• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Kayseri : 1 °C
  • Ankara : -1 °C
  • İstanbul : 9 °C

Gündeş Bakır'ın Köşe Yazısı Aklın yolu bir,faizlerin düşmesi gerekiyor

Gündeş Bakır'ın Köşe Yazısı Aklın yolu bir,faizlerin düşmesi gerekiyor
FAİZ –ENFLASYON İLİŞKİSİ

Faizler ile enflasyon oranı arasında da sıkı bir ilişki var. Enflasyon fiyatlar genel düzeyinde ortaya çıkan sürekli artış olarak tarif ediliyor. Birinci çeşit enflasyon ‘talep enflasyonu’. İkinci çeşit enflasyon ise ‘maliyet enflasyonu’. Eğer toplam talep arzdan yüksekse ve bu durum da sürekli olarak fiyatların artmasına sebep oluyorsa talep enflasyonu ile karşı karşıyayız demektir. Eğer bir ülkede maliyet enflasyonu varsa yani üretim girdilerinin fiyatları talep dışı sebeplerle yükseliyorsa, mesela ücretler artıyor veya ithal etmek zorunda olduğumuz enerjinin maliyetleri yükseliyor veya ara madde, ham madde fiyatları ve vergiler yüzünden enflasyon artıyorsa, o zaman faizi arttırdığımızda enflasyon da artacaktır. Zira faiz de bir maliyet öğesidir ki buna finansman maliyeti diyoruz ve bu yükselme enflasyonun daha da yükselmesine neden olacaktır [2]. Ocak ayında, Merkez Bankası politika faizlerini 5.5 puan arttırınca, küçük ve orta büyüklükte şirketlerin kullandığı faizler % 22’lere çıktı [3]. Bu oranlar enflasyon seviyelerinin çok üstünde idi. Mesela bir yatırımcı %22 faizle borç aldıysa, bu maliyeti ürettiği malın fiyatına da eklemek mecburiyetinde kalıyor. Faizle borçlanan hükümetler de belli bir süre sonra bu borcu ödemek amacıyla vergileri yükseltecektir. Vergilerin artması üretim yapan sanayicinin bu maliyeti malın fiyatına yansıtmasına sebep olacaktır. Bu da enflasyonu arttırıyor. Yani faiz sebep, enflasyon da netice olarak ortaya çıkıyor. Ekonomi Bakanımız, basına çeşitli beyanlarında Türkiye’deki enflasyonun maliyet enflasyonu olduğunu, talep enflasyonu olmadığını dile getirdi. Bu kabul üzerinden giderek fikir yürütelim: enflasyon artarsa düşürmek için faizi düşürmemiz gerekmektedir. Faiz aslında sonuç değildir, sebeptir. Ayrıca Ocak ayındaki beş buçuk puanlık artış sonrası Dolar kuru kontrol altına alınmış ve beklenen amaca ulaşılmıştır. Avrupa Merkez Bankası’nın ve FED’in aldığı son kararlar çerçevesinde ülkemize yabancı sermaye girişlerinde de bir sıkıntı olmayacağı görülüyor. Yüksek faizi savunanların bir gerekçesi daha ortadan kalkıyor. Ayrıca son açıklanan büyüme verilerine göre, Türkiye ilk çeyrekte yüzde 4.3 büyüdü. Bu büyüme oranını muhafaza edebilmemiz ancak ihracatımızı destekleyecek rekabetçi kur ile mümkün. Üstelik Avrupa Merkez Bankası’nın aldığı son kararlar çerçevesinde ülkemize Euro girişi ile birlikte Türk Lirası değerlenecek. Ekonomist değilim ancak aklın yolu bir. Bütün yollar Roma’ya çıkıyor. Bu faizlerin artık düşmesi gerekiyor. Ülkemizde ekonomi; üretime, ihracata, istihdama  dayalı olarak gelişmeli. Avrupa Merkez Bankası’nın faizleri düşürme kararı bu yüzden önemli, zira Avrupa’daki büyüme, Türkiye’nin ihracatının artması demek. Araştırmalar gösteriyor ki, Avrupa büyümesindeki % 1’lik bir artış, ülkemizin Avrupa’ya olan ihracatında yüzde  5 artışa sebep oluyor [4].

BAŞBAKAN’A DESTEK VERİLMELİ

Karşı tarafın argumanlarından biri, faizler düşerse, TL’nin dövize karşı değer kaybedecek olması nedeniyle tüm ithal ettiğimiz ürünlerin fiyatlarının artması sonucu enflasyonun da artacağını ileri sürmesi. Ancak bu argumana  katılmak mümkün değil. Zira, döviz değer kazansa dahi bunun sonucu ithalatın azalması olacak ve ithalatın azalması da Türkiye’nin cari açığının azalmasına katkı yapacak. 

İşin bir başka yönü de şu: Bankalar, yatırım için kapılarını çalan vatandaşlarımıza yüksek faizle borç vererek adeta yatırım yapabilmeyi yokuşa sürerken, konut kredisi, kart ve tüketici kredileriyle vatandaşlarımızı yüksek faizle borçlanmaya ve tüketime teşvik ediyorlar. Gerçekten de fazla kazanma hırsı, ülkeyi yüceltme hırsının ötesinde olmamalı.

Sayın Başbakan’ımız da, grup toplantısında, muhtelif konuşmalarında  bu konuya değiniyor, ülkesi ve milleti için dertlenen bir devlet adamı olarak Türkiye’nin büyümesi, kalkınması, yatırımların artması ve vatandaşlarımızın istihdamının sağlanmasını önceliyor. Son on yılda faize ödediğimiz miktar, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002’den önceki yıllardaki yüksek faiz oranları eğer sürseydi 10 yılda ödeyeceğimiz miktarın sadece yüzde 41’i. Bu aradaki yüzde 60’lık fark, AK Parti iktidarı zamanında milletimize hizmet olarak döndü. Faize değil, yola, okula, hastaneye, köprüye, havaalanına, vs hizmetlere harcandı. İşte bu lobi, haksız kazanç kapıları kapandığı için AK Parti’ye bu kadar kızıyor. Sayın Başbakan’ımızın bu mücadelesini her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı desteklemeli. Çünkü Sayın Başbakanımızın ekonomi politikalarına destek vermek Türkiye’nin kalkınmasına ve çocuklarımızın geleceğine destek vermek demek olacaktır. 

 

 

 AK Parti Kayseri Milletvekili Pelin Gündeş Bakır

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim