• BIST 104.142
  • Altın 162,619
  • Dolar 3,9484
  • Euro 4,6313
  • Kayseri : 3 °C
  • Ankara : 4 °C
  • İstanbul : 8 °C

Gülen Türkiye'ye dönecek mi?

Gülen Türkiye'ye dönecek mi?
30 Mart yerel seçimlerinde, Ak Parti bütün karalamalara rağmen galip ayrılan taraf oldu.

30 Mart yerel seçimlerinde, Ak Parti bütün karalamalara rağmen galip ayrılan taraf oldu. 17 Aralık operasyonunun ardından hükümet ve cemaat arasında başlayan gerilim dinmeksizin devam ediyor. 30 Mart'ın en büyük kaybedeni olan Fethullah Gülen Türkiye'ye dönecek mi?

 

30 Mart yerel seçimleri görülmemiş bir havada geçti. 17 Aralık'ta başlatılan Ak Parti'yi karalama süreci amacına ulaşamadı ve kazanan Ak Parti oldu. 30 Mart'ın en büyük kaybedeni olarak görülen Fethullah Gülen Türkiye'ye dönecek mi? Cemaat parti kuracak mı?

 

Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır cemaatin önündeki üç seçeneği yazdı. Yazısında seçim sonuçlarını değerlendiren Çakır, AK Parti'nin oylarındaki düşüşte tapelerin etkili olduğunu söyledi.


Cemaat ve iktidar savaşının daha uzun süre devam edeceğini iddia eden Ruşen Çakır, 30 Mart'ın ilk muharebe olduğunu belirtti.

Cemaatin Erdoğan'ın gücünü yanlış hesapladığını, Türkiye'nin siyasi kaderini tek başına belirleyemediğini ve 30 Mart'ın en büyük mağluplarından biri olduğunun altını çizen Ruşen Çakır'a göre cemaatin önünde 3 seçenek var. Ama bunların gerçekleşmesi için Fethullah Gülen'in Türkiye'ye dönmesi gerekiyor.

Ruşen Çakır'ın yazısından önemli bölümler şöyle;

SAVAŞ UZUN SÜRECEK

Başbakan Erdoğan‘ın 30 Mart yerel seçimlerinin galiplerinden, Fethullah Gülen‘in de mağluplarından olması hükümet-cemaat savaşının ilkinin lehine sonuçlandığı anlamına gelmiyor. Zira herhangi bir uzlaşma/barış olmaması hâlinde çok uzun sürecek bir savaş söz konusu ve 30 Mart bunun sadece bir muharebesiydi. Kuşkusuz bu muharebenin sonuçlarının savaşın sonraki aşamalarına doğrudan etkisi olacaktır ancak Gülen’in 17 Aralık sürecinde yapmış olduğu hatalardan ders çıkarıp yeni dönemde daha etkili stratejiler geliştirme; Erdoğan’ın da bu seçim başarısının verdiği özgüvenle stratejik hatalar yapma ihtimallerini akıllarda tutmak lazım.

TAPELER NE KADAR ETKİLİ OLDU?

Bu yazıda Gülen’in ve cemaatin hatalarını ele almak istiyorum ancak öncelikle şu soru cevaplanmayı bekliyor: 17 Aralık sürecinde hükümete ve Erdoğan’a yönelik yoğun aleyhte kampanya (tapeler vb.) AKP’den oy mu götürdü, yoksa ona oy mu getirdi? Buna birçok cevap verebilir ve hangisinin doğru olduğuna karar verebilecek bir merci yok. Örneğin kimileri bu kampanyanın seçmen tercihlerinde herhangi bir etkisi olmadığı kanısında. Kimileri de normal şartlarda AKP’nin düşüşte olduğunu, bu kampanyanın AKP ve Erdoğan’a doping etkisi yaptığını düşünüyor. Şahsen tam zıt görüşteyim: Elimde herhangi bir delil yok ama yolsuzluk iddiaları ve diğer tapeler nedeniyle AKP oylarının azalmış olduğuna inanıyorum.

CEMAAT 30 MART'IN EN BÜYÜK MAĞLUPLARINDAN BİRİ

Fakat cemaat çıtayı çok yükseğe çıkarttığı, AKP oylarını yüzde 40’ın altında gösterdiği, hatta buradan Erdoğan’ın tasfiyesinin kaçınılmaz olduğunu iddia ettiği için, oyların azalmasına neden olmuşsa bile seçimlerin en büyük mağluplarından biri olarak anılmayı hak ediyor.

CEMAAT ERDOĞAN'IN GÜCÜNÜ YANLIŞ HESAPLADI

Dolayısıyla cemaatin ilk yanılgısı, kendi gücünü abartıp Erdoğan’ın gücünü yanlış hesaplamış olmasıdır ki buradan dönmek o kadar zor olmasa gerek. Ancak çok daha önemli bir hata var ki onunla yüzleşip aşmaya çalışması hâlinde cemaatin kendi içinde ciddi bir dönüşüm ve yenilenme yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

CEMAAT SİYASİ KADERİ TEK BAŞINA BELİRLEYEMEDİ 

Çok karmaşık gözüken ama aslında çok da basit olan bir sorundan söz ediyorum: Cemaat, ülke siyasetine siyasi olmayan yöntemlerle müdahale etmeye çalıştı. Yolsuzluk iddiaları, stratejik konulardaki tapeler, medya, özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen enformasyonla dezenformasyonun iç içe geçmiş olduğu, psikolojik harekât yöntemlerinin temel alındığı kampanyalar etkili oldu olmasına ama cemaat AKP’nin karşısına bir siyasi parti, Erdoğan’ın karşısına siyasi bir lider çıkar(a)madığı için bu etki sınırlı oldu, ülkenin siyasi kaderini tek başına belirleyemedi.

PARTİ KURMAK CEMAATİ RİSKE ATMAK OLUR 

Bu bağlamda “Cemaat çok meraklıysa neden siyasi parti kurmuyor?” sorusu son derece meşrudur. Fakat partileşmeye gitmek Gülenin nerdeyse 45 yılda inşa etmiş olduğu küresel yapılanmayı ciddi anlamda riske atmak anlamına gelecektir.

CEMAATİN ÖNÜNDEKİ ÜÇ SEÇENEK

Sanıyorum cemaatin önünde şu anda üç seçenek var:

1) Benim “cemaatin sivil olmayan kanadı” olarak adlandırdığım kişilerin oluşturduğu “devlet içindeki devlet” yapılanmasının kapısına kilit vurup tamamen sivil ve şeffaf bir faaliyet yürütmek.

2) Ağırlığı sivil olmayan kanada verip hükümetle amansız bir savaşa girişmek.

3) Ufak tefek değişikliklerle şu ana kadar uygulanan, sivil ve sivil olmayan kanatların koordineli bir şekilde yürütmeye çalıştığı stratejiyi sürdürmek.

FETHULLAH GÜLEN'İN TÜRKİYE'YE DÖNMESİ GEREKİR 

Kararı esas olarak Fethullah Gülen’in vereceğini düşünüyorum ve hangi şıkkı seçeceğini herkes gibi ben de çok merak ediyorum. Bana göre en makulü ilk şık. Eğer cemaat sivilleşmeyi ve şeffaflaşmayı esas alan bir çizgi benimserse hem kendileri hem de Türkiye için daha hayırlı olur.

Ancak bu seçenekte karar kılınması hâlinde öncelikle Gülen’in Türkiye’ye dönmesi gerekir. Bu konuyu da, bir aksilik olmazsa yarın ele alalım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim