• BIST 97.930
  • Altın 144,040
  • Dolar 3,5642
  • Euro 3,9945
  • Kayseri : 22 °C
  • Ankara : 22 °C
  • İstanbul : 21 °C

İncesu belediye başkanı Zekeriya Karayol röportajı

İncesu belediye başkanı Zekeriya Karayol röportajı
Başkanım kendinizden bahseder misiniz?www.kayserinews.com.özel röportaj
Zekeriya karayol 1957 İncesu doğumluyum.

Asıl mesleğim Elektrik Mühendisliği.Evliyim ve iki oğlum var.Belediye başkanlığında bu ikinci dönemim.Şuanda da hizmetleri devam ediyoruz.

-Rahmetlik Faruk Nafiz Çamlıbel ‘Han Duvarları’ şiirinde İncesu’ya da yer veriyor.Ve İncesu eski bir yerleşim yeri.Bununla ilgili bize neler söyleyebilirsiniz?

1534 yılındaki Osmanlı Salnamesi’nde Kayseri’de üç yerleşim biriminden bahsediliyor.Bunlar Kayseri,Develi ve İncesu. İncesu hem Osmanlı Dönemi’nde hemde Cumhuriyet Dönemi’nde büyük önem taşıyan bir yer.1660 yılında Osmanlı Sadrazamı Kara Mustafa Paşa’nın ilçemize yaptırmış olduğu han,hamam,kervansaray,cami ve medreseden ibaret bir külliye var.Külliye 2006 yılında gayretlerimiz sonucu Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edildi.

Faruk Nafiz’in de kalmış olduğu bu hana atıfta bulunarak bir şiir yazması ve bu şiirinde İncesu isminin geçmesi bize bir övünç kaynağıdır. İncesu isminin geçtiği o dörtlüğüde yazdırıp hanın önüne astık.

-Yaptığınız çalışmalardan biraz bahseder misiniz?

Benim belediye başkanı olduğum dönemde ilçemizin nüfusu 7800 idi.Hizmet alanıda 13 bin hektarlık bir çapa sahipti.2005 yılında çıkan yasayla birlikte İncesu’ya bağlanan Süksün ve Kızılören’in de arazileriyle birlikte hizmet alanımız 55 bin hektara çıktı.Nüfusumuz ise 22 bine yükseldi.Bizim birinci ve ikinci dönemimiz de çok yoğun bir çalışma temposu içerisinde geçti ve hala geçiyor.Tabi bizden önceki başkanlar da imkanları doğrultusunda ellerinden geleni yapmaya çalışmışlar.Ama biz daha planlı programlı bir şekilde çalışıyoruz ve gelir kaynaklarını iyi bir şekilde kullanıyoruz.Tabi Büyükşehir Belediyesi’yle entegrasyonunda bize kattığı artılarla ilçemizin alt yapısı değişti ve hiçbir sorun kalmadı.İlçemize sonradan bağlanan yerlerin bile sorunu kalmadı.Yani ne çevre kirliliğiyle ne de alt yapıyla ilgili hiçbir problemimiz kalmadı.İlçemizin doğalgaz kullanımının 4. yılı ayriyeten.Bu 6-7 yıllık dönem içerisinde ilçemizi yeşillendirmek adına 25 bini aşkın ağaç diktik.

Siz ne kadar çalışırsanız çalışın herkesi memnun edemiyorsunuz tabi ki.İnsanlar yaptığınız icraatlerden çok oğlunu işe sokmuş musunuz kızının tayini yaptırmış mısın ona bakıyorlar.Belediye başkanına verilmiş böyle bir görev yok.Ama yardıma muhtaç vatandaşlarımızın dertlerini siyasi büyüklerimize iletmeye çalışıyoruz.

-İnanç turizmi yapmayı düşünüyor musunuz?

İlçemizde çok sayıda yatır var.Zaten İncesu haklıda muhafazakar bir topluluk özelliği taşıyor.Her sene Haziran’ın son haftasında Tekke Dağı’ndaki Şeyh Turasan Türbesi’nin olduğu yerde yaklaşık 15 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen bir pilav şenliğimiz olur.İnsanlar ibadetini yapar pilavını yer sohbetini eder duasını eder ve güzel bir gün geçirmiş olurlar.

Biz Tarihi Kentler Birliği üyesiyiz.Bu kapsamda da 5 tane eski mahallemiz sit alanı olarak belirlendi.300’e yakın ev de tescillendi.Şuanda koruma amaçlı imar planlarımız İller Bankası tarafından yapılmakta.Bizim şöyle bir iddiamız var. Kayseri’nin en güzel ilçesi biziz diyoruz.


-İncesu Üzüm Festivali yaklaşıyor. Festival hakkında neler söyleyeceksiniz ?

İncesu Belediyesi olarak her yıl Eylül ayının 2'nci haftasında düzenlediğimiz Geleneksel Üzüm Festivalimizin bu yıl 19'uncusunu 17 Eylül Cumartesi günü Şelale Park'ta düzenleyeceğiz. Festival düzenlememizdeki amaç, il ve ilçe dışındaki bütün hemşehrilerimizin, bu festival vesilesiyle İncesu'ya gelmelerini sağlamak ve bir gün bile olsa, birlikte vakit geçirmektir.

Festivalimize katılım her yıl artıyor. Bu yılki festivalimize de tüm Kayserili ve İncesulu hemşehrilerimizi, kamu kurum ve kuruluşların müdürleri ile vatandaşlarımızı davet ediyoruz. Kardeş belediyemiz olan Ankara Keçiören Belediye Başkanı Sayın Mustafa AK’ı da özel olarak bu yılki festivalimize davet ediyoruz.Aynı zaman Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Başbakanımıza da davetiyelerimiz gönderdik.Devlet büyüklerimiz gelmeseler dahi biz her yıl onlara İncesu üzümlerini gönderiyoruz.

Sanayi Bakanlığı Patent Enstitüsünden ‘İncesu Belediyesi Pekmezi’ diye patentimizi de aldık.Avrupa Birliğinin katkılarıyla kurmuş olduğumuz “üzümden şıraya,şıradan pekmeze” fabrikamızda üretimimize devam ediyoruz.Şuanda da talep çok fazla.Hatta Kayseri’de bağ evi olan büyüklerimiz bile bizim İncesu Pekmezi’nden istediler.

-Başkanım özellikle Keçiören Belediye Başkanını davet ettiniz. Bunun sebebi nedir ?

Mustafa Bey’i özellikle davet ettim.Çünkü kardeş belediyemizle olan ilişkilerimizi aktif hale getirmek istiyorum.Dayanışma halinde olmamızı istiyorum.Sayın başkanımızın teknik destek konusunda yardımlarını almayı isteriz her zaman.Karşılıklı bağlarımızın kuvvetlenmesi için özel olarak çağırdım başkanımızı yani.

HAN DUVARLARI

-Osmanzade Hamdi Bey'e-
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa

On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben

Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı İşte Araplıbeli!
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor

Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..

Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!

Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..


Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim