• BIST 107.303
  • Altın 152,262
  • Dolar 3,7180
  • Euro 4,3662
  • Kayseri : 22 °C
  • Ankara : 20 °C
  • İstanbul : 21 °C

Örtülü ödenek ve Necip Fâzıl

Örtülü ödenek ve Necip Fâzıl
Demokrat Parti devrinde başta Necip Fâzıl olmak üzere birçok gazeteci ve yazara örtülü ödenekten para ödendiğine dair haber küçük bir kıyametin kopmasına sebep oldu.
Haberi yazan Abdullah Kılıç, yakından tanıdığım ve Necip Fâzıl’ın şiirine hayran olduğunu bildiğim, “Uygun bir mazmun bulursam babamı bile hicvederim” diyen heccav şair gibi, iyi bir haber yakaladı mı hatır gönül dinlemeyen su katılmamış bir gazetecidir. Maksadının komplo olduğunu hiç zannetmiyorum.

Benim asıl hayret ettiğim, anlı şanlı köşe yazarlarının Yassıada’da bir davaya konu olan örtülü ödenek meselesini ilk defa duymuş olmaları veya duymamış gibi yapmalarıdır. Başta Tayyip Bey olmak üzere, Necip Fâzıl’ı sevenleri hırpalamak için balıklama atladıkları “Örtülü Ödenek Davası” daha önce defalarca yazılıp çizildi. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne yahut Taksim Atatürk Kitaplığı’na gidilip herhangi bir gazetenin Kasım 1960-Şubat 1961 tarihleri arasındaki nüshaları gözden geçirilirse, bu konuda dünya kadar habere ulaşılacaktır. Aslında gazete koleksiyonlarına gitmeye de gerek yok; söz konusu davanın zabıtları, Celâl Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali tarafından özel kütüphanesindeki teksirle çoğaltılmış nüsha kullanılarak yayına hazırlanmıştı. Kitabevi tarafından Yassıada Zabıtları I, Örtülü Ödenek Davası adıyla yayımlanan kitap, yakın tarihimizin karanlık bir dönemine ışık tutan önemli bir kaynaktır.

Tavuk yolmak için alınmış bir cımbızın bile hesabı sorulduğu için “Cımbız Davası” diye karikatürize edilerek anılan 25 Kasım 1960’ta başlayıp 2 Şubat 1961’de sonuçlanan “Örtülü Ödenek Davası”nın iki sanığı vardı: 1950–1960 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı yapan Adnan Menderes ve müsteşarı Ahmet Salih Korur. Davalı taraf örtülü ödeneğin suistimal edildiği iddiasına, bu ödeneğin zaman zaman istihbarat faaliyetleri dışındaki maksatlar için de kullanıldığı, bunun Tek Parti devrinde teamül haline geldiği, esasen harcama kapsamı belirlenmeyen bu ödenekten yapılan ödemelerin hesabını tutma mecburiyetinin de bulunmadığı yolunda cevap vermiştir.

Emine Gürsoy Naskali, kitaba yazdığı önsözde, Adnan Menderes’in kendisinden önce başbakan olan Şemsettin Günaltay’a örtülü ödenekten ödenen yüklü maaşı kabul etmediğini hatırlattıktan sonra, “Menderes Tek Parti döneminin geleneklerini devam ettirmiş olsaydı, on yılın sonunda kendisinden hesabı sorulan paradan fazlasını şahsi masrafları için almış olacaktı” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Örtülü ödeneğin hesabının tutulmaması ve evrakın imha edilmesi gerekirdi. Hâlbuki on yılın hesabı bavulların içinde Başbakanlık konutunun çatı katında muhafaza edilmişti. ‘Hesap pusulalarını ne yapalım?’ diyen Müsteşar Ahmet Salih Korur’a, ‘bir gün sorulursa hesabını veririz’ düşüncesiyle Menderes muhafaza ettirmişti. Bu pusulalar saklanmamış olsaydı niçin saklanmadığı sorulamayacağı gibi böyle bir dava da söz konusu olmayacaktı.”

Evet, “muvafık” gazeteci ve yazarların örtülü ödenekten desteklenmesi Tek Parti devrinde bir teamül haline gelmişti. Esasen harf inkılâbından sonra basının devlet desteği olmadan ayakta durması ve yazarların yazmaya devam etmesi hemen hemen imkânsızdı. Necip Fâzıl’ı ve diğerlerini eleştirmeden önce, Tek Parti devrine dikkatle bakmakta yarar vardır. Üstad, öyle anlaşılıyor ki, “sabık şair” olarak dışlandıktan sonra alamadıklarını Demokrat Parti döneminde tahsil etmek istemiş, bunu hakkı olarak görmüştür.

Necip Fâzıl’ın parayla ilişkisinin derinliğine tahlil edilmesi gerektiğine işaret ederek geçiyorum. Yalnız şunu söylemezsem içim rahat etmez: Üstadın cüzdanı bugün tıka basa doludur, yarın bütün parasını bir garsona bahşiş olarak verip beş parasız kalabilir. Örtülü Ödenek’ten aldığı parayı da Büyük Doğu’ya harcadığı, hayatının sonuna kadar kiracı olmasından anlaşılıyor.

Necip Fâzıl’ın Adnan Menderes’e yazdığı mektuplardaki üslûbu ben de yadırgadım; ama saltanat devrinin bakiyesi olan nesillerin o devirde edindikleri alışkanlıklardan kurtulmadıklarını unutmamak gerekir. Bir gün, 1950’den önce yüksek makamlara yazılmış mektuplar da ortaya çıkarsa, aynı üslûpla karşılaşacağımızdan eminim.

Elbette, Necip Fâzıl’ın -ve tabii diğerlerinin de- o mektupları yazmamış, o paraları almamış olmalarını tercih ederdim. Böyle şeyleri gizlemenin faydalı olduğuna da inanmıyorum.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim