• BIST 97.533
  • Altın 145,761
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kayseri : 13 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İstanbul : 19 °C

BÜTÜN ANALAR AĞLIYOR

BÜTÜN ANALAR AĞLIYOR
Devlet Bahçeli: MHP'ye düzenlenen saldırıların sebebi yıkım projesine karşı aldığımız tavır ve gösterdiğimiz haklı tepkidir.
AKP'nin partimize yönelik pis tezgâhlarda ciddi bir payının olduğunu düşünüyorum. Bir ismi kamuoyuna taşımış, bu şahsın AKP'yle olan bağlarını gözler önüne sermiş ve Başbakan'a da bir soru sormuştuk. Cevap gelmedi. Derin ilişki ağları birer birer deşifre oldu. Başbakan meydanlarda MHP'ye yönelik komplolardan medet umdu. Bunlar siyasi hayatımızda unutulmayacak acı olaylardır. MHP'de bunları hiç unutmayacak.

MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli ile, MHP Genel Merkezi'ndeki makam odasında yaptığımız röportajda Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Seçim sonrasında ilk defa ORTADOĞU'ya konuşan Bahçeli, ''MHP'ye yönelik tezgahların arkasında kimler var'', ''MHP neden Meclis dışında bırakılmak istendi'',''Yeni Anayasa konusunda ne düşünüyor'',''Tutuklu milletvekilleri için hangi çözümü öneriyor'',''Terör niçin tırmandı ve çare nedir, ''Terörün polise havale edilmesi doğru mu'', ''Asker üzerindeki baskıların sebebi ne'', ''Silahlı Kuvvetler'den intikam mı alınıyor'', ''Özerklik talepleri Sevr'in uzantısı mı'', ''Başbakan Türkiye'nin federasyona gitmesini mi istiyor'', ''Komutanların istifası hangi oyunu bozdu'',Suriye'de neler oluyor'', Türkiye'ye sıra gelir mi'' gibi bütün bu soruların cevabını bu röportajda bulacaksınız.

Orhan Karataş: Sayın Bahçeli öncelikle bize zaman ayırdığınızdan ve görüşlerinizi bizim aracılığımızla paylaşmanızdan dolayı teşekkür ederiz.

ORTADOĞU GAZETESİ'NİN TÜRK BASIN HAYATINDA SEÇKİN BİR YERİ BULUNUYOR

Devlet Bahçeli: Ben de teşekkür ederim. Ortadoğu Gazetesi'nin Türk basın hayatında seçkin bir yeri bulunuyor. Eğilmeyen, köklü geçmişi ve tavizsiz duruşuyla Ortadoğu Gazetesi doğru ve milli haberciliğin merkezi konumuna gelmiş durumda. Sizin vasıtanızla değişik konulardaki görüş ve fikirlerimizi aktarmak benim açımdan memnuniyet verici.

Orhan Karataş: Efendim, izin verirseniz söyleşimize 12 Haziran seçimleriyle başlayalım. MHP açısından çok zor bir seçim oldu. Birçok sıkıntıya ve soruna maruz kaldınız. 12 Haziran seçimlerine gelesiye kadar neler yaşadınız?

PARTİMİZİ MECLİS DIŞINDA BIRAKMAYA YÖNELİK SİSTEMLİ, PLANLI VE KOORDİNELİ KİRLİ BİR OYUN SAHNELENDİ

Devlet Bahçeli: Kabul etmek lazım ki, 12 Haziran seçimleri bizim açımızdan olağanüstü elverişsiz şartlarda gerçekleşti. MHP, çok partili siyasal hayatta hiçbir partinin karşılaşmayacağı saldırı ve tezgâhlarla yüzyüze kaldı. Partimizi Meclis dışında bırakmaya yönelik sistemli, planlı ve koordineli kirli bir oyun sahnelendi. 4 Temmuz'da Meclis grup toplantımızda da söylemiştim: Bırakın ülkemizi, Dünya'da bile eşine ve benzerine az rastlanacak siyasi bir suikastın muhatabı olduk.

Özel hayatların mercek altına alınması ve siyasi röntgencilikle önce itibarsızlaştırma, ardından da siyasi iflas sürecine girmemiz hedeflendi. Bu olumsuz gelişmeler karşısında soğukkanlılığımızı hiç bozmadık. Sağduyumuzu hiç kaybetmedik. Yeise ve yılgınlığa kapılmadık. Şantajlara aldırmadık ve doğru bildiğimiz yoldan ayrılmadık. Parti içinde de gereği neyse yaptık.

Devletin ve hükümetin olmadığı bir ortamda bir tek milletimize güvendik ve Cenab-ı Allah'a sığındık. 22 Mayıs 2011 tarihinde seçim çalışması maksadıyla, Ankara'dan Nevşehir'e giderken anlaşılıyor ki devlet yok. İyi ki millet var. Ona gidiyorum. Demiştim. Şüphesiz millete olan derin sadakatimiz ve bağlılığımız bu sözlerimize dayanak olmuştur.

Orhan Karataş: Peki, MHP'ye yönelik saldırıların nedeni ve amacı sizce neydi?

DEMOKRATİK AÇILIM DEĞİL YIKIM PROJESİ

Devlet Bahçeli: Türkiye'nin bugünkü durumunu dikkate alırsanız partimize yapılan saldırıların da perde arkasında kalan nedenlerini anlarsınız. MHP'ye düzenlenen saldırıların şifrelerini birbiriyle yakından ilişkili ve bağı olan dört konu başlığında görmemiz mümkün.

Bunlardan birincisi yıkım projesine karşı aldığımız tavır ve gösterdiğimiz haklı tepkidir. Hatırlanacağı üzere MHP, AKP'nin sözde demokratik açılım adını verdiği, gerçek sıfatı bizce yıkım olan projesine karşı onurlu, kararlı ve milli bir direnç göstermiştir. 1 Ağustos 2009 tarihinde Polis Akademisinde başlatılan açılım sürecinin ülkemizi nereye savurduğu ortadadır. 'İyi şeyler olacak, umutluyuz' sözleriyle başlatılan yıkım projesinin gerçekte kimlere yaradığı ve kimlerin lehine işlediği açıktır. Bu çerçevede etnik bölücülük son iki yıllık zaman zarfında büyük bir kazanım ve ivme elde etmiştir. AKP analar artık ağlamayacak diyerek propaganda yapıyordu. Şimdi neredeyse bütün analar ağlıyor.

İkinci olarak, 19 Ekim 2009 tarihli Habur rezaletidir. Habur'da 34 PKK militanı ellerini kollarını sallayarak sınırdan içeri girmişlerdi. Pişman olmadıklarını beyan etmelerine rağmen haklarında Ceza Kanunun pişmanlık hükümleri uygulanmıştı. Gelenlerin hiçbirinde utanma ve mahcubiyet görülmedi. Üstelik teröristler sanki zafer kazanmış gibi otobüsler üstünde sevinç çığlıkları eşliğinde gezdirildiler. Bu hazin manzara karşısında milli vicdanlar derinden sarsıldı.

Türk devlet geleneğinde böylesine bir acizlik, rezillik ve pespayelik zannederim hiç yaşanmamıştır. Devletin valileri, müsteşarları, genel müdürleri terörist karşılama törenlerine iştirak ettiler. Çadır mahkemeleri kuruldu. Hukuk Habur'da yere batırıldı. Türkiye Cumhuriyeti en ciddi yarasını Habur'da aldı. Başbakan Erdoğan Habur'daki girişler üzerine 'bu bir umuttur' demişti. Üstelik Türkiye'de güzel şeyler oluyor diyerek teröristlerin gelişinden dolayı sevinmişti. Elbette biz Habur felaketine de karşı çıktık ve alkışlarla karşılananların Mekke-i Mükerreme'den dönen hacı kafilesi olmadığını ifade ettik. Habur şüphesiz Başbakan Erdoğan'ın eseri ve yıkım projesinin acı bir sonucuydu. Hazmettirilmeye çalışılan ihanetin de açık kanıtıydı. Maalesef Türkiye AKP'nin mihmandarlığında PKK'ya boyun eğmişti.

Üçüncü olarak 12 Eylül referandumunu söyleyebiliriz. AKP, gizli gündemini gerçekleştirebilmek için geçtiğimiz yıl 26 maddeden oluşan bir anayasa değişikliğine gitti. Bunu da halkoyuna sundu. Biz anayasa değişikliğine esastan ve usulden karşı çıktık ve referandumda hayır oyu kullandık. Bu şekilde yıkım projesinin hukuki altyapısını kurmaya çalışan iktidara itiraz ettik. Kaldı ki Başbakan, anayasa değişikliklerinde, sözde demokratik açılımın hukuki altyapısını şekillendireceklerini bir televizyon programında açıkça söylemişti. Referanduma gidilen süreçte İmralı canisiyle görüşmeleri milletimizle paylaştık. Başbakan önce buna şiddetle karşı çıkmış, sonra da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki bir konuşmasında kabul etmişti. Bize yönelik şerefsizlik ithamı da böylelikle asıl sahibini bulmuştu. Ancak bildiğiniz gibi, referandumda anayasa değişiklikleri yüzde 58 evet oyuyla kabul edildi.

12 Eylül öncesi ve sonrasında evet'in taraftarları özellikle partimizi zan ve töhmet altında bırakan birçok iftiraya, tezvirata ve asılsız iddiaya başvurdular. En başta yandaş basın eski ülkücü sıfatına sahip kişileri birer birer konuşturdu ve maalesef kullanmaya yeltendi. Partimizi bölmek, iç huzursuzluğa itmek için 'Bağımsız Ülkücüler Örgütü' bile kuruldu.

Bunlar AKP'nin ve Okyanus ötesinin güdümünde fitne saçtılar. Başbakan Erdoğan Ülkücü düşmanlığından birden bire dönemsel menfaati gereğince çark etti. Ama içindeki kini izleyen süreçte de her fırsatta gösterdi. Seçim sürecinde dava arkadaşlarıma hayvan ifadesi buna bir örnektir. Partimiz üzerinden kurgulanan sinsi operasyonlara hız verdi. Sözüm ona taban ve tavan ayrılığı varmış gibi kalleşçe sözler kullandı, tuzaklar tertipledi.

Okyanus ötesi unsurların evet propagandasına sahip çıkması ve bize dönük kirli kampanyaya destek vermeleri herkesin safını göstermesi bakımından da anlamlı olmuştur. Özellikle 12 Eylül Referandumundan sonra partimizin kan kaybettiği ve kalelerinin düştüğü yalanına ısrarla müracaat edildi. Geniş ve derin bir menfaat ittifakı MHP düşmanlığında birleşti. İşte 12 Eylül ve 12 Haziran arasındaki gelişmeler iyi ve tarafsız okunursa MHP'nin neden hedef seçildiği de net olarak anlaşılabilir.

Dördüncü ve son olarak da planlanan yeni anayasa sürecidir. Başbakan Erdoğan, ustalık dönemi diyerek sıfatlandırdığı üçüncü dört yılında yeni anayasa yapımını vaat ederek millet huzuruna çıktı.

Dikkat ederseniz bu dört aşamanın birbiriyle yakından ilişkisi var. AKP hükümeti, yıkım projesiyle çıktığı Türk milletini ayırma yolunda, anayasayla kesin bir sonuca ulaşmak istiyor. MHP'yi de bu konuda bir engel olarak görüyor.

Bundan dolayı MHP'nin Mecliste olmamasını çok istedi. 2002'de MHP'siz hükümet isteyenlerle, 2011'de MHP'siz Meclis dileyenler esasında aynı zihnin ve işbirlikçi merkezin ürünleri. Şüphesiz işin içinde dış mahfiller belirleyici ve tayin edici bir role ve etkiye sahip. Yeni Türkiye dedikleri tanımlamanın özünde dağılmış, etnik ayrılıklarla hırpalanmış, bölünmüş ve üniter yapısı tasfiye olmuş bir ülke hedefi bulunuyor. İşte bugünkü ortamda demokratik özerklik zırvasının aldığı mesafeyi görüyorsunuz. Son bir yıl içinde Türkiye nelere şahit oldu? Hangi tartışma ve taleplerle soluğu kesilmek istendi? Bu soruların cevaplarını gördük ve yaşadık. Yeni anayasa kapsamında Türkiye'yi dönüştürmek ve asırları aşan devlet ve millet uyumundan koparmak için iç ve dış çevreler tam mesaiyle uğraş veriyorlar. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde MHP'ye yönelik saldırıların nedeni sanıyorum rahatlıkla idrak edilebilecektir.

Orhan Karataş: Yeni anayasa konusuna geçmeden önce, sormak istediğimiz önemli bir soru var. Partinize yapılan saldırılar karşısında AKP hükümetinin tavrına ne diyorsunuz?

MHP'YE YÖNELİK KOMPLOLARDAN MEDET UMULDU

Devlet Bahçeli: AKP hükümetinin tavrı kabul edilebilir ve hoşgörü sınırlarında görülebilecek nitelikte değildi. AKP'nin partimize yönelik pis tezgâhlarda ciddi bir payının olduğunu düşünüyorum. Hatırlarsanız, 8 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu'nda bir ismi kamuoyuna taşımıştık. Bu şahsın AKP'yle olan bağlarını gözler önüne sermiş ve Başbakan'a da bir soru sormuştuk. Ama hiç cevap gelmedi. İnkar da edemediler. Hatta derin ilişki ağları birer birer deşifre oldu.

Partimize yönelik saldırılar karşısında AKP'nin durumdan istifade eden ve süreci kendisine yontan bir eğilimini milletimiz de fark etti. Siyasi centilmenlikle bağdaşmayan ve işi rakibinin zor durumundan faydalanmaya kadar götürebilecek bir çirkefliğe herkes şahit oldu. Başbakan meydanlarda MHP'ye yönelik komplolardan medet umdu. Ancak kamuoyu hassasiyeti değişince birden bire u dönüşü yaptı. Mesela Sayın Cumhurbaşkanı da uzun bir süre sessiz kaldı. Herhangi bir tepki vermedi. Bunlar siyasi hayatımızda unutulmayacak acı olaylardır. MHP'de bunları hiç unutmayacak. Bunun için hesaplaşma olmadan helalleşme olmayacağını söyledim. Şimdi de aynı düşünceye sahibim.

8 MAYIS 2011 TARİHİNDE İSTANBUL ABDİ İPEKÇİ SPOR SALONU'NDA MHP ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLARLA İLGİLİ BAŞBAKANA SORULAN SORULAR:

Avrupa ülkelerini adres gösterip, ABD üzerinden yayın yapan ve Milliyetçi Hareket'i karıştırmak için her türlü zehiri kusanlarla AKP arasındaki ilişki ve irtibat son derece manidardır.

Buradan Başbakan Erdoğan'a sormak ve vereceği cevapları hemen beklediğimizi ifade etmek istiyorum:

İbrahim Faruk Bayındır kimdir?

Bu şahıs Küçükçekmece Belediyesi'nde AKP meclis üyeliği yapmış mıdır?

Arkasından istifa ederek, İstanbul üçüncü bölgeden milletvekilliği adaylığına müracaat etmiş midir?

Bu kişinin partimizi zan ve töhmet altına alan yayınlara ev sahipliği yapan kirli internet siteleriyle ne tür bir bağlantısı vardır?

Ülkücügazete isimli fitne yuvasının değişik ülkeler üzerinden yaptığı alçak yayınları bu şahıs ve yüzleri karanlıkta kalan ortakları mı gerçekleştirmektedir?

Sayın Başbakan bunları açıkla.

Orhan Karataş: MHP, yeni anayasa konusunda ne düşünüyor?

YENİ BİR ANAYASA YAPILMASINI BİZ DE İSTİYORUZ. ANCAK...

Devlet Bahçeli: Bugün bütün sorunların nedeni anayasa olarak gösteriliyor. Bir zamanlar Fransa'da da böyleydi. Her krizin sonucunda gözler anayasaya çevriliyordu. Arkasından sürekli tadilatlar yaptılar ve numaralandırılmış cumhuriyetler yaşadılar. Bugün benzeri bir durum ülkemizde de amaçlanıyor. Bana göre bu doğru değil. Esasında Anayasaya gelesiye kadar halledilmesi gereken birçok sosyal, siyasal ve ekonomik sorun bulunuyor. Ne var ki, Anayasa sanık sandalyesinde oturduğu sürece de bu tartışmalar bitmeyecek gibi duruyor. Biz hep sonuçtan sebeplere gidiyoruz. Yüzeysel ve sığ değerlendirmelerle teşhis karmaşası yaşıyoruz. Oysaki zihinsel değişime ve dönüşüme ilave olarak kültürümüzü sorun çözecek bir içerikte yorumlayamadığımız sürece problemler yumağında bocalayıp durmaktan başka sansımız olmaz. Meselenin özünde sorun çözme kültürümüzün kurumsallaşamaması yatıyor. Bunu da milli gerçeklerle uyumlu yeni bir algı ve bakış açısıyla yapabiliriz.

Günü kurtarmak ve gizli kalan hesapları görmek adına AKP hükümeti, ülkeyi sürekli kriz sağanağına sokuyor. Her gelgit beraberinde yanlışın üzerini örtecek bir kabullendirmeyi ortaya çıkarıyor. Anayasa da bunlardan birisi. Madem sorunların temelinde anayasa var, o halde değiştirelim gitsin beklentisi gittikçe kuvvetleniyor. Bunda nemalanmanın hevesinde olanlara da gün doğuyor. İştahları kabarıyor. İşte etnik bölücülüğün anayasal statü elde etmek için artan tahriklerini ve taleplerini görüyorsunuz. AKP'nin açtığı karanlık yolda, mevzilenmiş olarak bekleyen gafiller, kendilerine gün doğduğunu düşünerek fütursuzca ve hayâsızca Türk milletinin birliğine diş biliyorlar.

Elbette yeni bir anayasa yapılmasını biz de istiyoruz. Ancak önce yüzde 50 oy almış iktidar partisinin niyetini net olarak anlamak ve hangi değişiklikleri yapmayı planlandığını görmek istiyoruz. Bu konuda Başbakan Erdoğan ve hükümetine, 61.Hükümetin güven oylaması münasebetiyle Meclis'te yaptığım konuşmada sorduğum bazı soruların cevabını bekliyorum. Alacağımız cevaplara göre de bir tavır ve tutum belirleyeceğiz.

61.HÜKÜMETİN GÜVEN OYLAMASI MÜNASEBETİYLE MECLİS'TE YENİ ANAYASA KONUSUNDA SORULAN VE CEVAP İSTENEN SORULAR:

Hükümet Programında sunulduğu şekliyle toplumsal çeşitliliği de bir zenginlik olarak kabul eden, tek sesliliği değil, çoğulculuğu öne çıkaran bir metnin içeriğinde neler olacaktır?

İzah edilmesi gereken en temel husus toplumsal çeşitlilikten neyin anlaşıldığıdır?

Başbakan'ın sunuş konuşmasının satır aralarında dile getirdiği dil, din, mezhep, etnik köken gibi konularda ortaya çıkan çok boyutlu ve kalıcı çözüm arayışlarının bu dönemde de sürmesi yönündeki kararlığın anayasayla bir ilgisi var mıdır?

- Bu kapsamda, planlanan yeni anayasada etnik kimlikler tanımlanacak mıdır?

- Mahalli ölçekteki dillerin anayasaya sokulması için bir niyet ve çaba gösterilecek midir?

- Hatta eğitim ve öğretim dili olması yönünde tavır alınacak mıdır?

- Türk kimliğinin esnetilerek anlamsızlaştırılması ve Türkiyelilik çarpıtmasıyla geriletilmesi düşünülmekte midir?

- Anayasa'nın 66. Maddesinde anlamını bulan Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk'tür milli inancından ödün verilecek midir?

- Türk milleti ifadesinin zedelenmesi, aşındırılması ve Türklük vurgusunun değiştirilmesi maksadıyla bir girişimde bulunulacak mıdır?

-Üniter yapının sulandırılarak Cumhuriyet'in kurucu değerlerinden ve vazgeçilmez niteliklerinden taviz verilecek midir?

- Anayasanın başlangıç kısmındaki bütünlüğün bozulması, değiştirilmesi akıllardan geçmekte midir?

- Bölücülüğün anayasal statü taleplerinin karşılanması için yeri ve zamanı geldiğinde karşılanmak üzere bir söz verilmiş midir?

-Ve elbette Anayasa'nın ilk üç maddesi ile kilidi konumundaki dördüncü maddesi hakkında planlanan nedir?

Bizim yeni anayasa konusunda cevabını duymayı ve öğrenmeyi istediğimiz sorularımız şimdilik bunlardır.

Tavrımızı ve içine gireceğimiz siyasal tutumu, bu önemli sorulara verilecek karşılıklara göre oluşturacağız.

Orhan Karataş: 12 Haziran'da MHP'nin aldığı yüzde 13'lük oy oranını nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçim sonuçlarını analiz ettiniz mi?

MHP'YE GÖNÜL VERENLERİ, BAŞARISINI GÖZLEYENLERİ ZAFERLE TANIŞTIRACAĞIZ

Devlet Bahçeli: Az önce de vurguladım: Olağanüstü ve son derece elverişsiz şartlarda bir seçim propaganda dönemi yaşadık. Muhatap olduğumuz saldırılara dayanacak bir siyasi partinin pek olmadığı kanaatindeyim.

Gerçek olan şudur: Tek başına iktidar hedefini tayin eden bir parti için ilk bakışta yüzde 13 oy oranını mutlak bir başarı olarak göstermek yerinde değildir. Ancak partimize yönelik tuzakları, tezgâhları, komploları ve saldırıları hesap ettiğimizde alınan oyun çok değerli ve ümit verici olduğunu düşünüyorum. Nitekim 5,5 milyon vatandaşımız bize umut bağlamış ve arkamızda durmuştur. Hakikaten bu sayı önemlidir ve küçümseyenler kendi durumlarını ve nerede durduklarını bir kez daha gözden geçirmelidirler.

Biz Allah'ın izniyle bugüne kadar nice zorlukları aşarak buraya geldik. Unutulmasın ki, iktidara mutlaka ulaşacağız ve MHP'ye gönül verenleri, başarısını gözleyenleri zaferle tanıştıracağız. Pes etmek, bezginliğe kapılmak bizim lügatimizde asla bulunmuyor. Her gecenin bir sabahı olduğunu, her yokuşun bir inişi bulunduğunu hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor. MHP'nin gittikçe güçlenen bir yapısı olduğunu görüyor ve yaşıyorum. Genel Başkan olarak da başarıya ulaşacağımıza içtenlikle inanıyorum.

Seçim sonuçlarını da kapsamlı bir şekilde analiz ediyoruz. Ortaya çıkan neticeyi detaylı bir şekilde inceliyoruz. Bütün partilere oy vermiş vatandaşlarımızın ikinci tercihindeyiz. Bunu birinciye dönüştürmek için çok çalışacağız ve MHP'yi mutlaka iktidara taşıyacağız. Hiç başbakan çıkaramamış MHP artık başbakan çıkaracaktır. Bundan eminim ve dava arkadaşlarıma ve vatansever milliyetçilere güveniyorum.

Orhan Karataş: Seçim sonuçlarıyla ilgili olumsuz propaganda yapanlara ve MHP'de sorun varmış gibi davrananlara ne diyeceksiniz?

MHP KURALLARI, KURUMLARI VE YERLEŞİK KAVRAMLARI OLAN BİR SİYASAL HAREKETTİR

Devlet Bahçeli: MHP'de sorun varmış gibi yaygara koparanlara önce kendilerine bakmalarını öneririm. Bir partide belirli bir düzeydeki iç tartışma, o partinin dinamizmi için gerekli ve şarttır. Ancak iç tartışmalar belirli bir eşiği aşarsa, partinin bütünlüğü ve hükmü şahsiyeti sarsılır. Hiçbir sosyal ve siyasal organizasyon süt liman değildir. Ama her meseleyi de kriz olarak göstermek iyi niyetli bir davranış olmayacaktır.

MHP kuralları, kurumları ve yerleşik kavramları olan bir siyasal harekettir. Gelenekleriyle geçmişi, vizyonuyla geleceği kuşatır ve bir sonuca ulaşır. Siyasetimizin öznesi millettir. İnançlarımızın ve ilkelerimizin belirleyiciliği altında tutarlı ve istikrarlı çizgimizi hiç bozmadık. Dün neysek bugünde oyuz. Milli yeminlerimizden ve milletimizle ilgili hedeflerimizden zerre kadar sapma göstermedik.

MHP'yi tanımayan, tanıdığı zehabına kapılıp da ahkâm kesmekten geri durmayan kişiler, partimizle ilgili kriz telalığı ya da sorun tacirliği yaparlarsa bunu art niyetli görürüm. Bu itibarla, bizden görünüp fırsatçılığa soyunanların ve ganimet avcılığıyla pusuya yatanların durumlarını yeniden gözden geçirmelerinde fayda görüyorum. Durdukları yer doğru ve kabul edilebilir bir nokta değil. Velhasıl MHP'de iç sorun, sıkıntı değil daha iyiye ve başarıya nasıl ulaşırım arayışı ve çabası olduğunu bu vesileyle hatırlatmak isterim.
ortadoğu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim