• BIST 81.899
  • Altın 147,540
  • Dolar 3,7822
  • Euro 4,0331
  • Kayseri : 0 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İstanbul : 6 °C

MHP’ye saldırı

MHP’ye saldırı
Malum mihrakların 17 Aralık’ta başlattığı karanlık süreci, “Zor ve sıkıntılı günler” şeklinde değerlendiriyorduk.

Ancak süreç giderek öyle bir noktaya evriliyor ki, “Ateş çemberinden geçiyoruz” demek herhalde abartılı olmaz.

Yaklaşan seçimler öncesi siyasi cinayetlerin, suikastlerin planlandığını ilk olarak Abdurrahman Dilipak ağabey gündeme taşımıştı.

Önceki gün Melih Gökçek’in, suikastlerde bir üst levele geçileceğine dair yaptığı ilginç açıklamalarını okuduk.

Gökçek, aralarında kendisinin de olacağı AK Parti kurmaylarına büyük çaplı suikastlerin düzenlenebileceğinden söz etti.

Türkiye, olağanüstü süreçlerde gerçekleştirilen ve hala aydınlatılamayan bir takım siyasi cinayetlere yabancı bir ülke değil.

Siyonist odakların ülkemizi kaosa sürüklemek için kullandıkları en önemli unsurlardan birisidir siyasi cinayetler…

Hatırlayın bir Abdi İpekçi, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve Uğur Mumcu cinayetlerini…

Suikasti kim gerçekleştirirse gerçekleştirsin sonrasında işbirlikçi medyanın hedef göstermesiyle ilk olağan şüpheliler milliyetçiler ve muhafazakarlar olmuştur hep.

Cinayetin arkasında da Türkiye’ye rejim ithal etmek isteyen İran’ın bulunduğu iddia edilerek içeride iç çatışmayı körüklemek istemişlerdir.

Önceki gün bu çerçevede AKİT’te çarpıcı bir haber yer aldı.

Burada Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü gün, kendi düğünü olmasına rağmen 6 yıl 3 ay hapse mahkum edilen Selam Gazetesi eski Dağıtım Müdürü Abdülhamit Çelik, yazdığı “Uğur Mumcu’yu ben mi öldürdüm” adlı kitabını anlatıyor ve “Umut davası tam bir hukuk cinayeti” diyordu.

Diğer taraftan “Cinayette gerçekler ortaya çıkmamıştır” yollu ifadeler kullanan Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya tepki gösteren Av. Cüneyt Toraman da şu karşılığı veriyordu: “Bu devlet 21 yıldır Mumcu ailesine fail beğendirememiştir. Artık masum insanları suçlamaktan vazgeçip, soruşturmanın yeniden açılmasını talep etsinler.”

Ben öyle bir talepte bulunacaklarını zannetmiyorum.

Çünkü daha evvel görüştüğümüz kardeş Ceyhun Mumcu, yengesi Güldal Mumcu için şunları söylemişti: “Mazbatayı aldığı gün Uğur Mumcu’yu unuttu. Meclis’teyken cinayetin aydınlatılması için bir çaba harcamadı.”

Bir süre önce bizzat görüştüğüm kardeş Ceyhun Mumcu, Uğur Mumcu Cinayeti’nin arkasında İsrail’in olduğuna dair ciddi işaretlerin bulunduğunu, kendisinin de kanaat olarak buna inandığını anlatmıştı.

Bu görüşmemizde şu ilginç anekdotu da paylaşmıştı: “Hürriyet gazetesi benimle bir röportaj yaptı. Uğur Mumcu cinayetinin arkasında İsrail’in, MOSSAD’ın olduğuna dair kuşkularımı aktardım. Ancak ertesi gün gazeteden benim bu sözlerimi sansürlemişlerdi.”

Ne kadar garip değil mi?

Taşeronlar aracılığıyla dış güçlerin Türkiye üzerindeki operasyonlarını nasıl yürüttüğü, mekanizmanın nasıl işletildiği yukarıda bahsettiğim birkaç örnekte ayan beyan gözüküyor.

Şimdilerde ise yeni kirli senaryolar yazılıyor.

İstanbul’da MHP seçim bürosuna yapılan kanlı saldırıdan söz ediyorum.

Bize gelen bilgilere göre bu olay sıradan basit bir olay değildir.

Şöyle ki;

Organize olan saldırganlar olay yerine gelerek önce Ülkücülere sataşıp kavga çıkartıyorlar.

Taş, sopa ve bıçaklarla kalabalığa saldırmaya başlıyorlar.

Tabi kavgayı görüntüleyen bir kişi var: Gazeteci Cengiz Akyıldız.

Güvenlik güçlerinin de müdahalesiyle kavga bitiyor ve saldırganlar arka sokaklara kaçıyorlar.

Bir süre sonra tekrar dönen saldırganların ilk hedefi Cengiz Akyıldız oluyor.

Doğrudan hedef alınan Akyıldız’ı İstanbul’un göbeğinde tam kalbinden nokta atışıyla vuruyorlar.

Olaydan sonra dört kişi tutuklanıyor. Birisi çocuk. İki kişi aranıyor.

İstanbul Emniyeti, Cengiz Akyıldız’ın kullandığı fotoğraf makinesine el koyuyor. Kayıtlar inceleniyor. Soruşturma çok yönlü sürüyor. Kısa bir süre sonra tüm bağlantılar ortaya çıkartılacaktır.

Bu tamamen planlı, üzerinde çalışılmış, sistematik, organize bir cinayettir.

Peki bu cinayeti kim ya da kimler işledi?

Açık söyleyelim: Tam bir yıl önce gazetemize beton çivileriyle desteklenmiş bombaları kimler attıysa onlar…

Yani terör örgütü PKK&KCK’nın İstanbul gençlik yapısı…

Ancak benim asıl dikkatimi çeken ise tehlikeli gelişmelerin habercisi niteliğindeki bu tahrik ve provokasyon kokan hain saldırı sonrasında medyanın takındığı tutumdur.

Cengiz Akyıldız bir gazeteciydi.

Görevi başında olayı görüntülemek isterken kurşun yağmuruna tutuldu.

Fakat bir gazetecinin katledilmesi ana akım medyada sadece haber aralarında kısa sürelerle yer alabildi.

Bu saldırı BDP’nin seçim bürosuna yapılsa ve KCK’lı bir gazeteci öldürülseydi güdümlü medyanın tutumu böyle mi olurdu?

Akyıldız’ın bir tek meslektaşına, tekbir STK temsilcisine, aydına, yazara mikrofon uzatılmadı, görüşü sorulmadı.

Yazık…

Bırakın öldürülmeyi PKK adına eylem yaparken göz altına alınıp, tutuklanan gazetecilerle ilgili neler yaptıklarını hatırlayın bir.

Gazeteciler tutuklanıyor diye televizyonlarının, gazetelerinin kapılarını ardına kadar açıp, yeri göğü inletmediler mi?

Haberlerinin, köşelerinin önemli bir bölümünü onlara tahsis etmediler mi?

Günlerce aynı kurgu görüntüleri ekranlarında döndürüp durmadılar mı?

ABD, AB kapılarında Türkiye’yi ispiyonlamadılar mı?

AB temsilcilerine, ABD büyükelçisine rapor üstüne rapor sunmadılar mı?

Şimdi nerede peki bu gazeteci dostu lejyonerler?

Nerede sözde gazeteciye sahip çıkma adına imza kampanyaları düzenleyenler?

Nerede “Hepimiz Ermeniyiz”, “Hepimiz Hrant’ız” diye ter ter tepinenler?

Yoksa Yusufiyeli Cengiz Akyıldız’ın kanı Zerdüşt PKK’lının kanından daha mı ucuz?

Yazıklar olsun…

yener dönmez köşe yazısı

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim