• BIST 83.048
  • Altın 147,105
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Kayseri : -8 °C
  • Ankara : -7 °C
  • İstanbul : 5 °C

KAYSERİ MİLLETVEKİLİ PROF.DR. YUSUF HALAÇOĞLU:

KAYSERİ MİLLETVEKİLİ PROF.DR. YUSUF HALAÇOĞLU:
KAYSERİ MİLLETVEKİLİ PROF.DR. YUSUF HALAÇOĞLU’NUN“TÜRK TARİH KURUMU VE TÜRK DİL KURUMUNUN2013 YILI BÜTÇELERİ“ ÜZERİNE TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Değerli Milletvekilleri,

Türk Tarihini, kültürünü ve medeniyetini ilmi yoldan araştırmak, yayınlar yapmak ve yaymak için 15 Nisan 1931 tarihinde Atatürk’ün direktifleriyle Türk Tarih Kurumu ve bir yıl sonra da “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, O'nu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek” için Türk Dil Kurumu kurulmuştu. Dernek statüsünde çalışan bu iki kurumumuz, kuruluş amaçları çerçevesinde önemli araştırmalara imza atmıştır. 1980 askeri darbesi sonrasında yapılan Anayasa’nın 134. Maddesi çerçevesinde meydana getirilen Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine alınmış, bu yeni oluşturulan kurumun bünyesinde ayrıca bu kurumlara ek olarak Atatürk Kültür ve Atatürk Araştırma Merkezleri de kurulmuştur. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının özelliği, Atatürk’ün İş Bankasındaki hisselerine ait gelirlerin yarı yarıya sahibi konumunda bulunmalarıdır. Böyle bir gelirin bağlanmasının temel hedefi, ilmi araştırma yapan her iki kurumun devlet bütçesine bağlı olmasının önüne geçmek ve hiçbir baskı altında kalmaksızın çalışmalarını yerine getirmesidir. Fakat Yüksek Kurum bünyesine alınan bu iki kurum 1980’den sonra çıkarılan 2876 sayılı Yüksek Kurum Kanunu ile bağlı kurum haline getirilmiş, ilmi çalışmalarında olmasa bile, bilim kurulu üyelerinin tesbiti ile personel alımında devletin kontrolü altına alınmıştır. Şimdi ise 2 Kasım 2011 tarihinde çıkarılan KHK ile, askeri idare ile konulmuş devlet kontrolünün de üstünde bir kontrol mekanizmasının içine sokulmuştur. Aslında olması gereken, bir darbe kurumu olan Yüksek Kurumun kaldırılması ve bu iki güzide kurumumuzun, Atatürk’ün de 1936 yılı meclis açılış konuşmasında ifade ettiği gibi Türk Tarih Akademisi ve Türk Dil Akademisi olarak teşkilatlandırılmasıdır.


Değerli Milletvekilleri,

Hemen her ülkenin bu türden hizmet veren akademi ve enstitüleri, gerek yönetim olarak, gerekse ilmi araştırma bakımından tamamen devletten bağımsız şekilde çalışmaktadırlar. Zira objektif yapılmayan araştırmalar, verilen emeğe, harcanan paraya rağmen uluslararası kamuoyunda yer bulmazlar. Maalesef 2011 yılında KHK ile çıkarılan yasa ile bu kurumlarımız tamamen devlet kurumu haline getirilmiştir. Nitekim yeni yasayla Yüksek Danışma Kurulu adı altında oluşturulan organ : “Başbakanın veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanınca Yüksek Kurumun görev alanına giren konularda özgün bilimsel araştırmalarıyla tanınan bilim adamları arasından üç yıllığına seçilen üç üye ile Yüksek Kurum Başkanı ve Kurum Başkanlarından oluşur. Cumhurbaşkanı ve Başbakan gerekli gördükleri hâllerde, Yüksek Danışma Kuruluna başkanlık eder”. Yani el insaf. Sanki bu ülkede hiç bilim adamı kalmadı ve bakanların da başka işi yok ve bu kurumun Yüksek Danışma Kurulunu oluşturması gerekiyor!

Vicdan sahibi her kim olursa olsun herkes, siyasi mülahazalardan uzak olmak kaydıyla, bilimsel araştırma yapan bir kurumun danışma kurulunda yukarıda adı geçen siyasi şahsiyetlerin ne işinin olduğunu sorgulayacaktır. Ayrıca yönetimi devlet yetkililerinden meydana geldiğini gören yabancı ilim kuruluşları, bizim bu kurumlarımızın yaptığı ilmi çalışmalar hakkında ne düşünecektir? Böyle bir yapılanma, hep örnek olarak aldığımız ne Avrupa ülkelerinde, ne ABD’de ve hatta ne de Rusya’da vardır. Kaldı ki bir bilimsel kurumun danışma kurulunun siyasilerden meydana geldiği ve hele bu danışma kurulunun görevi olarak, “Yüksek Kurumun ve Kurumların bilim ve kültür alanındaki çalışmalarını ve etkinliklerini değerlendirir ve gerekli tavsiye kararlarını alarak, görüşlerini Yüksek Kuruma ve Kurumlara bildirir. Bu kararlar Yüksek Kurum ve Kurumlar tarafından öncelikle dikkate alınır” şeklinde açıklanıyorsa, bu şekilde siyasilerin talimatları ile yapılacak çalışmaları, özgür iradeyle yapılmış olarak kabul edebilir miyiz? Ayrıca yine Yüksek Danışma Kurulu’nun görevlerinin sayıldığı ve dünyanın hiçbir yerinde olmayan ve olması da ihtimal dışı olan bir madde daha yer almaktadır ki, bu madde bu kurumların bir ilmi kuruluş olmadığına tamamen açık delil teşkil eder. 5. Maddenin 6. Fıkrasında : “Yüksek Danışma Kurulunca gerekli görülen kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır” denilmektedir. Bu hükmü nasıl yorumlayacaksınız? Dünya ülkeleri arasında hangi bilimsel araştırma kararları resmi gazetede yer bulmaktadır?

Dolayısıyla bu şekilde bir yaptırım, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nu bir bilimsel kurum olmaktan tamamen çıkardığı gibi, Askeri idare dönemini bile aratacak bir duruma düşürmektedir.


Değerli Milletvekilleri,

Durum sadece Yüksek Danışma Kuruluyla da sınırlı kalmamaktadır. Kurumun en üst yönetim mercii olan Yönetim Kurulu, ne hikmetse : “Gerekli hâllerde Başbakan veya ilgili Bakan, Yönetim Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilmektedir”. Bu ne demektir? Geçmiş dönemde askeri konsey tarafından hazırlatılan kanunda bile böyle bir uygulama bulunmamaktadır. Yine “Yüksek Kurum ve Kurumlarca hazırlanan idarî düzenlemeleri görüşerek Başbakan veya ilgili Bakanın onayına sunmak” hükmü, Yönetim Kurulu’nun sembolik bir nitelik taşıdığını ve tamamen siyasetin emrine verildiğini ortaya koymaktadır.

Kanundaki çarpıklıklardan bir diğeri de, Yüksek Kurumun amacını belirleyen maddedir. Bu maddede : “Türk dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek” denmektedir. Yine görevleri arasında, “Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine katkı sağlayacak alanlarda bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu alanda yapılan çalışmalara destek vermek” olarak açıklanmıştır. Madem ki bütün bu işler Yüksek Kurum tarafından yapılacaktı, o halde diğer dört kurum neden kurulmuştur ve gereksiz yere neden personel istihdam edilmektedir? Halbuki en azından Türk Dil ve Türk Tarih Kurumlarının araştırma usulleri farklıdır ve asıl ilmi araştırma görevi kanunun diğer maddeleriyle her biri ayrı tüzel kişiliğe sahip kurumlara verilmiştir. Mesela Türk Tarih Kurumu’nun görevleri sayılırken aynen şu ifade edilmektedir : “Türk tarihi ve Türkiye tarihini tüm yönleriyle hakikatlere (ilmi yoldan) uygun biçimde ortaya koyacak çalışmalar yapmak, tarihimizle ilgili karalama ve çarpıtmalara karşı ulusal ve uluslararası kamuoyunu aydınlatmak”.


Değerli Milletvekilleri,

Bu cümle bile kanunu hazırlayan zihniyetin ne kadar önyargılı olduğunu ortaya koymaktadır. Yani siz kanuna “hakikatlere uygun ve tarihimizle ilgili karalamalara ve çarpıtmalara karşı ulusal ve uluslararası kamuoyunu aydınlatmak” hükmünü koyarsanız, yapılacak çalışmaların önceden hedefini de bilemiş olursunuz. Tarih ilminde kendinizi şartlandırarak objektif araştırma yapamazsınız. Hakikat kime göre olacaktır ve hakikatin ölçüsü nedir? Eski kanunda TTK’nın amacı : “Türk tarihini ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini, ilmi yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak, bunlara dayanarak da Türk tarihini ve Türkiye tarihini yazmaktır” denilmek suretiyle daha objektif bir hedef ortaya konulmuştu. Ama yeni kanunda “tarihimizle ilgili karalama ve çarpıtmalara” ifadesi kullanılmakta ve buna bağlı olarak hakikatleri kendinize göre belirlemektesiniz. Halbuki ilmi kuruluşlar, ilmi araştırma yapar ve bu yapılan çalışmalar ilgilenen kimseler tarafından kullanılır. Yoksa ismi muhteşemle başlayan ve tarihinizi muhteşem şekilde tahrif eden dizilere karşı bir araştırma yapmasını isteyemezsiniz.




Değerli Milletvekilleri,

RTÜK gibi bir kurumunuz olmasına ve dizi başlayalı 2 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen, kendilerine bu görev verilmiş olanlar yan gelip yatacaklar, fakat durumu yeni öğrenmiş gibi Sn. Başbakan da başka işi yokmuş gibi tarih dizisiyle ilgili açıklama yapacak. Burada yapılması gereken şey, Başbakanın beyanat vermek yerine, ilgili bakanın işi TV programlarını denetlemek olan RTÜK hakkında görevi ihmalden soruşturma açmak ve onu harekete geçirmek olmalıdır.

Yeni yasada Türk Dil Kurumu’nun görevleri : “Türk dilinin kaynak eserlerini tespit ederek incelemek ve yayına hazırlamak, Türkçe ile ilgili yurtiçinde ve yurtdışında yapılan araştırmaları takip etmek; Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak” olarak gösterilmiştir. Halbuki, bu tür yabancı ülkelerdeki kuruluşların amaçları arasında dilin güzelliğini ortaya koymak ilkesi bulunmaktadır. Nitekim 2876 sayılı eski yasada bile bu duruma dikkat edilmiş ve TDK’nun amacı, “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, O'nu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir” şeklinde belirlenmiştir. Görevleri ise :

a) “Yazılı ve sözlü kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve taramalar yapmak,

b) Türk kültüründeki gelişmeye paralel olarak, Türk dilinin özleşmesine, zenginleşmesine ve etimolojisine yarayacak inceleme ve araştırmalar yaparak yazım ve imla kılavuzları ve sözlükler hazırlamak, bunları yazmak ve yayımlamak,

c) Türkçe dilbilgisi üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunmak, buna dayalı olarak Türk dilinin yapısına uygun dilbilgileri ile Türkçe'nin tarihi ve karşılaştırmalı dilbilgilerini hazırlamak, bunları yazmak ve yayımlamak,

d) Bütün bilim, sanat ve teknik terim ve kavramlarını karşılayacak Türkçe terim ve kavramların bulunmasına yönelik araştırma ve incelemelerde bulunmak,

e) Milli varlığın temel unsurlarından biri olan Türk dilinin kuşaklar arasında birleştirici ve bütünleştirici özelliklerini gözönünde tutarak, yeni nesillerde Türk dili sevgisini ve bilincini kökleştirecek, geliştirecek ve yaygın hale getirecek her türlü tedbirleri almak, araçları hazırlamak, bunları kamu kurum ve kuruluşları ile resmi özel eğitim - öğretim kurumları ve kuruluşlarının, basım ve yayım organlarının hizmet ve yararına sunmak, bu konuda gerekli hertürlü işbirliğinde bulunmak, olarak belirlenmişti.

Görüldüğü gibi 1932 yılında kurulan ve hedefleri belirlenen bir kurumun yeni yasayla ne hale getirildiği ortadadır. Kurulduğu günden bugüne kadar çok değerli çalışmalarda bulunmuş bulunan TDK, Türkçe Sözlüğü çıkarmış ve geliştirmiş, karşılaştırmalı Türk lehçeleri sözlüğü hazırlamış, deyimler ve terimler sözlüğü yapmış, herşeyden önemlisi de bütün bunları intenet aracılığıyla dünyanın hizmetine sunmuştur.


Sayın Milletvekilleri,

Bir de konuya başka bir pencereden bakalım ve geliniz ülke yararına en doğru olanı burada değerlendirelim. Zira hem tümüyle askeri darbe kanunlarından ve anayasasından kurtulalım diyeceksiniz, hem de o dönem kanunlarından daha kötü bir kanun hazırlayacaksınız. Aslında yapılması gereken, Atatürk’ün kurduğu Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumlarının birer akademi halinde teşkilatlandırılmasıdır. Bunu yapacak olursak, bu iki güzide kurumumuzun, geniş mali imkanlarını da göz önüne aldığımızda, ne denli büyük hizmet vereceklerini tahmin edebilirsiniz. Bu kurumlarımız şayet akademi haline getirilecek olursa, kendi alanlarında gençlere yüksek lisans ve doktora bursu vermek, yine çalışma alanlarında projelere destek vermek, belirlediği konularda yabancı bilim adamlarının da çalıştığı araştırmalar yaptırmak, Türk arkeolojisini desteklemek ve kazılar yapmak ve gerektiğinde yurt dışında araştırma merkezleri kurmak gibi görevleri yerine getirebilirler. Bu tür çalışmalar ülkemizin ufkunu açar ve siyasi otorite bundan faydalanarak isabetli politikalar üretirler.

Mesela bugün Ortadoğu’da, yani bütünüyle Osmanlı coğrafyasında meydana gelen olayların temeline inmeden, bu bölgede yürütülen politikalarda hedefin de doğru tesbit edilmesi mümkün olmayacak ve yanlışlar içinde maceraya sürüklenecektir. Tarihte övgü dolu sayfalar olduğu gibi yanlış yapanların sebep olduğu acılarla da doludur. Bugün bizler tarihi ve tarihi şahsiyetleri nasıl acımasızca eleştirip suçluyorsak, yarın da birileri bizi aynı şekilde suçlayacaktır.


Değerli Milletvekilleri,

Tarih bilgisi, insanların gerçekleştirdikleri fiiller ve bu fiiller arasındaki ilişkiler ağını anlamak için kaynakların tahlili sonucunda elde edilen sonuçlardır. Bunun neticesinde kazanılacak tarih şuuru, topluma ortak değerler kazandırır. Bu ortak değerlerin ulaştığı son merhale kültürdür. Bunun için milletlerin bütün fertlerine bu şuuru kazandırması, yön ve hedefleri benimsetmesi gerekir. Bu anlamda tarih, sadece geçmiş zamanlar hakkında elde edilen bilgilerden ibaret bir bilim dalı olmaktan çıkar, yeni oluşumları programlayan, sosyal düzen içerisinde kısa ve uzun vadeli değişmeler meydana getiren fiiller halini alır. Yani tarih bir anlamda gelecek olur. Bu fiillerin tarihin tenkid süzgecinden geçirilerek incelenmesi sonucunda elde edilen tarih bilgisi ve bunun bir neticesi olarak sahip olunan tecrübelerin istikbale yönelik yorumlarıyla da tarih felsefesine ulaşılır.

Bu sebeple elde edilen tarihi veriler, devletleri yönetenler için son derece önemlidir ve özellikle dış politikada yöneticilere engin bir tecrübe kazandırır. Bundandır ki büyük devlet yöneticileri muhakkak kendilerine tarih danışmanları alır. Zaten Türk Tarih Kurumunu ve Türk Dil Kurumunu kuran irade tarihin bu önemini idrak ettiği için kurmanın ötesinde İş Bankasındaki hisselerine ait gelirlerini bu kurumlara bağışlamıştır.

2013 bütçesini görüştüğümüz şu sıralar, geleceğimiz ve Türkiyeyi yönetenler açısından bu denli önemli olan kurumlarımızın mecliste tartışılmasına gerek duyulmadan ve aceleyle çıkarılan yasası bir yana, bu her iki kurumun genel bütçeye bağlı olmayan ve kaynağı tamamen kendi gelirleri olan bütçelerinin esnek hale getirilerek özerk bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Zira onlara daha geniş bir araştırma ortamı sağlanması ve kadro karşılığı olmaksızın sözleşmeli yerli ve yabancı uzman çalıştırması ayrıcalığı tanınması, onları daha fonksiyonel hale getirecektir. Bu durum onların çeşitli projeleri daha objektif fakat daha çabuk biçimde tamamlamalarına yardımcı olabilir. Ancak yersiz kadro şişkinliğine de engel olmak için sadece projelerde çalışacak olanlarla, bu projelerde konusunda uzman olanlardan belli sayılarda istihdam göz önüne alınmalıdır. Unutulmasın ki, dünyada sözü geçen ülkelerin bilim akademileri, özerk çalışan ve devlet kontrolü yerine devletin desteğiyle araştırmalarını yapan kurumlara sahip olmaları dolayısıyla 100 yıllık strateji belirleyebilmektedirler. Bu konuda Rusya Bilimler akademisinin arşivinde 500 bin dosya olduğunu belirtmem, herhalde sizlere bir fikir verecektir. Dolayısıyla bu iki kurumumuzun Yüksek Kurum kontrolünden çıkarılarak tüzel kişiliğe sahip birer ilmi kuruluş haline getirmek yapılacak en büyük hizmetlerden olacaktır.

Bu vesileyle Yüce meclisi saygıyla selamlarken, 2013 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim