinin, özgürlüklerin, demokratikleşme konusunda atılacak adımların 11 senedir nasıl sahibiysek bundan sonra da böyle devam edeceğiz."

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Hakim kararının bile ihlal edildiği Türkiye'de bu dinleme rezaleti hepimizi rahatsız ediyor" dedi.

Partisinin il başkanlığını ziyaretinin ardından gazetecilerin soruları cevaplandıran Arınç, hafta sonu Manisa'da aday tanıtım toplantısına katıldığını, daha sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım'a seçim çalışmalarında destek vermek amacıyla kente geldiğini, fırsat buldukça da geleceğini söyledi.

İzmir'in, Türkiye'nin aydınlık bir yüzü olduğunu, bugüne kadar demokrasi mücadelesinde verdiği başarılı sınavlarla herkesin takdirini kazandığını ifade eden Arınç, 30 Mart'ta İzmirliler takdir etmesi halinde seçimi kazanacaklarına inandığını ifade etti.

Mahalli seçimlerin önemli olduğunu fakat bu seçimlerin, mahalli seçimin ötesinde bir anlam taşıyacağını, ardından cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapılacağını hatırlatan Arınç, "Şüphesiz bu seçimlerdeki başarı veya başarısızlık bütün partileri etkileyecek sonuçları meydana getirebilir. Bu yüzden daha büyük önem ve dikkatle daha büyük eforla çalışmaya gayret ediyoruz. Hükumetimiz'e duyulan güven yani iki oydan biri çok değerli, bunu hem korumak hem arttırmak durumundayız. Her seçim bizim için ayrı bir önem taşıma noktasında. Biz elimizden gelen gayreti yapacağız" diye konuştu.

- Yasa dışı dinlemeler

Bülent Arınç, Sabah ve ATV'nin satışı ve internette yer alan ses kayıtlarının sorulması üzerine, böyle bir ses kaydını dinlemediğini, nerede, ne zaman nasıl olduğunu bilmediğini vurguladı.

İnternette bazı ses kayıtlarının yer aldığını, bunların gerçekleri ne kadar yansıttığı, montaj olup olmadığı konusunda bilgisinin bulunmadığına işaret eden Arınç, şöyle devam etti:

"Ama çok iyi bildiğim ve çok üzüldüğüm bir konu var ki bu sayın bakanımızın (Binali Yıldırım) da uzun süren bakanlık döneminde en çok uğraştığı ve hukuka uygun bir şekle getirmeye çalıştığı ve belki de bunların mağdurlarından hepimiz olduğumuz için bu konuda insanların özel hayatlarına, kişilik haklarına saldırı olmasın diye gecesini gündüzüne kattığı bir konudur. Dinlemeler konusu isterseniz mahkeme kararıyla olsun çünkü savcılar talep edebilir. Mahkemeler de belli bir süre içerisinde organize suçları belki ortaya çıkarabilmek için bazı kişilerin dinlenmesini karar verebilir. Bunun süresi bellidir, bunun ne şekilde sona ereceği bellidir. Ne şekilde sona erdikten sonra hangi işlemin yapılacağı bellidir. Hukuk bunu tanzim etmiş. Ancak böylesine ince bir konuyu yine hukuk alanında dinleme altına aldıktan sonra bunu uzatan, bunun dışarıda yayınlanmasına izin ve imkan veren, bunun üzerinden bazı spekülasyonları güçlendirmeye çalışanlar da olabilir. Yargının içinde olabilir, emniyetin içinde olabilir, bunların medya uzantısı olabilir, bunlar yanlıştır, hukuka aykırıdır. İnsanların özel hayatları ve kişilik haklarına büyük bir saldırıdır.

Hakimle ve savcıyla işbirliği yapılarak bir dinleme kararı alınmış olmasına rağmen 3 aylık bir dinlemenin 13 aya çıkarılabildiğini, ilgisiz kişilerin dinlenebildiğini, hatta topluca dinleme kararları verilebildiğini son gelişmelerle biraz daha yakından görmüş durumdayız. Hakim kararının bile ihlal edildiği Türkiye'de bu dinleme rezaleti hepimizi rahatsız ediyor. Bununla ilgili Türk Ceza Kanunu'nda bazı hükümler var. Biz bu ceza maddelerinin daha da arttırılması, ve caydırıcı hale gelmesi için bizzat benim takip ettiğim bir yasa çalışması olmuştu 2 sene önce. Fakat sonradan denildi ki 'bu cezalar yeterlidir, arttırılmaya gerek yoktur'. Öylece kaldı. İkinci konu çok daha çirkin. O da teknolojinin geldiği son noktada insanlar yurt içinden yurt dışından dinleme cihazları temin ederek çok küçük şeyleri bile bazı yerlerde saklamak suretiyle insanların ve hatta büyük bir alanın dinlemesini yapabiliyorlar. Savcı kararı yok, hakim kararı yok. Tamamen insanların kötü niyetle yaptıkları dinleme, bu son yıllarda iyice çığırından çıkmış durumda. Kimin yaptığını bilemiyorsunuz, nasıl bunu elde ettiğini bilemiyorsunuz. Dost sohbetlerinde, bir insanın çay içerken, aile ortamında bile yaptığı konuşmaları 'yarın bir gün bize lazım olur' diyerek birileri dinlemiş ve kendilerine göre zamanı geldiğinde de servise koymuşsa bu bir insanlık suçudur. Bırakın özel hayatı, kişilik hakları ama bir insanın hayatına böylesine müdahale edilmesi ve bunun çirkin amaçlar için kullanılabilmesi fevkalade kötüdür. Bu da son zamanlarda veya son yıllarda hepimizin şikayet ettiği konular. Başbakanımız bile 'beni bile dinlemişler' dediğine göre bizim gibi sizin gibi insanların kimler tarafından ne şekilde dinlenildiğini, bu alçaklığı kimin yaptığını doğrusu bildiğimiz zaman bunun bir cezası var şüphesiz. Ama bulmak ve tespit etmek noktasında zorluklar yaşıyoruz."

- "Dinleme rezaletine ciddi bir şekilde son verecek tedbirleri alacağız''

Mahkemelerde ve Yargıtay içtihatlarında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuralar üzerine verdiği kararlarda yasa dışı dinlemelerin suç delili olmayacağının karara bağlandığını anımsatan Arınç, "Mahkeme kararıyla dinlenmiş olanların bir ağırlığı var eğer suistimal edilmemişse. Ama yasa dışı dinlemelerle bir yere varmak mümkün değildir, bir insanı suçlamak hatta ne bileyim hükümeti, bakanları sizi beni, onu, bu yasa dışı dinlemelerle mümkün değil. Bu konuda sayın bakanımızın (Binali Yıldırım) bakanlık döneminde başlattığı çalışmayı ümit ediyorum ki diğer arkadaşlarımız devam ettirecek ve toplumda endişeye, tereddütlere, paniğe yol açabilecek bu dinleme rezaletine bir gün ciddi bir şekilde son verecek tedbirleri alacağız.''

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir gazetecinin bugün bazı gazetelerde yer alan Başbakan ile eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar arasında yapıldığı belirtilen görüşmeyle ilgili sorusu üzerine görüşmenin bugün mü olduğunu sordu.

Bu konuda bir yorum yapmayacağını, ne konuşulup ne karar alındığını bilmediğini dile getiren Arınç, "Erdoğan Bayraktar, sayın bakanımız. Bizim milletvekilimizdi, bakanımız oldu, eski TOKİ başkanıdır. Oğluyla ilgili bir iddia var, oğlu tutuklanmadı bildiğim kadarıyla. Kendisi belki bir duygusal bir açıklamayla hem milletvekilliğinden hem de bakanlıktan ayrıldığını söylemişti. Sonra milletvekilliğinden ayrıldığı konusu gerçekleşmedi bildiğim kadarıyla. Meclis'te zaten 84. maddeye göre eğer istifası kabul edilebilirse düşecekti ama bu noktada görüşülmüş ve tekrar yola devam etme kararı verilmişse ne konuştuklarını, nasıl bir karar aldıklarına ben vakıf değilim" şeklinde konuştu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Mavi Marmara olayına ilişkin İsrail'le görüşmelerin sürdürüldüğünü belirterek, "Eğer tazminat konusu çözüme bağlanırsa arkadan diplomatik ilişkilerin kurulması, eskiden olduğu gibi büyükelçilik düzeyinde atamaların yapılması ve bununla ilgili çalışmaların başlaması gerekiyor. Bunu takiben de İsrail ve Türkiye bu ambargoların, ablukaların kaldırılması konusunda birlikte çalışacaklar" dedi.

AK Parti İzmir İl Başkanlığı'nı ziyaret eden Arınç, burada gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin Mavi Marmara gemisiyle ilgili olarak Türkiye ve İsrail arasında bir mutabakata varılıp varılmadığına yönelik soru üzerine Arınç, 3 yıl önce Gazze ablukasını kırmak ve oraya yardım malzemesi götürmek üzere Mavi Marmara gemisiyle yola çıkan barışçı aktivistlere, açık sulardayken İsrailli komandoların düzenlediği operasyonda kötü sonuçların ortaya çıktığını, 9 kişinin hayatını kaybettiğini, yaralananlar olduğunu, maddi manevi zarar görüldüğünü hatırlattı.

Yaşanan gelişmeler üzerine İsrail hükumetine yönelik 3 şartın ileri sürüldüğünü ifade eden Arınç, "Birinci bu yaptığınız haksızlıktır, bu haksız fiil karşısında Türk halkından, Türk hükumetinden özür dileyeceksiniz. İkincisi zarar görenlere tazminat ödeyeceksiniz. Üçüncüsü 35 ülkeden bu gemiye doluşan insanlar sadece barış için, oradaki halkla dayanışma için gidiyorlardı; sürdürdüğünüz bu ablukanın ve ambargonun da kaldırılması gerekir. İsrail 2 yıl buna itiraz etti" diye konuştu.

Geçen mart ayında, ABD Başkanı Obama'nın İsrail'i ziyareti sırasında yaptığı baskılar ve teklifler sonucunda Netanyahu'nun Türk halkından ve Türk hükumetinden açıkça özür dilediğini belirten Bülent Arınç, bunun Türk hükumetinin diplomatik başarısı olduğunu, ayrıca İsrail hükumetinin de yaptığı haksızlık karşısında açıkça ve alenen özür dilemesi anlamına geldiğini belirtti.

Yaşanan bu gelişmeleri olumlu gelişme olarak gördüklerini belirten Arınç, ikinci koşul olarak ölen ve yaralananların ailesine tazminat ödenmesinin geldiğini ve bu konudaki görüşmelerin hemen başladığını kaydederek, şöyle devam etti:

"Sayın Başbakanımız hükumet içinden ben bu müzakereleri koordine etmek görevini verdi. Biz teknokratlarla bu işi bilen insanlarla bir müzakereyi yürüttük. Bazen Ankara'da bazen İsrail'de Tel Aviv'de bu görüşmeler konusunda önemli müzakereler yapıldı ve sadece bir iki pürüz kalmıştı. Henüz bu pürüzler çözülmüş ve sonucunda bir anlaşmaya varılmış değil. Ancak çözümün yakın olduğunu ben de hissediyorum. Evet bu iş tamamdır dediğimizde ne yapacağız. İsrail ve Türk hükumetleri arasında bir uluslararası sözleşme imzalanacak. Sonra bizim anayasamız gereğince bu uluslararası sözleşmeyi TBMM'ye getireceğiz. Orada kanun haline gelirse, o zaman ödemeler yapılacak ve aramızdaki ikinci şart da yerine gelmiş olacak. Şüphesiz bu ikinci şart, birinci şart birbirinin arkasına geliyor değil ama Gazze'ye ve Filistin'e uygulanan ambargoların da kaldırılması veya en azından insani geçişler için yumuşatılması gerekli. Bu konuda İsrail adım attı. Mal geçişlerine, ilaç geçişlerine izin verdi. Ancak ambargo ve abluka tamamen kaldırılmış değil. Eğer tazminat konusu çözüme bağlanırsa arkadan diplomatik ilişkilerin kurulması, eskiden olduğu gibi büyükelçilik düzeyinde atamaların yapılması ve bununla ilgili çalışmaların başlaması gerekiyor. Bunu takiben de İsrail ve Türkiye bu ambargoların, ablukaların kaldırılması konusunda birlikte çalışacaklar. Umarız ki Filistin, Gazze halkı için de çok önemli saydığımız, insani ölçüler içerisinde süratle yerine getirilmesini arzu ettiğimiz çabalar, tazminat konusunun halledilmesini müteakip hızlıca yerine gelmiş olacaktır. Bahsettiğiniz haberi ben de okudum. Bu konuda bir gelişme var ama henüz imza atacak düzeyde değiliz. ABD de, İsrail de bu konuda Türkiye'nin bir an evvel anlaşma yapmasını umut ediyor. Biz de doğrusu o 3'lü özürden sonraki aşamaları süratle yerine getirmek istiyoruz."

- Tazminatın miktarı

Bir basın mensubunun tazminat miktarıyla ilgili bazı rakamları telaffuz etmesi üzerine Arınç, şu ifadeleri kullandı:

"Bunların hiçbirisi doğru değil. Siz bu rakamları sanıyorum piyasada dolaşan haberlere göre söylüyorsunuz. Rakam konusunda ne İsrail hükumetinin ne de bizim bir açıklamamız olmadı. Kendi aramızda tartıştığımız bir kaç konu var ama rakamlar telaffuz edilmedi. Biz bu haksız fiil karşısında uluslararası hukuku ne emrediyorsa onu talep ediyoruz. Bunun geçmişte emsalleri vardır. Bu emsallere uygun olarak ölenlerin ailelerine ve yaralıların ailelerine veya bizzat kendilerine ödenecek tazminat miktarlarını hukukçularımız tespit edip karşı tarafa teklifte bulundular. Bunlar üzerinde çalışmalar sonuçlanmak üzere. 30 istendi 20 verildi bunlar gerçekçi değil. Bunlardan çok daha yüksek olabilir veya alçak da olabilir. Çünkü biz kafadan böyle bir teklifi yapamayız. Böyle bir olay karşısında geçmişte hangi ülke hangi uluslararası hukuk kriterlerine uygun tazminat ödemişse biz hukuk devletiyiz ancak onu talep edebiliriz. Anlaşma imzalanabilirse rakamların mutlaka tatmin edici olduğunu hepimiz göreceğiz."

AA

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim