• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Kayseri : 25 °C
  • Ankara : 26 °C
  • İstanbul : 22 °C

Kurtulmuş: Fitneye fırsat vermeyiz

Kurtulmuş: Fitneye fırsat vermeyiz
Akit Ankara Temsilciliği’ni ziyaret eden Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, güncel konularla ilgili çok önemli mesajlar verdi. Milletin tercihiyle iktidara gelmekten ümidi kesen yapıların AK Parti’de kırılma meydana getirmek için uğraştığını belirten Kurtulmu

Başbakan Yardımcısı Prof.Dr. Numan Kurtulmuş, Yeni Akit Ankara Temsilciliği’ni ziyaret etti. Prof. Dr. Kurtulmuş, sorularımızı cevaplandırırken güncel konularda önemli mesajlar verdi:

- Merkez Bankası’nın bağımsızlığına ilişkin tartışmalar ve yüksek faiz politikası... 

- Türkiye’de dört politikanın eş zamanlı olarak yürütülmesi lazım. Bunlardan biri ‘enflasyon. Türkiye’de düşük enflasyon olmalıdır, doğru. Ama enflasyon politikaları kadar para politikaları da önemli. Yani ikinci olarak, Dolar ne kadar olacak, Türk parası ne kadar değerli olacak, bu da önemlidir. Üçüncü mesele ‘istihdam’ meselesidir. Türkiye’nin istihdam hedeflerini nasıl gerçekleştireceğine dair stratejik kararların doğru bir şekilde verilmesi… Son mesele de bütün bunların bir sonucu olan ‘büyüme’ meselesi. Türkiye, bu meselelerden diğer üçünü bırakarak birini ele alamaz. ‘Türk Lirası’nı nasıl kuvvetlendireceğiz’ sadece bunun üzerine bir politika inşa edemezsiniz. Salt, enflasyonu nasıl düşüreceğiz üzerine de bir politika inşa edemezsiniz. Merkez Bankası’nın yaklaşımındaki en temel eksikliklerden biri, sadece enflasyonu yani fiyat istikrarını hedefleyen bir politikayı ele alıyor olmasıdır. Türkiye ekonomisini yönetenler. Merkez Bankası da siyasi iradenin 2023 hedefleri ile uyumlu hareket etmek mecburiyetindedir. Merkez Bankası, nihayetinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’dır.

- Merkez Bankası’nın araçsal bağımsızlığı var, bir de vesayet tartışmaları var...

- Merkez Bankası, bütün dünyada araçsal bağımsızlığa sahiptir. Merkez Bankası’nın araçsal bağımsızlığına bir şey demiyoruz. Sonuçta vesayet; gücünü millet iradesinden almayan her türlü imtiyaz kullanımı için kullanılan bir kavramdır. Bu çerçevede Merkez Bankası araçsal bağımsızlığa sahip olsun ama aynı zamanda eş zamanlı olarak siyasi iradenin ortaya koyduğu perspektifle de uyum içinde olsun. 

-  Hakimiyet tam olarak milli iradede olacak. Peki bunu nasıl sağlayacağız?

- 13 yıllık AK Parti iktidarları döneminde vesayetlerin ortadan kaldırılması için çok önemli adımlar atıldı. Görünür vesayetlerin büyük bir kısmı kaldırıldı ama görünmez vesayetlerin önemli bir bölümü arka planda kaldı. Paradigmatik vesayetlerin bir kısmı kaldırıldı, önemli bir bölümü de geride kaldı. AK Parti, 13 yıllık iktidarı süresinde, egemenlerin elinden, vesayetçilerin elinden “milletin ülkeyi yönetme yetkisini” yani yönetme anahtarını geri aldı. Önümüzdeki dönem, bu anahtarın doğrudan doğruya millete devredilmesi dönemidir.” 

BİRİNCİSİ; PARLAMENTONUN GÜÇLENDİRİLMESİDİR. 

Parlamento’nun güçlendirilmesi için Meclis İç Tüzüğü’nün değiştirilmesi, Parlamento’nun itibar kazanması ile ilgili bütün yasal düzenlemelerin yapılması mecburiyeti vardır. 

İKİNCİSİ; MİLLETVEKİLLERİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ. 

Milletvekilinin sadece bir oy mekanizması, “indir elini, kaldır elini oy ver” durumundan kurtarılması,  birebir temsil ettiği, oyunu aldığı seçmeni temsil edebilmesi için de önündeki engellerin kaldırılması lazım. Bunun için 30 Eylül 2013’de o zaman Başbakan olan Sayın Cumhurbaşkanımız, uzun çalışmalar sonucunda ortaya konulan dar bölge sistemi veya daraltılmış bölge sistemini teklif etmişti. Bu seçimde İstanbul’dan 88 milletvekili çıkacak. Yani otuzar milletvekilliğinden oluşan listeler olacak. İstanbul seçmeni, Ankara seçmeni, Anadolu’nun birçok şehrindeki seçmen, ismini dahi duymadığı insanları listede görecek ve onlara oy verecek. 

ÜÇÜNCÜSÜ; YÜRÜTMENİN GÜÇLENDİRİLMESİ. 

Deniyor ki, 1982 Anayasası Türkiye’ye Güçler Ayrımı Prensibi getirdi. Hayır, 1982 Anayasası Türkiye’ye Güçler Parçalanması Prensibi’ni getirdi. Mevcut Anayasa’da Cumhurbaşkanı’na öyle yetkiler verilmiş ki, herhangi bir Cumhurbaşkanı bu yetkilerini kullanırsa gerçekten son derece despotik, son derece antidemokratik bir sistem ortaya çıkar. Böyle bir sistem. Bu kadar güçler parçalanmasının yaşandığı bir sistemde, hangi mantıkla cumhurbaşkanına bu kadar geniş yetkiler verilmiştir?.. “Siviller anlamaz, bilmez, bizim bunları kontrol etmek için böyle bir modele ihtiyacımız var” diyen vesayetçi bir anlayışla yapılmıştır bunlar. Bizim itirazımız buna yöneliktir, biz diyoruz ki, güçlü ve etkin bir yürütmenin olması şarttır. Bunun için güçleri parçalanmış bir Türkiye değil, ideal anlamıyla Güçler Ayrımı Prensibine kavuşmuş bir Türkiye ve yönetimde birlik ilkesi çerçevesinde oluşturulmuş kuvvetli bir başkanlık sistemi... Birincisi bu.  İkincisi, yürütmenin etkin olabilmesi için çok kuvvetli bir Kamu Reformuna ihtiyacımız var. Ayrıca Türkiye’nin çok kuvvetli bir Yerel Yönetimler Reformuna ihtiyacı vardır. Gerçekten siyasetin önemli görevlerinden birisi, imtiyazları halka dağıtmaktır.

DÖRDÜNCÜSÜ; STK’LARIN GÜÇLENDİRİLMESİDİR

 Bu açıkçası demokrasinin olmazsa olmaz koşullarındandır. Devletin girmediği, giremediği alanlarda faaliyet göstermek, devletin elini rahatlatacak bir takım projelerin gerçekleştirilmesi anlamında, hatta yeri geldiğinde bir baskı grubu olarak siyasete yön vermek anlamında bir sivil topluma ihtiyacımız var. 

AK PARTİ ‘SİYASİ BİR HAREKET’E DÖNÜŞTÜ

- Özellikle CHP’nin stratejisi, Sayın Erdoğan ile Sayın Davutoğlu arasında çatlak meydana getirmek...

- Burada, “Fitneye Dikkat!” diyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’den halk tarafından seçilerek cumhurbaşkanlığını devralması, sonrasında da kongre ile birlikte son derece nezih, medeni bir devir teslim törenini gerçekleştirmiş olması, Türk siyasi tarihi açısından oldukça önemli süreçlerdi. O süreçlerde kırılma bekleyenlerin hevesleri kursaklarında kalmış oldu. Önümüzdeki süreçte AK Parti’de herhangi bir zaaf ortaya çıksın, bir kırılma olsun da bundan istifade edelim diyenler olacaktır, olmaktadır. Ancak AK Parti 30 Mart’a kadar bir partiydi, iktidar partisiydi, çok güçlü bir partiydi ama 30 Mart seçimlerinden sonra AK Parti bir “Siyasi Hareket”  haline dönüşmüştür. Bu siyasi hareketin lideri de Cumhurbaşkanımız olan Sayın Erdoğan’dır. Sayın Başbakanımız da görevi devraldığından bu yana hem Türkiye içinde, hem Türkiye dışında AK Parti siyasi hareketini son derece güzel bir şekilde temsil etmektedir. AK Parti’yi sadece AK Parti olarak da görmüyorum, 64 yıllık çok siyasi hayatımızın, medeniyet siyasetini temsil eden bir hareketin, hatta 150 yıllık siyasi mücadelenin bir adımıdır. Bu 30 Mart’tan sonra çok somut bir şekilde ortaya çıkmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız ile Sayın Başbakanımız arasına fitne sokmak isteyenlerin başarılı olması mümkün değildir. Siyasi hareketimizin içindeki bütün arkadaşlarımız, bunu benim söylediğim çerçevede düşünmektedir. 

Bu dava içinde hiç kimse kişisel hesap içerisinde olmaz, olamaz. İsim olarak her birimiz geçiciyiz. Ümmetin ve insanlığın sorumluluğu sırtımızda bu kadar ağır bir şekilde dururken, hiç kimse kişisel hesaplar içinde olamaz.

İSTİHDAMIN YÜZDE 80’İNİ KOBİ’LER OLUŞTURUYOR

- Merkez Bankası’nın kararları zararlı olursa, sorumluluk da siyasi iradede…

- Merkez Bankası elbette yaptığı işlemlerden, bu işlemlerin sonuçlarından sorumlu olur. Gönlümüz arzu eder ki, süreç uyumlu yürütülsün. Diyelim ki, Türkiye yüzde 2.8, yüzde 3 büyürse ancak enflasyon hedefleriyle uyuşabilir. Ama ortada reel bir durum var; Türkiye’nin 2023 hedeflerini yakalayabilmesi için yıllık asgari yüzde 5, yüzde 5.5 bir büyüme oranını tutturması lazım. Yüzde 5, yüzde 5.5 büyüme hedefi her yıl 700 bin yeni istihdam oluşturmak anlamına gelir. 2023’teki 20-25 bin dolar seviyelerine yükselmesi gereken kişi başına milli geliri tutturmak için de bunu gerçekleştirmek mecburiyetindedir. 

Türkiye’de istihdamın yüzde 80’ini hâlâ KOBİ’ler oluşturuyor, Türkiye ekonomik büyüklüğünün yüzde 65’ini de yine KOBİ’ler oluşturuyor. Çok net bir tablo var karşımızda... Yani böyle bir ekonomik yapıya sahipken, KOBİ’lerin kredi maliyetleri mümkün olduğu kadar düşük olmalı ki, Türkiye’nin orta direğini oluşturan, siyasi ve fikri anlamdaki ana damarımız olan bu orta direk, Anadolu ve Trakya’nın orta sınıfları Türkiye’yi taşısın, Türkiye’yi ileri götürsün. Ama yüksek faiz politikası uygularsanız, reel anlamda asgari yüzde 15 seviyelerinde yıllık faiz ile borçlanan bir orta sınıf kendisini nasıl geliştirir?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim