• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kayseri : 13 °C
  • Ankara : 18 °C
  • İstanbul : 23 °C

Destici'den kaza ile ilgili önemli bilgiler

Destici'den kaza ile ilgili önemli bilgiler
Haber 7'yi ziyaret eden BBP Genel Başkanı Destici, dindar nesil, eğitim sisteminde yapılacak 4+4+4 değişikliği ile yeni anayasa ve Yazıcıoğlu'nun kazası ile ilgili konuştu
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, Haber7’yi ziyaret etti.

Ziyarette yeni görevinden dolayı Haber7 Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Erdoğan’ı tebrik eden Destici, gündemdeki gelişmelerle ilgili de önemli değerlendirmelerde bulundu.

İbrahim Erdoğan ve Yayın Koordinatörü Osman Ateşli’nin yönelttiği soruları cevaplandıran Destici, dindar nesil, eğitim sisteminde yapılacak 4+4+4 değişikliği ile yeni anayasa konusunda görüşlerini aktarırken izlenebilecek yol haritası ile ilgili görüşlerini ifade etti.

Destici ayrıca merhum Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası ile ilgili gelinen son durumla ilgili önemli bilgiler de verdi.

Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düştüğü kazaya niçin basit bir kaza gibi bakamadığını da açıklayan Destici’nin açıklamaları şöyleydi:

Başbakan Erdoğan’ın yapmış olduğu açıklamalar sonrası özellikle medyada devam eden dindar gençlik tartışmaları konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz? Dindar bir gençlik yetişmesi fikrine katılıyor musunuz?

Biz Büyük Birlik Partisi olarak salt seçimlere girip çıkmak için kendisini seçim sonuçlarına göre kendisini endeksleyen bir siyasi hareket değiliz. Biz bir fikri, misyonu taşıyoruz. Bir ideolojinin, bir felsefenin, bir duruşun adıyız. Bu fikir ve misyon içinde en önemli paydalardan biri de milli şuura sahip, milli ahlaka sahip, milli terbiyeye sahip, manevi ve milli köklerine önem veren bir gençlik, bir nesil yetiştirmektir.

Bir ülke çağı yakalayabilir. Bilim ve teknolojide çok ileriye gidebilir. Çok ciddi oranda kalkınabilir. Milli geliri 50 milyar seviyesine gelebilir. Gayrı safi milli hasılası çok yükselebilir. Yani ekonomik anlamda çok yüksek kazançlar elde edebilir. Eğer bunlara rağmen eğer bir ülke milli ve manevi değerlerinden koparsa, aslını kaybetmiş olur ve o devletin, o milletin yıkılması, yok olması kaçınılmaz olur.


Haber 7’yi nasıl buluyorsunuz?

Haber 7, sürekli takip ettiğim, interneti her açtığımda ziyaret etmeden geçmediğim, internet ortamında bizim güvenle haberlerini takip ettiğimiz bir haber sitesidir. İnternete bağlandığımda mutlaka Haber 7’de neler var diye bakarım. Çünkü Haber 7’nin tarafsız, güvenilir, gündeme katkı sağlayan, objektif bir yayıncılık yaptığını düşünüyorum. Kurulduğu günden beri takip ediyorum. Sayfa düzeni ve haber içeriği olarak, hem kendi yazarları hem alıntı yazar seçkisi olarak gündemi takip etme bakımından olsun ülkemizin ve dünyanın meselelerini takip etme açısından olsun bizlere çok büyük faydası oluyor.

Bu konuda hem başta size hem hayırlı olsun diliyorum başarılarından dolayı Haber 7 kadrosunu tebrik ediyorum. İnşaallah bu çizgide uzun yıllar devam edilir. Allah yardımcınız olsun.


Onun için milletin aslından asla rücu etmemesi, onu kaybetmemesi milli ve manevi değerlerine sahip çıkması gerekiyor.

Ben bundan yaklaşık 3 ay kadar önce hem Sayın Başbakan Erdoğan’ı hem Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ü ziyaret ettiğimde, bu konuyu her ikisine de ifade ettim. Türkiye’de büyük bir ahlaki yozlaşmanın varlığından bahsederek özellikle yeni yetişen gençlerimizin çocuklarımızın dizi kültürü ile yetiştiklerini belirttim. Batı emperyalizminin, Amerikan emperyalizminin sosyal medya aracılığıyla görsel yazılı medya aracılığıyla Türkiye’ye bilinçli şekilde empoze edildiğini, aslında nesilleri köreltmek adına Türkiye’yi parçalamak adına, özünden uzaklaştırmak adına bir savaş yürütüldüğünü anlattım. Bu konulardaki kaygılarımı dile getirdim.

Eğitim sisteminin mutlaka değişmesi gerektiğini, özellikle 28 Şubat sürecinin o darbe dışı güçlerinin cuntacıların 28 Şubat sürecinin mimarları generallerin, büyük medyanın patronlarının, iş dünyasının önde gelenlerinin Meclis’i tehdit ederek, meclis başkanına kadar hatta dönemin başbakanını, siyasi parti liderlerini, milletvekillerini tehdit ederek, bu eğitim sistemini nasıl bu millete dayattıklarını, milletimizin genlerine uymayan ve milletin özellikle İslam dininden uzaklaşmasını sağlayacak, bu eğitim sistemini nasıl bir zorbalıkla, nasıl bir demokrasi dışı uygulamalarla dayattıklarını hatırlattım. Bundan mutlaka Türkiye’nin bir an önce kurtulması gerektiğini anlattım, izah ettim.

7’inci İmam Hatipler Kurultayı’na katıldığımda Diyarbakır’da mutlaka imam hatip liselerinin orta kısımlarının açılması gerektiğini hatta onun ötesinde Türkiye’de uluslararası bir imam hatip lisesi kurulması gerektiğini ifade ettim.

Meclis’te görüşülmeye hazırlanılan eğitim sisteminde 4+4+4 konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bugün hükümetin Meclis’e sunduğu komisyondan da geçen bu yasa teklifi ile ilgili biz zaten daha önceden yasa Meclis’e gelmeden önce hükümete önerdiğimiz bir kısım değerlendirmelerin bunun içinde olduğunu görüyoruz. Bu yasa genel olarak bizim istediğimiz çerçevededir.

Benim burada henüz tek cevabını alamadığım tek bir konu var. Hafızlık eğitimi alacak ve Kur’an kursu eğitimi görecek 2-3 sene Kur’an eğimi alacaklar daha sonra ikinci dörde devam edebilecek mi? Bunun önü açık gibi görünüyor. Ben bu konuda tek endişem bu… Böyle bir imkan yoksa bu düzeltilmeli diye düşünüyorum. Birinci dörtten sonra dileyen arada bu eğitimi alabilmeli. Bu görüşümüzü biz Milli Eğitim Komisyonu’na da ilettik.

Onun dışında detayları kamuoyunda konuşulmayan neden 5 +3+3 değil de 4+4+4 olduğunu biliyorum. Biliyorsunuz daha önce hazırlık sınıfları lise birinci sınıftaydı. Şimdi ise birinci 4’ü bitiren çocuklarımız ikinci 4’e başlarken hazırlık sınıfına gidecekler. Bunun da doğru bir uygulama olacağını savunuyoruz. Burada öğrencilerimiz devam edecekleri okula göre hazırlık eğitimi alabilecekler.

EĞİTİM YAŞININ 1 YAŞ GERİYE ÇEKİLMESİ DOĞRU BİR DÜZENLEMEDİR

Burada muhalefetin en büyük eleştiri noktalarından bir tanesi burada eğitim yaşının 1 yaş geriye çekilmiş olması biliyorsunuz. Ben bunu da bir yanlış uygulama olarak görmüyorum. 5 yaşını bitirmiş 6 yaşına girmiş çocukların dimağlarının daha açık olduğunu verilen eğitimi alabilme noktasında yeterli seviyeye geldiğine inanıyorum.

Zaten anaokulu ve kreş uygulamaları da başlatılmış durumda… Bu da çocuklarımızın okula hazırlanmasında önemli katkı sağlayacaktır.

Bence muhalefetin bu eleştirileri niyet gizlemeden ibaret diye düşünüyorum. Özellikle CHP daha net bir şekilde karşın olduğunu ortaya koyarken MHP taban baskısı nedeniyle net tavır koyamamaktadır. Onların da en önemli itiraz noktası yaş konusu olabilmiştir. Ben okula erken başlama daha faydalı olacaktır.

Burada bir noktada daha bir eksiklik olduğunu söyleyebilirim. İktidar partisi teklifini Meclis’e getirmeden önce, anayasa konusunda olduğu gibi, diğer siyasi partilerden de bir teklif almış olsaydı uzlaşma adına daha iyi olabilirdi. Uzlaşma sağlanamasa da sonra yine kendilerinin doğru bildiklerini yapabilirlerdi. En azından uzlaşma girişiminde bulunmuş olurlardı. Sonuçta millet onlara bu ülkeyi yönetmeleri konusunda bir yetki vermiş, ülkeyi yönet demiş. Bunu derken tabi diğerlerini yok sayarak değil de her kesimin görüşünü alarak karşı tarafı da dinleyerek yapmasını istemiş.

Bir de şu konu önemli… Bu süreçte yapılacak alımların kamu ihale kurumunun denetimi dışında bırakılmasını ben doğru bulmuyorum. Bu süreçte harcanacak para olarak 10 milyar liralık bir bütçeden bahsediliyor. Böyle bir şey ihale dışında kalmamalıdır. Bunun denetim altında olmasını daha doğru görüyorum.

Bunun dışında eğitim sisteminde değişiklik getirecek 4+4+4 teklifi genel hatlarıyla doğru bir tekliftir. Müslüman Türk milletinin yapısına da uygun bir teklif olarak düşünüyorum. Bunun dışında yasa dışı ve zorbalıkla oldu diyenlere de söyleyeceğim şudur. Zorbalık arıyorlarsa siyaset dışı dayatma arıyorlarsa 1998’e baksınlar. 28 Şubat’taki bu zorunlu kesintisiz eğitimin nasıl geldiğine, hangi dayatmalarla geldiğine baksınlar. Bugünkü durumla ilgili ondan sonra adil bir değerlendirme yapsınlar diyorum.

DESTİCİ’YE GÖRE ANAYASAYI DEĞİŞTİRECEK FORMÜL

Daha önceki demeçlerinizde de görüyoruz. 1982 anayasasının en çok mağdur ettiği parti olarak yeni anayasanın acil bir şekilde yapılmasını istiyorsunuz. Yeni anayasa yapılması için şartlar müsait midir? Ne kadarlık bir takvimde bu işin bitirilmesini istiyorsunuz?

Mevcut anayasayı herkes 12 Eylülcülerin cuntacıların anayasası olarak değerlendiriyor. Ben o değerlendirmeyi bugün itibariyle doğru bulmuyorum. 1980’de ihtilal yapılmış. 1982’de anayasa değiştirilmiş. 1983’te sivillere terk edilmiş ve gidilmiş. Yani 3 yılda yapmış bunu cuntacılar. 28 yıldır siviller yönetiyor bu ülkeyi. Bu anayasa 28 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin anayasasıdır. Bu anayasa iktidarların anayasasıdır. Bugüne kadar değiştirmeleri gerekiyordu. Son 10 yılda en azından tek başına bir iktidar var. Üçüncü dönemi ve birinci döneminde tek başına anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa sahiptiler. Şimdi de eğer uzlaşırlarsa anayasayı değiştirebilirler. Burada özellikle çağrım Ak Parti ile MHP’ye… PKK’nın siyasi uzantılarıyla uzlaşmanın pek mümkün olmadığını düşünüyorum. CHP ile de uzlaşmanın mümkün olmadığı görülüyor. Bunu hem içtüzük değişikli hem Milli Eğitim Komisyonu’nda gördük. Amaçlarının üzüm yemek değil bağcıyı dövmek oldukları çok açık.

Meclis’te anayasa hazırlamak için kurulan uzlaşma komisyonunu ben bir müsamere sınıfı olarak adlandırdım ve oradan hiçbir şey çıkmayacağını ben de biliyorum. Sayın Başbakan da Sayın Cumhurbaşkanı da Uzlaşma Komisyonu Başkanı da oradan bir şey çıkmayacağını biliyor. Sayın Meclis Başkanı da bunu biliyor. Biz kendisine teklifimizi verirken, “Milyonda bir şans da varsa bunu zorlamak lazım” dedi. Siz bir komisyon oluşturuyorsunuz. İktidar partisinde 330 milletvekili var ondan 3 üye alıyorsunuz. 28 vekili olan BDP’den 3 üye alıyorsunuz. MHP’den 3, CHP’den 3 üye alıyorsunuz. Ve diyorsunuz ki “kararlar oy birliği ile alınacak.” Buradan oy birliği ile bir karar çıkmayacağını sokakta ki vatandaş bile bilir. Sonra bir de; “buradan bir parti çekilirse bu komisyon biter. Yeniden bir komisyon kurulursa kurulur.” Diyorsunuz. Bu tam bir müsamere sınıfı… Tamamen işi yokuşa sürmek bu. Bir şey yapmamak için seçilen bir yöntem. Ben şunu da söylüyorum. Ne iktidar partisinin ne CHP’nin ne MHP’nin yeni anayasa yapmak gibi bir arzusu isteği var. Görünen bu maalesef… Benim buradaki tezim de şu; Yeni sivil demokratik anayasa demek, yeni sivil demokratik bir Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Yasası demektir. Siz tam demokratik bir Siyasi Partiler Yasası yaptığınız zaman çoğu şeyi liderlerin iki dudağı arasından alıyorsunuz demektir bu. Milletvekili adayı belirlemeden parti içi demokrasiye kadar her şey bunun içinde var.

Demokratik bir Seçim Kanunu demek de seçim barajından tutun da hazine yardımına kadar adil bir şekilde yapmak demek. Bu üç partinin de bugünkü konumlarını kaybetmeleri demektir.

MİLLETE KARŞI SORUMLULUKLARI VAR, YERİNE GETİRMEZLERSE FATURAYI ÖDERLER

Bugün baktığımızda anayasa değiştirmek için uygun diyebileceğimiz bir ortam var. Yüzde 96’nın üzerinde milletin Meclis’te temsili söz konusu… Bu kurucu Meclis tablosu gibi bir şey. İlk kez darbe sonrasında oluşmayan bir anayasa fikri var. Herkes yeni bir anayasa yapılmasından yana fikir belirtiyor. Ve takvim konmuş. Mayısa kadar herkes görüşlerini getirsin deniyor. Milletin ciddi beklentileri var. Siz bu tabloya rağmen “aslında herkes yeni anayasa şart diyor ama aslında demiyor” diyorsunuz.

Evet aynen öyle söylüyorum. Çünkü bahaneleri yok. Toplum hazır. Millet hazır. Bu milletin sivil demokratik yeni bir anayasa ihtiyacı olduğu ne açık. Artık bu millet 75 milyon, yeni sivil demokratik yeni bir anayasayı hak ediyor. O zaman bahane üretmeden bu işi sonuçlandırsınlar. Burada birinci derecede sorumluluk iktidar partisindedir. İkinci derecede de MHP’dedir. Çünkü bu 1980 ihtilali anayasasından en çok dayak yiyen, zulüm gören haksızlığa uğrayan milliyetçi muhafazakar diyebileceğimiz bu kesimdir. Biz ülkücü kesim olarak hem o dönem en büyük darbeyi yemişiz. Rahmetli liderimiz yedi buçuk yıl bir fiil hapiste yatmış, bunun beş buçuk yılı hücrede geçmiş. Ve bir gün ceza almadan çıkmış. Kadrolarımızın bir kısmı işkenceyle öldürülmüş, kimilerinin gelecekleri yok edilmiş. Hala yaftası üzerinden kalkmamış isimler var. Türk siyasetinin yüz akı, herkes tarafından sevilen ve beğenilen bir parti ancak bu haksız Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’ndan dolayı istediği oyu bir türlü alamıyor. Yani en çok mağdur olan biziz ve yeni anayasa yapılmasını en çok biz istiyoruz. Burada bunu yapacak benim Meclis yetkim yok. Önümüze geldiğinde referandumda evet diyeceğiz. Bunun için bir ön şartım filan da yok. Ben istiyorum ki demokratik bir anayasa olsun. Burada da Ak Parti ve MHP bu anayasanın mağduru… Dindar kesimler, başörtüsü zulmü görmüş olanlar, imam hatip liselerinde okuduğu için ya da bu okulların orta kısımları kapatıldığı için mağdur olanlar, önleri kesilen gelecekleri karartılanlar, yeşil sermaye suçlamalarına hedef olmuş, ötekileştirilmiş kesim…

Aynı şekilde MHP’ye oy verenlerin de büyük çoğunluğu 12 Eylül darbesinde işkence görmüş, idam edilmişler, bir hareket yok edilmiş, çok ağır sonuçları olmuş, sonraki dönemlerde de biraz önce saydığımız çeşitli zulümlere maruz kalmış, haksızlığa uğramışlar. Bu nedenle bu iki partinin kendi tabanlarına karşı da bir veballeri bir sorumlulukları var. Hem millete karşı hem de yıllardır kendilerine oy veren tabanlarına karşı bu sorumluluklarını yerine getirmek zorundalar. Hiç bahane üretmesinler. Burada asgari müşterekte birleşecek iki parti Ak Parti ve MHP’dir. Bunu sağlasınlar. Anayasa komisyonunda uzlaşsınlar. Bir taslak hazırlasınlar, Meclis’teki siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin üniversitelerin ve bizim verdiğimiz önerilerden de istifade etsinler. Milletin önüne bir anaysa getirip milletin oyuna sunsunlar. Yoksa Ak Parti ve MHP bunun faturasını öder. Bunu yapmazlarsa biz bunu millete anlatmaya başladık ve anlatmaya devam edeceğiz.

BDP’nin bir fatura ödeyeceğini düşünmüyorum. Onlar zaten demokrasi dışı yollardan taleplerini dile getiriyor. Onların işi ülkede güvenlik olsun refah olsun değil, onların işi kaos olsun eylem olsun kavga olsun. Onlar çünkü bu kaos ortamından besleniyor. CHP’ye de fatura çıkmaz. Çünkü CHP’ye oy verenlerin büyük bir çoğunluğu ve CHP yönetimi mevcut anayasanın değişmemesini, özellikle vesayet sisteminin ve laiklik tanımının korunmasını istiyor.
“AK PARTİLİ VEKİLLER MHP İLE UZLAŞMA İHTİMALİ GÖRÜYOR”

Uzlaşma komisyonu dahil bu çalışmalardan hiç sonuç alınamazsa ve buna rağmen Ak Parti “ne yaparsanız yapın ben bu anayasayı yapacağım” diyerek bir taslağı Meclis’ten geçirip milletin oyuna sunarsa…

Ben bunu zaten hükümete teklif ettim. Diyelim ki bütün partiler uzlaşmadan çekildi. Uzlaşamadınız. O zaman size düşen topladığınız bütün tekliflerden bir taslak oluşturun. Meclis’e getirin, referandum sayısı almaya çalışın ve milletin önüne götürün. Eğer isterse ben bunu iktidar partisinin başaracağına inanıyorum. Ak Parti’nin belki kendi milletvekili sayısı yetmiyor belki ama geriye kalan 6-7 milletvekilini diğer partilerden tamamlayabilir diye düşünüyorum. Bunu denemezse bu konuda tamamen sorumluluk Ak Parti’nin üzerinde kalacaktır. Onun için iktidar üstüne düşen görevi yerine getirmelidir. Bu konuda görüştüğüm iktidar partili vekiller de bu konuda en rahat uzlaşmayı MHP ile yapacaklarını ifade ediyorlar. Ben de bu konuda sonuca ulaştırabilecek en iyi ihtimali AK Parti MHP uzlaşmasında görüyorum.

"KAMUOYU İLE PAYLAŞILAMAYACAK BİLGİLER VAR"

Son olarak Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasını sormak istiyoruz. Cumhurbaşkanı Gül ile elinize ulaşan bazı bilgi ve belgeleri sundunuz. Cumhurbaşkanı, Devlet Denetleme Kurulu’na gerekli incelemelerini yaptırıyor. Elinizde kamuoyuna yansımayan yeni bilgi ve belge var mı?

Biliyorsunuz dosya Mart 2011’den beri Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda ve dosyanın üzerinde şu anda bir gizlilik kararı var. Eğer soruşturmanın gidişatına faydalı olacağını hissedersem dosyanın üzerinde gizlilik kararını da yok sayabilirim. Oradan gelebilecek bir cezayı da düşünmem. Ama şu anda Sayın Cumhurbaşkanı Gül’e sunduğumuz bilginin araştırması yapılıyor. Bunun ötesinde de özel yetkili savcının bir nokta üzerinde de titiz bir çalışması var. Bu iki konu bu dosyanın gidişatını netleştirecek. Bilirkişi ve uzmanların da desteği ile bu çalışmalar yürütülüyor şu anda.

DESTİCİ, YAZICIOĞLU'NUN HAYATINI KAYBETTİĞİ OLAYA NEDEN KAZA DİYEMİYOR? SAYFA 4'TE
Ben daha önceki yaptığım açıklamalarımda şöyle bir şey söylemiştim. “Savcılarla yaptığım görüşme neticesinde 1-1-5 ay içerisinde bu dosyanın şeklinin biraz belli olacağı intibaı edindim.” Demiştim. Gelinen noktada yapılan çalışmalar için bu sürenin yetmediğini görüyorum. Çalışmalar devam ediyor.

Devlet Denetleme Kurulu’nun harekete geçirilmiş olması özel yetkili savcılara dosyanın iletilmiş olması, soruşturma üzerinde bir gizlilik kararı alınmış olması çok ciddi bilgi ve belgelere ulaşıldığını göstermiyor mu?

Bakın şu an zaten bir kişi bugün serbest bırakıldı ama 9 kişiydi 8 kişi tutuklu şu anda… Aşağı yukarı bu tutukluluk süreleri 160-170 gün oldu ortalama… Dosya üzerinde gizlilik kararı alınması da soruşturmanın selameti açısından önemli, bazı bilgilerin kamuoyu ile paylaşılamayacak düzeyde olmasından ileri geliyor.

Eğer dosyada gizlilik kararı olmasaydı hem biz hem aileler hem karşı taraftakiler o dosyanın tamamını görebilecek biz hangi bilgileri hangi belgeleri verdik. Ne tür araştırmalar yapılıyor. Bütün bunları bileceklerdi. Bu hayati önem taşıyan bilgiler kamuoyu ile paylaşılacak, belki karartma yapılacaktı. Belki engelleme ve sürecin akamete uğratılma ihtimali doğabilecekti. Biz ve Muhsin Bey’in eşi bize ulaşan bilgileri soruşturmayı yürüten savcılarla paylaştık. Bilgi alışverişinde bulunduk. Yapılan çalışmalarla ilgili değerlendirmelerimizi yaptık. Savcıların bizden bir talebi olduğunda anında ulaştırmaya çalışıyoruz. Bugün kamuoyunda ne konuşuluyorsa ne gündeme getiriliyorsa bunlar savcıların bilgisi dahilindedir. Soruşturma dosyasında olmayan hiçbir konu yok.

“BU KADAR SORU İŞARETİ VARKEN KAZA OLDUĞUNU DÜŞÜNEMİYORUM”

Siz de bir kaza olmadığını düşünüyorsunuz değil mi?

Gelinen bu noktada, “yüzde 1’de olsa kaza olma ihtimali var mıdır?” deseniz evet vardır derim. Bunu da göz ardı edemem. Öbür taraftan baktığımızda da bir suikast ve sabotaj ihtimali var mıdır? Vardır. Bunu da göz ardı edemem. Tabi kaza diyenler kaza olduğunu ispat edemediler. Hatta kaza kırım raporunu hazırlayanların üçü de tutuklu şu anda. Yani kaza diye rapor hazırlayanların üçü de tutukluysa ben bunun kaza olduğuna nasıl inanacağım. Öbür taraftan suikast ya da sabotaj noktasında da bir sürü sorular var cevaplanmayan, bir sürü şüphe var ortadan kaldırılmayan. Ama kesin bir bilgi bir delil yok şu anda… Henüz bir örgüt bağı kurulabilmiş değil. Bundan sonraki şeyler savcıların işidir. Bunun ötesine müdahale etmemiz doğru olmaz. Bugüne kadar hukuk içerisinde kaldık, bundan sonra da kim hangi fitneyi çıkarmaya çalışırsa çalışsın biz yine kararlılık ve sabırla bu işi hukuk içerisinde takip edeceğiz.

Kamuoyunda suikast algısı oluşmasına neden olan netleşmesi gereken cevaplanması gereken sorular var. “Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü” algısı niye oluştu? Bunlardan bir tanesi helikopter düşüyor İHA Muhabiri İsmail Güneş arıyor iki dakika içerisinde 112 hem emniyete hem jandarmaya bu bilgiyi veriyor. Niye 45-50 dakika yer bildirilmesi istenmiyor? Hem emniyet hem jandarma istemiyor.

İki, bir bilgi kirliliği oluşturuluyor "Muhsin Yazıcıoğlu kurtuldu gelir" diye…

Üç, sonra da geç de olsa bildirilen yerler aranmıyor başka yerler aranıyor.

Dört cihazlar çalınıyor. Enkaza hiç yaklaşmaması, 10 metre etrafında dahi bulunmaması gerekenler oradalar ve enkazda neleri söküyorlar…

Beşincisi radar kayıtları yok. Bu nedenle o gün kaza bölgesindeki hava trafiğini bilemiyoruz.

Altıncısı da kazayı araştıracak kaza kırım ekibinin Hava Araçları Kaza Kırım Araştırma yönetmeliğine göre kurulmamış olması. En az 9 kişi olması gerekiyor ve vasıfları belli tek tek… Biri uçak mühendisi biri meteoroloji mühendisi olmalı… vs. Buna rağmen üç kişilik bir komisyon kuruluyor. Üçü de gelip Meclis Araştırma Komşsyonu’nda diyor ki; “Evet bizim belgemiz yok ama biz görevlendirildik”

Şimdi bunların üçü de tutuklu… Ben toplumda bu kadar şüphe varken ben de ve toplumda Muhsin Yazıcıoğlu algısı oluşmaz mı? Bu soruların bir an önce cevpa bulması gerekiyor. Burada bir kasıt varsa bunun ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Biz sonuna kadar bu işin takipçisiyiz.

Bu arada 25 Mart-31 Mart tarihleri arası Muhsin Yazıcıoğlu ve Şehitlerimizi Anma Haftası… Biz tüm teşkilatlarımız ve Avrupa Türk Birliği Federasyonu, şu anda bu anma toplantıları gerçekleştiriliyor. 25 mart’ta da Allah nasip ederse bu hafta saat 10.30’da Tacettin Sultan Dergahı’nda Muhsin Başkanımızı Kur’an tilaveti ile dualarla tekbirlerle anacağız. Öğleden sonra da saat 14.00’te de üçüncü Muhsin Yazıcıoğlu Sempozyumu’nu gerçekleştireceğiz. Türk İslam coğrafyasından katılımcılar olacak. Muhsin Yazıcıoğlu ile hatırası anısı ve gönül bağı olanlarla buluşacağız. Muhsin Yazıcıoğlu’nun davası 75 milyonla sınırlı değildi. Başkanımız yeryüzündeki bütün mazlum milletlerin sesi soluğu olmaya çalışmıştır. Ve bu uğurda çalışırken şehit oldu. Şimdi onu sevenler kendisine bu vefayı gösteriyorlar.



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim