• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Kayseri : 14 °C
  • Ankara : 11 °C
  • İstanbul : 16 °C

Furkan Doğan’ımızı, babasına sordu...

Furkan Doğan’ımızı, babasına sordu...
Keşke göndermeseydik demedik hiç!

Öyle bir şehit ki, bundan dört sene önce, Akdeniz sularında Mavi Marmara Destanı’nı yazanlardan biri... Öyle bir şehit ki, mazlumun yanında, zalimin karşısında saf tutan, “ebedî gençlik” uğruna canını veren 19 yaşında bir yiğit... Aylık olarak yayınlanan GENÇ Dergi, hayatı ve şehadetiyle, genç nesillerin önünde daima sönmez bir meşale gibi parlayacak olan Yusuf yüzlü Furkan Doğan’ımızı, babasına sordu...

 

 

İŞTE GENÇ DERGİSİ'NDE YAYINLANAN RÖPORTAJ:

Furkan’ın babası olarak, gözbebeğiniz olan yavrunuzdan bahseder misiniz biraz? Nasıl bir gençti, neler yapardı, nasıl yaşardı?

Furkan’ı anlatmam istendiğinde, anlatacak çok şey olmasına rağmen, onu anlatmakta, onunla ilgili hatıraları tazelemekte gittikçe zorlanıyoruz. Ama, bilmeyenler için en azından gençlerimize örnek olacağını ümit ederek öncelikle Furkan’ın kısa bir hayat hikayesini anlatmak isterim.

1990 yılında master yapmak amacıyla ABD’ye gitmiştik. Bu dönemde, 20 Ekim 1991 tarihinde ABD’nin New York eyaleti Troy şehrinde Furkan dünyaya geldi. Furkan 3. evladımız olarak evin en küçüğü idi, ama her zaman yaşından büyük ve olgundu. Furkan 2 yaşında iken Türkiye’ye döndük ve Kayseri’de yaşamaya başladık. İlk, orta ve lise eğitimini Kayseri’de sürdürdü. 2006 yılında girdiği Anadolu ve Fen Lisesi giriş sınavları sonucu Sami Yangın Anadolu Lisesi’ni kazandı. Burada 9. sınıf eğitimini tamamladı. Ardından burslu olarak Özel Hisarcıklıoğlu Fen Lisesi’ne geçiş yaparak 10, 11 ve 12. sınıflara bu okulda devam etti. ABD’de doğmuş olması nedeniyle ABD vatandaşı olan Furkan, lise son sınıf öğrencisi iken, üniversite eğitimi için 9 Mayıs 2010 tarihinde yabancı uyruklu öğrencilerin girdiği YÖS sınavına girdi ve hedefi olan Tıp Fakültesi’ni kazanacak derecede yüksek bir puan aldı. Özellikle göz doktoru olmak ve Afrika’da katarakt ameliyatları yaparak insanlara hizmet etmek istiyordu. Hangi mesleği seçeceğine karar verirken, insanlara nasıl daha fazla hizmet ederim düşüncesindeydi. Para hırsı hiçbir zaman olmadı. Harçlık vereceğimiz zaman, daha önce aldığı harçlığı bitirmemişse, yenisini istemezdi. Harçlıklarını israf etmez, genellikle hayır işlerine verirdi.

Furkan, adı gibi yaşadı ve adı gibi hak ve bâtılı ayırarak aramızdan ayrıldı. Çok ince ruhlu, yardımsever, cömert, daima güler yüzlü ve mütevazi bir gençti. Yaşına göre çok olgundu. Furkan orta sondayken öğretmeni annesini çağırmış ve demişti ki, “sınıftaki herkes hâlâ çocuk gibi, ama Furkan onlardan çok farklı ve olgun”. Furkan çok tertipli ve düzenli, giyimine ve temizliğine çok dikkat eden, büyüklerine saygılı, asla kimseyi kırmayan, kaba söz ve davranışı olmayan, ikram etmeyi, hizmet etmeyi çok seven, çok edepli, ahlaklı, adeta şehit ahlakıyla yaşayan bir gençti. Yardımseverliği ise apayrıydı. Harçlıklarının çoğunu yardımlarda kullanır, hayır yerlerine bağışlardı. Yaptığı yardımları asla dillendirmez, gizli yapar, sadece Allah rızasını gözetirdi. Gösterişten uzak durur, ön planda olmayı sevmez, başkalarının dertlerini dert edinirdi. Haksızlığa tahammül edemez, her zaman mazlumun yanında yer alırdı. Özgürlüğüne düşkündü. Yalanı asla sevmez, “mert” ve “dürüst” insanları severdi. İbadetlerini aksatmadan, samimiyetle ve gösterişten kaçınarak yapardı. Furkan, samimiyeti ve ihlası ile Rabbine kendini sevdirdi, Rabbimiz de şehadeti ile O’nu ödüllendirdi ve insanlığa sevdirdi.

Furkan’a annesi, yemeğe tuzla başlamanın ve bitirmenin sünnet olduğunu söylemişti. O günden sonra Furkan’ın bu sünneti terk ettiğini görmedim. Hatta her yemekte bizlere de hatırlatır, tuz ikram ederdi. Bir şeyin Allah’ın emri olduğunu veya Peygamber Efendimizin sünneti olduğunu öğrendiği andan itibaren hayatının düsturu edinir, sürekli uygulardı…

Furkan’ın Mavi Marmara gemisine binme süreci nasıl gerçekleşti? O süreçlerde hâli, tavrı, duygu ve düşünceleri nasıldı? Sizler neler düşünüyordunuz?

Furkan 2010 yılında lise son sınıf derslerini tamamlamış ve mezun durumuna gelmişti. Üniversite eğitimi için 9 Mayıs 2010 tarihinde yabancı uyruklu öğrencilerin girdiği YÖS sınavına girecekti. O günlerde, okuldan çıkıp eve gelirken ilan panolarında İsrail tarafından Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ablukayı kırmak ve Gazze’ye insani yardım götürmek üzere İHH tarafından organize edilen “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” sloganıyla bir yardım filosunun duyurularını görmüş ve hemen internet üzerinden başvuru yapmış. Akşam yaptığı başvuruyu bize anlattı ve “izin verirseniz gitmek istiyorum” dedi. Furkan’ın bu isteğine “hayır” diyemedik, “tamam, kabul edilirsen gidersin” dedik. Çok başvuru olacağını, yaşının da küçük olması nedeniyle kabul edilmeyeceğini de düşünmüştük. Furkan, o yaşına kadar bizden makul olmayan hiçbir şey istememişti. Bu istediği de, Furkan’ın fıtratına uyan, mağdur ve mazlumların yanında olma isteği idi. O zamana kadar başkalarına yardım ve hizmet etmenin ne kadar faziletli olduğu konusunda yetiştirdiğiniz çocuğunuza, böyle güzel bir amaç için çıkacağı yolculuk için de hayır diyemezdik.

Bizden onay aldıktan sonra, o gemiye binmek için sürekli bir uğraş verdiğini biliyorum. Başlangıçta adı ilan edilenler arasında olmamasına rağmen ümidini kesmemişti. Daha sonra, kabul edilenlerden bazılarının işleri nedeniyle ya da gidilecek tarihin uygun olmaması nedeniyle listeden adlarını sildirdiklerini öğrenen Furkan, uzun ve ısrarlı takibi sonucu Mavi Marmara’ya Kayseri’den katılacak 9 yardım gönüllüsünün sonuncusu olarak adını yazdırmayı başarmıştı. Kabul edildiği gün koşarak eve gelip müjdeli haberi vermişti, sevinçten uçuyordu. Ertesi gün hemen hazırlıklara başlamıştı.

24 Mayıs 2010 tarihinde Kayseri Camii Kebir’de kılınan ikindi namazı sonrası düzenlenen uğurlama töreni ve dualarla Antalya’ya yolcu ettik. 27 Mayıs 2010 tarihinde Antalya’da toplanan diğer yardım gönüllüleri ile birlikte İstanbul’dan yola çıkan Mavi Marmara gemisine binmişti ve en son görüşmemizi gemiye binerken yapmıştık. Mavi Marmara’nın da dahil olduğu yardım filosu 28 Mayıs 2010 tarihinde Antalya’dan demir almıştı. Daha sonra bir daha görüşemedik, ama televizyondan, internetten yapılan yayınları takip ettik, hep Furkan’ı görmek istedik ama canlı yayınlarda da görememiştik. Gemidekilerin anlattıklarına göre, Mavi Marmara Gemisi’nin en genç gönüllüsü olarak gemide sürekli olarak büyüklerine hizmet ediyormuş, verilen tüm görevleri yapmaya çalışıyormuş. Daha sonra bildiğiniz gibi yardım filosu Akdeniz’in uluslararası sularında seyrederken İsrail askerleri tarafından yapılan insanlık dışı bir saldırıya uğradı ve Furkanımız 31.05.2010 tarihinde sabah namazı vaktinde şehit oldu.

Furkan’la şehadet ya da ölüm üzerine daha önce konuştuğunuz olmuş muydu?

Furkan’la şehadet üzerine özel bir konuşmamız olmadı, ancak Furkan Filistin’de, Gazze’de yaşanan gelişmeleri ve şehit haberlerini internet üzerinde takip ediyor, oradaki özellikle çocukların durumuna çok üzülüyordu. Bilgisayarında bu konuyla ilgili topladığı çok sayıda resim ve dosya vardı. Furkan bu hassasiyeti nedeniyle bizzat onların yanında olmak, onlara kendi elleriyle yardım götürmek, ablukanın kalkmasına katkıda bulunmak istiyordu. Şehadet arzusu oluşmuşsa, ki bize böyle bir şey söylemedi, Filistin hassasiyeti ile oluştuğunu düşünüyorum. Nitekim, Furkan’ın şehadeti arzuladığını okuldaki arkadaşlarının anlattıklarından sonra öğrendik. Arkadaşlarının anlattığına göre, okulda öğretmeni ilk derste sınıftakilerle tanışırken herkese ne olmak istiyorsunuz diye sırayla soruyor, sıra Furkan’a gelince ayağa kalkıyor ve “şehit olmak istiyorum” diye cevap veriyor. Öğretmeni, “o anlamda sormadım” deyince, doktor olmak istiyorum diyor. Mavi Marmara’ya binmeden önce de kendi şehitliği ile ilgili rüya gördüğü ancak bize anlatmadığını arkadaşları ve öğretmenleri söyledi. Şehadeti her Müslümanın istemesi gerekir, “ölüm” şehadet olarak gelsin isteriz ama şehit olmadan önce şehit gibi yaşamak, gerçekten şehadeti samimiyetle arzulamak gerekiyor. Furkan öyleydi ve Allah, bizi değil onu seçti.

Furkan’ın şehadetinden sonra sizi çok etkileyen bir şeyler yaşadınız mı? Varsa bu tür hatıralarınızı da paylaşır mısınız bizimle?

Furkan’ın şehadetinden sonra çok şeyler yaşadık, çok güzel gelişmeler de oldu. Şu anda ilk aklıma gelen, bence çok önemli olaylardan birisi, İrlandalı aktivist Cueeva Butlerly’nin Kayseri’ye gelerek Furkan’ın kabrini ziyaret etmesi ve bu ziyaret sırasında Furkan’ın kabri başında kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmasıdır. Müslüman olduktan sonra da Ayşe adını almıştır. Aynı şekilde, ABD’nin Teksas eyaletinde yaşayan Laura Halvarson’un da Furkan’ın şehadetinden etkilenerek Müslüman olduğunu, yazdığı mesajdan öğrenmiştim ve çok etkilenmiştim. Mesajı şöyleydi: “Amerikalı Kahraman Furkan’ı unutamam. İnsani Yardım gemisi Mavi Marmara saldırıya uğradığı gün, canlı yayını takip ediyordum. Görüntü kesildikten sonra sesleri dinlemeye devam ettim. Ses de kesildiğinde, nefesimi tuttum ve dua etmeye başladım. Daha sonra katillerin silah seslerini duydum. Asla unutmayacağım, Asla. O güne kadar Furkan’ı bilmiyordum. Allahuekber. Furkan ve diğer şehitler Allah’ın sözlerini kalbime nakşettiler. Allah, o gün bana İslam’ı ilham etti. Şimdi ben de bir Müslümanım. Furkan Doğan’ı çok seviyorum.”

Herhalde bu dünyada bir kişinin İslam’la müşerref olmasına vesile olmak, olabilecek en güzel şeydir. Furkan’ın şehadetinin bereketi devam ediyor. Bir de, Filistinli Hristiyanların lideri Baş Piskopos Hilaroin Cabuccin, Furkan’ın kabrini ziyaret etmiş ve mezarı başında dua etmişti. Bu dua sırasında yanındaydım ve Bakara Sûresi’ni okuduğuna hayretle şahit olmuştum.

Yalanı asla sevmez, “mert” ve “dürüst” insanları severdi. İbadetlerini aksatmadan, samimiyetle ve gösterişten kaçınarak yapardı. Furkan, samimiyeti ve ihlası ile Rabbine kendini sevdirdi, Rabbimiz de şehadeti ile O’nu ödüllendirdi ve insanlığa sevdirdi.

Furkan’ın şehadetinden sonra çok sayıda gençten aldığım ve halen almakta olduğum mesajların ortak noktası, Furkan’ın şehadetinin gençlerimize yeni bir ruh iklimi verdiğini ve bilinçlenmelerine vesile olduğunu görmek olmuştur. Gençler, kendi hayatlarını gözden geçirdiklerini, hatalarını gördüklerini, bunlardan vazgeçerek hak yoldan ayrılmayacaklarını, Furkan gibi olmak istediklerini, yeni Furkan’lar olacaklarının mesajlarını veriyorlar. Ayrıca “şehitlik” makamının tarihte kalan bir şey olmadığını, her zaman her devirde şehitliğin mümkün olabileceğini, yapılan her işte, çıkılan her yolda Allah rızasını samimiyetle gözetmenin ne kadar önemli olduğunu gördüklerini belirtiyorlar. Bu durum, Furkan’ın şehadetinin ciddi bir bilinçlenme, şuurlanma vesilesi olduğuna işaret ediyor ve yeni Furkanlar için ümitvar oluyoruz.

Bu konuda şahit olduğumuz örnek bir olay şöyle oldu. Furkan’ın şehadetinden sonra Norveç’te yaşayan genç bir petrol mühendisinin uzun süre bana ulaşmak için uğraştığını, üniversitedeki arkadaşlara ulaşarak bana mesaj yolladığını öğrenmiştim. Bir gün odamdaki telefon çaldı ve Norveç’ten aradığını söyleyerek kendini tanıttı, izin verirsem Kayseri’ye gelmek ve bizimle görüşmek istediğini söyledi. Gelebileceğini, yardımcı olabileceğimizi söyledim. Kısa süre sonra karşımızdaydı ve geliş sebebini şöyle anlatmıştı. Fakir bir aile çocuğu olduğunu, okuyup iyi para kazandığı zaman insanların dertleriyle ilgileneceğine ve sürekli yardım yapacağına kendi kendine söz verdiğini, şu an Norveç’te iyi para kazandığını, dünyaca ünlü bir şirkette petrol mühendisi olarak çalıştığını, ancak geçmişte verdiği sözleri unutarak rahat yaşamaya devam ettiğini, ne zaman ki Furkan’ın şehadetini öğrendim, o zaman kendime geldim, sözlerimi hatırladım demişti. Bu nedenle beni kendime getiren, özüne döndüren Furkan’ı ziyaret etmeden duramadım demiştir. Furkan benim ahiretimi kurtardı diyerek gitmişti. Taa Norveç’ten bir günlüğüne gelip Furkan’ı ve bizi ziyaret etmesi ve dua edip gitmesi beni çok etkilemişti.

Furkan şehit olduktan sonra, “gurur duyuyoruz oğlumuzla” demiştiniz. Bunun üzerine medyada, “Bir insan evladının ölümünden nasıl gurur duyabilir? Bunun için nasıl bir ruh haline bürünmüş olabilir? Nasıl bir insani anlayıştır bu? Nasıl bir dünya görüşüdür? Bir insan olarak bunu anlamak olanaksız.” şeklinde yorumlar da çıkmıştı. Neler söylemek istersiniz böyle düşünenlere?

Furkan, hem bize hem gençlere örnek olacak bir ahlak ve iman ile Allah rızası için yola çıkmıştı ve o yolda da şehit oldu. Furkan, evimizin en küçüğü idi ama yüreği en büyük olan O’ydu. Bize de öğretmenlik, rehberlik yaptı aslında. Hayatı da bir şehit gibiydi. Cömertliği, cesareti, yardımseverliği, helal haram konusundaki ve namazla ilgili hassasiyeti, edebi, ahlakıyla gerçekten örnek bir hayatı vardı. Böyle bir evladı kaybetmek elbette katlanılabilecek bir şey değil. Ama hiç bir zaman keşke göndermeseydik demedik. Tekrar söylüyorum, Furkan’ın şehadeti bizim için bir onurdur, şereftir. Şehadete inancı olmayanların, duyduğumuz onuru anlamalarını beklemiyoruz. Rabbimin şehadetin onuruyla birlikte bize sabrın da en güçlüsünü verdiğine inanıyoruz. Mükâfat ve imtihan açısından sabır, sabır, sabır… Aksi halde dayanılması mümkün değil. Çok şükür imanımız da sabrımızı besliyor… Ailesi olarak Furkan’ın şehadeti vesilesiyle Allah’ın lütfettiği bu şerefe layık olmaya, onun mücadelesini devam ettirmeye çalışıyoruz. Bu açıdan tüm okuyucularınızın da dualarını bekliyoruz…

İsrail’den alınacak tazminat konusunda gelinen merhale nedir? Bu anlamda sürecin hukuki boyutunda neler oldu, olacak? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Türkiye ile İsrail arasındaki tazminat ve diğer konulardaki görüşmelerin devam ettiğini basından takip ediyoruz. Detaylarını bilmiyoruz. Biz, başlangıçtan itibaren İsrail’in çok açıkça bir insanlık suçu işlediğini ve bunun cezasını çekmesi gerektiğini, ayrıca Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ablukanın da kaldırılmasını istiyoruz. Tazminat konusu, bunlardan sonraki bir husus. Ancak, gelinen noktada, sanki her şey tazminata odaklanmış gibi oldu. Oysa tazminat, ceza ve abluka konusu halledildikten sonraki tâli bir konu. Bu arada, bence yanlış da olsa, tazminata bir ceza unsuru olarak bakıldığını da görüyoruz. Ceza ile ilgili olarak, Lahey’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde devam eden bir davamız var. Ayrıca İstanbul’da da bir ceza davası devam ediyor. Amerikan vatandaşı olmasına rağmen ABD Furkan’la ilgili hiç bir şey yapmadı ve yapmayacağını da bildirdi. ABD’de İsrail aleyhine ceza davası açılamayacağını bu vesile ile yaşayarak öğrendik. Sadece ceza davası mahiyetinde tazminat davası açılabiliyor. Kayseri’de açtığımız tazminat davası ise, bildiğiniz gibi, İsrail’in yargı bağışıklığı nedeniyle yargılanamayacağı gerekçesiyle reddedildi. Yerel mahkemenin bu kararını temyiz edip bekleyeceğiz. Ama asıl adaletin Allah’ın adaleti olduğunu unutmuyoruz. Rabbim âdildir.

Söylemek isteyip de daha önce söylemediğiniz, özellikle genç arkadaşlara Furkan’la ilgili duyurmak istediğiniz bir şeyler var mı?

Gençlerin Furkan’ın hayatını iyi incelemelerini, mutlaka örnek alacakları bir özelliğinin olacağını düşünüyorum. Şehadeti isteyen gençlere, şehit gibi, sadece Allah rızasını gözeterek Allah’ın emir ve nehiylerine uyarak yaşamalarını tavsiye ediyorum. Furkan’ın özellikle, helal haram ve namaz konusundaki hassasiyeti, cömertliği, yardımseverliği, diğergamlığı, edep ve ahlakını, güçlü imanını ve cesaretini, yalandan nefretini vurgulamak isterim. Mesela, lise ikide tam burslu olarak özel bir fen lisesine geçmişti. Tam burslu olduğu için, bunu hak etmek, helal ettirmek için çok çalışmalıyım, okulumun adını duyurmalıyım derdi. İlk yıl yatılı devam etti, amacı oradaki gurbetçi gençlere mümkün olduğunca derslerinde yardımcı olmak istiyordu. Ayrıca tam burslu olduğu için yemekhaneden de ücretsiz yararlanabilecekti, ama kabul etmedi, bana demişti ki, baba en azından yemek parasını verelim ki, başkasının parasıyla yemek yemiş olmayayım demişti. Furkan küçük yaştan itibaren namazlarını düzenli kılmaya çalışırdı. Mümkün olduğunca cemaatle kılmaya özen gösterir, özellikle sabah namazları için camiye giderdi. Furkan’ın cemaatle namaza devam ettiği mahallemizdeki Alpaslan Camii’nin girişine, şehadetinden sonra “Furkan Doğan cami cemaatimizdi” diye yazı yazılmıştı. Bir cami Furkan’a şahitlik ediyordu açıkça, imrenmemek mümkün mü?

Furkan’ın sürekli sabah namazlarına gitmesi nedeniyle anneannesi kaygılanırdı, bir gün anneannesinin bizde kaldığı bir gündü, Furkan’a şöyle demişti; “Furkan her gün her gün sabah karanlığında gidiyorsun, bazen de evde kılsan, başına bir şey gelecek diye korkuyorum.” Furkan: “Aman anneanne, merak etme bana bir şey olmaz, Allah korur, başıma bir şey gelirse de Allah yolunda gelmiş olur” demişti.

Furkan küçükken, saatin kaç olduğunu henüz bilemediği yaşlardaydı. Anneannesi yine bizde kalıyor ve gece sürekli teheccüd namazına kalkıyordu. Anneannesinin gece kalktığını duyar duymaz Furkan da o güzelim gözlerini ovuşturarak uykulu uykulu kalkıp abdest alıp sabah namazını kılıp yatıyormuş. Rahmetli anneannesi derdi ki, “Furkan benim tıkırtımdan sabah namazı vakti geldi sanıp kalkardı, saati de bilemediği için teheccüd namazı vaktinde sabah namazını kılardı, ben de kıyamazdım, bir şey söylemezdim, Rabbim kabul eder inşallah” derdi.

Annesi de her zaman söylerdi, beni teheccüd namazına Furkan alıştırdı diye. Çünkü annesi Furkan’a hamile iken sürekli olarak annesini teheccüd zamanı tekmeleyerek uyandırırmış.

Eğitim Ailede Başlar

(Okul içi münazara yarışmasında yazdığı yazı. Kaleme aldığında, 17-18 yaşlarındaydı...)

Bir çocuğun eğitimi ailede başlar arkadaş çevresi, okul, yetiştiği çevre gibi faktörlerin etkisiyle şekillenir. Bir başka deyişle çocuğun eğitiminde ailenin rolü bir ağacın kökü gibidir. Nasıl ki kök ağacı toprağa bağlar ve ağacın tutunabilmesini sağlar işte aile de çocuğun eğitiminde bu rolü üstlenir. Bir ağaç düşünün; toprağın üstünde duruyor fakat toprakla hiçbir bağlantısı yok. En küçük şiddette esen rüzgarın etkisiyle bile yıkılır ve yok olup gider. İşte bir çocuğun yaşamı boyunca ayakta durabilmesini sağlayan eğitim ailede başlamazsa bu ağaç misali o çocuk da heba olur.

Kanaatimizi kuvvetlendirmek istersek bir başka örnek daha verelim: Bir binanın yapımında önce temel atılır, binanın temeli kuvvetlendirilir daha sonra da katların inşasına geçilir. Eğer temeli atmaz, temeli kuvvetlendirme adına hiçbir şey yapmaz, doğrudan katların yapımına geçerseniz sel, deprem gibi doğal afetlerden o yapı çabucak etkilenir ve yerle bir olur. İşte çocuğun eğitiminde aile “temel” görevdedir. Eğitimin ailede başlayıp çevrede şekillenip olgunlaşması gerekirken ailede başlamayıp çevrede başlaması beklenirse bu bina gibi o çocukta adeta yerle bir olur, hayata yenik düşer.

Hayır Yapardı, Hayırlara Ortak Ederdi

Furkan ortaokulda iken halası ailece bize ziyarete gelmişlerdi. Halasının hatırladığına göre ya Bosna Hersek için ya da Gazze için Furkan yardım topluyormuş ve halası gelir gelmez halasından da yardım istemiş... Halası da; “yanımda şu anda verecek hiç bir şey yok Furkan, sadece şu parmağımdaki yüzük var” demiş ve Furkan’ın o samimi isteği ve mahzun bakışı karşısında, halası yüzüğü istediğini anlamış ve çıkarıp vermiş. Furkan öyle sevinmiş ki, yüzüğü alıp topladığı yardımların içine sevinçle koymuş... Bugün halası, Furkan sayesinde hayır yapmış oldum diye seviniyor ve minnet ve sevgiyle anıyor...

Allah’tan İstedim, Oldu!

Furkan küçükken annesi ile parkta gezerken uçan balon satan bir satıcı görür ve annesinden kendisine balon almasını ister. Annesi de ona “oğlum şimdi geziyoruz, elinde sorun olur daha sonra alırım ben sana” der. Furkan “Tamam” dese de yüzü düşmüştür. Aradan bir müddet geçtikten sonra parkta bir adam elinde balonla çocukları arkasından koşturuyor fakat hiç birine vermiyor, geliyor aniden Furkan’ın önünde duruyor ve balonu Furkan’a verip uzaklaşıyor. Annesi şaşırıyor tabii olarak… Balonu alan Furkan gözleri parlayarak annesine “Gördün mü anne, sen hep Allah’tan iste derdin. Ben de ondan istedim” diyor.

Röportaj: Süleyman Ragıp Yazıcılar

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim