• BIST 83.037
  • Altın 147,024
  • Dolar 3,7684
  • Euro 4,0483
  • Kayseri : 0 °C
  • Ankara : -2 °C
  • İstanbul : 8 °C

Gezi Parkı eylemlerine sanatçı gözüyle bakış!

Gezi Parkı eylemlerine sanatçı gözüyle bakış!
Gezi olaylarına en Radikal Bakış: “Gezi'nin amacı dindarlara hayat hakkı tanımayacak bir darbe özlemiydi!” Mehmet Ali Alabora, Levent kırca, Halit Ergenç, Fazıl Say, Sermiyan Midyat, Cem Yılmaz, Okan Bayülgen, Bergüzar Korel, Can Bonomo, Engin Günaydın, Levent üzümcü Duman müzik grubu ve daha pek çok sanatçının adı Gezi Parkı olaylarında protestoc

Kimi doğrudan eylemlere katılarak destek verdi, kimi de verdikleri mesajlarla olayların büyümesine katkı sağladı. Sanat camiası bu sözleri çok konuşacak... Gezi eylemleri ile ilgili “Ağaç Kurdu” isimli bir beste yaparak dikkatleri farklı bir alana çekmeyi başaran Grup Yürüyüş'ten Spothaber.com'a çok çarpıcı açıklamalar...

Birkaç ağacın kesilecek olması ve yeşilin korunması gibi masum bir gerekçe ile başlayan Gezi Parkı olayları, illegal terör örgütlerinin devreye girmesi ile iktidar karşıtı bir harekete dönüşmüş, polisin müdahalesini bahane edenler Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok ilinde sokakları savaş alanına çevirmişti. Olayların büyümesinde fitili ateşleyen isimlerin sanat camiasından olması ise en çok dikkat çeken durumlardan biriydi.

Örneğin, Banka reklamlarından aşina olduğumuz Mehmet Ali Alabora twitter adresi aracılığıyla “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş! Sen hâlâ anlamadın mı? Hadi gel” mesajını göndererek, eylemlerin amacının aslında ağaçlar olmadığını vurguladı. Özellikle sosyal medyada geniş yankı bulan bu tarz mesajlarla sokaklardaki organizasyonlar şişirilerek provokasyonlara açık hale getirildi. Mehmet Ali Alabora gibi pek çok sanatçı da gerek eylemlerde boy göstererek gerekse sosyal medyada yazdıkları kışkırtıcı mesajlarla olayların büyümesinde ve bir Vandalizme dönüşmesinde etkili oldular.

Sanatçıların kendi hesaplarından gönderdiği mesajların yanısıra aynı sanatçıların adına açılmış sahte hesaplar aracılığıyla da sosyal medyada geniş örgütlenmelere imza atıldı.

Türkiye’ye 100 milyarlarca lira zarar ettiren, borsanın düşmesine neden olan, İstanbul başta olmak üzere pek çok ilde turizme darbe vuran, polisi hedef tahtasına oturtan, aralarında polisin de bulunduğu çok sayıda kişinin ölümüne neden ola olaylar dünya gündeminde de uzun süre 1 numara olarak işlendi. Sanatçıların da kışkırtması ile büyüyen olaylara taraflı yayınları ile CNN İnternational ve BBC gibi uluslararası kanallar tam destek verirken, ABD ve Almanya’nın başını çektiği bazı ülkeler de Gezi eylemlerine açıktan destek vererek Türkiye’nin içişlerine karışma gayreti gösterdi.

Gezi eylemlerini organize edenlerin taleplerine baktığımız zaman da asıl gayenin yeşili korumak olmadığı açıkça ortaya çıktı. Özellikle Gezi Platformu adı altında organize olan eylemciler, taleplerini sıralarken “Kanal Projesinden vazgeçilmesini, İstanbul’a 3. Köprü ve 3. Hava Limanı yapılmamasını, nükleerden vazgeçilmesini” isteyince kamuoyu da asıl gayenin çok farklı olduğunu öğrendi. Bununla yetinmeyen Gezi eylemcileri bahaneleri arasına Başbakan Erdoğan’ın “3 çocuk” söylemini, Alkol düzenlemesini, seçim barajını ve daha pek çok konuyu katarak, baskı altında olduklarını iddia ettiler.

Devlet Tiyatroları aracılığıyla devletten her ay düzenli olarak paralarını alan, sanatlarını özgürce ifa eden, banka reklamlarında oynayarak deli paralar kazanan, gazete sayfalarında boy gösteren, ekranlardan eksik olmayan bazı sanatçılar da hükümeti yönelik düşmanlıklarını bu vesile ile açıktan ifade etmeye ve sokaktakileri kışkırtmaya başlayınca ve bunda bir nebze de olsa başarılı olunca akıllara “Sanat kimin için?” sorusunu getirdi.

Akılları karıştıran sorula sadece bundan ibaret değil elbette. Spothaber olarak Gezi olaylarını, Gezi olaylarında sanatçıların rolünü ve Gezi olaylarının sanat dünyasındaki etkilerini yine sanat camiasından önemli bir müzik grubuna sorduk. 2004 yılı Mayıs ayından bu yana Grup Yürüyüş adı altında sanat icra eden grup üyelerine “Gezi olaylarının ardından sanat camiasının içine düştüğü durumu yine sanat penceresinden Grup Yürüyüş nasıl görüyor?” diye sorduk.

Bu sorumuzla birlikte aşağıda yer alan sorulara da sanatçı penceresinden cevap aradık. İşte o sorular:

-Halkın inanç ve değerlerinden yoksun, milletin tercihlerine saygı duymayan, kendi oyunu çobanın oyu ile bir görmeyen bir sanat ve bu sanat anlayışına mensup sanatçılar nasıl bir kast sistemi oluşturdu?

-Kültür-Sanat alanındaki statükoyu kırmak neden kolay olmuyor?

-Halkın neyi isteyeceğine, neyi beğeneceğine sanatçılar mı karar veriyor?

-Sanatçı her dönemde her şeye muhalif mi olmalı?

-Gezi olaylarına destek veren kimi sanatçıların bugün suspus olmaları, bazılarının ise iktidar ile ilişkilerinde revizyona gitmeleri hayali kurulan bir darbe girişiminin başarısız olmasından mı kaynaklanıyor?

“Neden Grup Yürüyüş?”
Pek çok sanatçı ve müzik grubu özgürlüklerine müdahale edildiğini bahane ederek Gezi eylemlerine destek verirken onlar Gezi eylemlerini eleştirerek tepkileri üzerine çekti. Gezi eylemleri ile ilgili “Ağaç Kurdu” isimli bir beste yaparak dikkatleri farklı bir alana çekmeyi başaran Grup Yürüyüş; Ağaç Kurdu parçasını şöyle tanımladı: “Ağaç Kurdu”yla Gezi’deki gerçeğe, eylemlerin arka planına, çelişkilerine, darbeciler ve kapitalist öbeklerle bağlantısına işaret etmek istedik. Basit/amatör bir kayıt olmasına rağmen özellikle sosyal medyada çok konuşuldu, beğenildi.”

İşte Grup Yürüyüş’ün “Gezi olaylarının ardından sanat camiasının içine düştüğü durumu yine sanat penceresinden Grup Yürüyüş nasıl görüyor?” şeklindeki sorumuza verdiği cevabın ayrıntıları:

80 YILLIK KEMALİST SİSTEM NASIL BİR SANAT ALANI OLUŞTURDU?

“Türkiye’de sanat alanında ciddi bir hegemonya var. Kültürel hegemonya olarak tanımlanabilecek bu camia, halkın inanç ve değerlerine saygılı bir iktidarı sınırsız özgürlükle inşa ettiği yaşam tarzına bir tehdit olarak algılıyor. 80 yıllık laik-Kemalist sistem kültür-sanat politikalarıyla kendisine bağlı hatta adeta kast sistemiyle dışarıdan olanın nüfuz edemediği bir alan oluşturmayı başardı. Siyasette, bürokraside, yargıda statükoyu fark etmek kolay ama kültür-sanat alanındaki statükonun tezahürü, propagandif yapısı biraz daha güç anlaşılıyor. Seçkinci, halkı ayak takımı olarak gören, halkın ne beğeneceğine kendilerinin karar vermesi gerektiğini düşünen kültür-sanat hegemonyasının, Kemalist baskıcı dönemlerde hatırlamadığı ‘sanatçının muhalif olması gerektiğine’ yönelik ilkeye sıkı sıkıya sarılmasının arkasında bu sebep yatıyor.”

SANATÇI KİME NE İÇİN DESTEK VERİR?

“Sanatçı elbette ki, muhalif duruşuyla bir öncü rol üstlenebilir. Kimliksiz ya da ideolojisiz değildir. Lakin sanatçının her ortamda ve her yönüyle muhalif olması gerektiği ilkesinin tartışılması imkânsız maddeler arasından çıkarılması gerekir. Halkın, lehte gördüğü için destek verdiği toplumsal, siyasi ve ekonomik alanda olumlu yönde seyreden değişimlere cephe açmak sanatçının doğal muhalif kimliğinden değil, olsa olsa seçkinci, halk düşmanı duruşundan kaynaklanır. Gezi olaylarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz.”

SOL-KEMALİST SANATÇILARIN GEZİ OLAYLARINA BAKIŞI

“Seçimlerden umudunu kesenlerin uluslararası siyasi hegemonyanın ve kapitalist öbeklerin lojistik desteğini hisseder hissetmez darbe provasına katılmaları bu açıdan şaşırtıcı gelmedi. Kimi lümpen ‘sanatçıların’ Gezi darbe girişiminin başarısız olmasının ardından iktidarla ilişkilerini korumaya almak için tavır değişikliğine gitmelerinin çok ciddiye alınacak bir yönü yok. Ancak Gezi eylemlerine destek veren ve ağırlıkla sol-Kemalist kesimler içinde yer alan sanatçıların, değerlendirme potansiyeli gördükleri her konuya dindarların merkezde olduğu bir iktidar yapısına muhalefetin araçlarından biri olarak baktıklarını görmek gerekiyor. Özgün ve bağımsızlık iddiasına rağmen şimdiye kadar hep devletin sunduğu imkânlardan nemalanan sol ve Kemalist sanat dünyasının tiyatronun özelleştirilmesiyle ilgili gündemini de burada hatırlamak gerekir.”

“İKTİDAR VE DİNDAR KESİMLERİN DE ÖZELEŞTİRİ YAPMASI GEEKİR”

“Elbette iktidarın ve dindar kesimlerin de ciddi bir özeleştiri yapması gerekiyor. Kültür-sanat etkinlikleri, sinema-tiyatro, konser adı altında halkın parası mütemadiyen halka, halkın değerlerine söven bu insanlara aktarılıyor. Hem söv hem de paraları topla! Bu düzen böyle gitmemeli. Artık bu rantiyeci kültür-sanat politikaları terk edilmeli, hele hele halk düşmanı kişilere asla prim verilmemeli. Bu bağlamda dindar ya da muhafazakâr çevrelerde sol ve laik kültür-sanat hegemonyası karşısında her daim ezik, sinik, pasif, öykünmeci tavırlar sergileyen edebiyatçı-yazar dindar kalemler de umarız ki son süreçten sonra biraz özeleştiri yapmışlardır.”

GEZİ OLAYLARI NASIL BİR GERÇEĞİ GÖSTERDİ?

Biz, sol ve Kemalist unsurların bu ülkede medyada, kültür-sanat ve edebiyatta cüsselerinin üzerinde bir hegemonya oluşturduklarını düşünüyoruz. Bu hegemonyanın korunması ya da zayıflamaması için alabildiğine mütehakkim bir tavır içerisinde olduklarını Gezi olayları bir kez daha gösterdi.

“DİNDARLARA HAYAT HAKKI TANIMAYACAK BİR DARBE ÖZLEMİ VARDI”

“Sadece Gezi olaylarında değil, bu çevreler Suriye’de yaşanan barbarlıkta da sessiz kalmak şöyle dursun; sözde ‘barış’ etkinlikleriyle diktatör Esed’e ve onun katil rejimine destek programları düzenlediler. E, hani sanatçı muhalif olmalıydı! Halkını katleden, şehirleri bombalayan, çocuklara işkence eden bir rejimin yanında duranların Gezi olaylarında ‘Türkiye’de diktatörlük var!’ çığlıkları atmasına inanalım mı? Mesele ne Gezi Parkı ne de adalet, özgürlük talebiydi! Söz konusu olan dinî görünüme ve dindarlara hayat hakkı tanımayacak ve laik yaşam tarzını dayatacak bir darbe özleminden başkası değildi!”

Engin Kaşdaş / Spothaber.com/ÖZEL
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim