• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kayseri : 23 °C
  • Ankara : 21 °C
  • İstanbul : 24 °C

Şükür nasıl milletvekili olduğunu anlattı!

Şükür nasıl milletvekili olduğunu anlattı!
AK Parti ve cemaat arasında başlayan kavga sonrasında AK Parti'den istifa ederek milletvekilliğine bağımsız olarak devam eden Hakan Şükür istifa ederken yayınlandığı metinle de dikkatleri üzerine çekmişti. Dün akşam bir canlı yayına katılan Hakan Şükür me
Eski futbolve Milli Takım Kaptanı Hakan Şükür geçtiğimiz seçimlerde AK Parti'den aday olmuş ve milletvekili seçilmişti. Hakan Şükür'ün 

 

"BAŞBAKAN'IN TEKLİFİYLE MİLLETVEKİLİ OLDUM"
AK Partili Mehmet Ali Şahin'in "İşin özeti: Bana emrettiler ben AK Parti'ye geldim, şimdi emrettiler ayrıldım' demektir" ifadelerinin sorulması üzerine Şükür, kendisinin AK Parti'ye nasıl girdiğini, Başbakan Erdoğan'ın çok iyi bildiğini söyledi.

 

"İSTİFA İÇİN TALİMAT ALMADIM"
"Hocaefendi'nin emri ya da talimatıyla mı AK Parti'den istifa ettiniz?" sorusuna ise Hakan Şükür, "Benim inançlı olduğumu, değerlerime ne kadar önem verdiğimi herkes bilir herkes bilir; her şeyin üzerine yemin edebilirim. Ve bu ispatlanırsa aynen İdris Bal'ın söylediği gibi, ben bununla ilgili istifa etmeyi bırakın hayatımla ilgili birçok şeyden de vazgeçerim." diye cevap verdi..


 
"KENDİMİ HİZMETE BAĞLI GÖRMÜYORUM, GÖREMİYORUM"
Eski futbolcu ve milletvekili Hakan Şükür, talimat söylemlerinin bir itibarsızlaştırma olduğunu söyleyip, şunları ifade etti:
 
"Ben biraz ne kadar da eksik olsam da kendimi kesinlikle hizmete bağlı görmüyorum, göremiyorum çünkü; Oradaki hizmetlerin zerresi kadar olamayacağımı, oradaki bir öğretmenin dünyanın neresinde görev yapıyor olduğunu kendi gözlerimle müşahade ettiğim için söylüyorum bunu. Kendimi oraya yakıştıramıyorum, açık söyleyeyim. Daha fazla hizmet edebilirim ben. Hem ülkem için uluslararası alanda olur kendi ülkemde.. Benim duygusal tavrım bu. Ama 'talimatla geldi, talimatla gitti' gibi giderken kendi iradeniz dışında hareket ettiğinizi ima eden sözler hep itibarsızlaştırma. Şimdi buradan ayrıldıktan sonra bunların söylenmesi, moda kelimeyle 'zamanlamanın manidar' olması, çıktıktan sonra size çok farklı şeylerin söylendiği.. Keşke söylenmeseydi, keşke bunları duymamış olsaydım.."

 

"İSTİFA MEKTUBU TAMAMEN BANA AİT"
İstifa mektubunu eşinin yanında yazdığını, dört buçuk sayfadan bir buçuk sayfaya indirdiğini ve en değer verdiklerinin üzerine de yemin edebileceğini söyleyen Şükür, bugüne kadar tutan televizyon programları yapan, duygularını ifade edebilen, çok okuyan, hayatı yaşayarak öğrenmiş, birçok farklı şeyler görmüş, sıkıntılar yaşamış, sıkıntılardan çıkma yolunu kendi geliştirmiş ve muhakeme yeteneği olan bir insan olarak mektubun kendisine ait olduğunu ifade etti.

 

"Fethullah Gülen sizin için kimdir?" sorusuna Şükür, "Benim için değer verdiğim, vatanını milletini seven, bayrağını seven, o bayrak için ölmeyi bile göze alacak sevdiğim bir insan" yanıtını verdi.

 

HAKAN ŞÜKÜR İSTİFA EDERKEN ŞU METNİ YAYINLADI

 

 

Hakan Şükür‘ün yazılı açıklaması şöyle: “Son günlerde yaşanan ve vicdan sahibi herkesi derinden üzen bir kısım gelişmeler üzerine aşağıdaki açıklamayı yapma zarureti hâsıl oldu. Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki politika benim hiçbir zaman birinci önceliğim olmadı. Ama Sayın Başbakan’ın samimi davetini geri çevirmek temsil ettiği makama ve şahsına olan saygımdan ötürü yakışık almazdı. Ailemin de destek ve dualarını alarak Sayın Başbakan’ın davetini kabul ettim. AK Parti son 11 yılda Türkiye’de çok önemli başarılara ve reformlara imza attı. Ancak dersanelerle başlayan süreçte takınılan anlamsız tavırlar pek çok vicdan ehlini rencide etti.

 

Türkiye’de eğitimin halledilmesi gereken onlarca problemi varken, sanki sorunun tek kaynağı dersanelermiş gibi göstermek hakperest bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım tarzı partinin 11 yıldır temsil ettiği çizgiyle örtüşmemektedir. Daha önce, gösterilen tepkilerden ötürü bazı kararlarından dönme erdemi gösteren Sayın Başbakan’ın bu konudaki bütün ısrarlı anlatımlara, sitemlere ve taleplere kulaklarını tıkamasını anlayabilmiş değilim.

 

Dersaneler konusunun samimi insanların taleplerine kulak verilerek olumlu bir noktaya geleceği ümidini bugüne kadar besledim. Bunu beklerken dersanelerin benim de bulunduğum bir ortamda KCK yapılanmasına benzetilmesi ve özür dilenmek bir yana bu açıklamalara Sayın Başbakan ve parti yönetimi tarafından bir tepki verilmemesi vicdanımı derinden yaralamıştır. Bu tartışmanın daha sonra başka alanlara çekilmesi de hiç hoş olmamıştır.

 

Ben yirmi seneden fazla bir süredir hizmet hareketini ve Muhterem Hocaefendi’yi tanıyor ve seviyorum. Referandum başta olmak üzere milletin hayrına gördükleri bütün meselelerde hükümeti var güçleriyle destekleyen, kapı kapı dolaşıp insanları ikna eden, yurt dışından binlerce insanı fedakârca oy kullanmaları için taşıyan, AK Parti kapanmasın diye dualar eden bu samimi insanların şimdi düşman muamelesine tabi tutulması en hafif tabirle vefasızlıktan başka bir şey değildir.

 

Dersaneleri kapatılan, mensupları devlet dairelerinden tasfiye edilen, parti yöneticilerimiz tarafından ahlaksızlık olarak nitelenen fişlemelere ve baskılara maruz kalanlar bu milletin evlatlarıdır. Buna rağmen bu insanların sanki karanlık işler içinde olduklarını ima eden yayınlar, bu yönde atılan iftiralar, ithamlar maalesef bir aymazlık örneği olarak tarihe geçecektir. Hele yeni yeni tedavüle sokulmaya çalışılan ‘örgüt’ kelimesinin bu gönüllüler hareketi için kullanılmaya çalışılması amacın sadece dersaneleri kapatmak olmadığı düşüncesini de akıllara getirmektedir.

 

Bazı çevrelerce moda bir tabir haline getirilen, ‘Bazıları rahatı görünce değiştiler’ ifadesiyle hizmet hareketi mensuplarının kastedildiğine dair yorumlar yapıldı. Ben Sayın Başbakan’ın böyle bir kasıt içinde olacağına ihtimal vermek istemiyorum. Ama bu yorumlar doğruysa milyonlarca fedakâr insanın hakkına girilmiş olmaktadır. Dünyanın dört bir yanında milletimizi, bayrağımızı temsil adına karın tokluğuna bir bursla, dünyevi hiçbir beklentiye girmeden hizmet veren insanlar mı rahatı bulmuşlardır. Ya da yirmi metrekarelik hasırla kaplı odasında on beş senedir gurbet hayatı yaşayan ve ziyarete gelen misafirlerin ağırlandığı vakıf binası bir kısım medya tarafından insafsızca ‘malikâne’ gibi sunulan Muhterem Hocaefendi mi rahatı bulmuştur? Hayatı boyunca dinine, milletine ve insanlığa hizmetten başka bir gayesi olmayan bu müstesna gönül insanını olmadık iftiralarla, ithamlarla karalamak, gönlünü yaralamak ehl-i imanın ve insaf sahibi hiçbir insanın gönülden onaylayacağı bir tutum değildir.

 

Bu millete ve insanlığa hizmet etmekten başka amacı olmayan bu hareketin milyonlarca gönüllüsünden biri olarak hizmete ve Muhterem Hocaefendi’ye karşı takınılan hasmane tavırları, atılan mesnetsiz iftiraları, yapılan bütün hakaretleri ben üzerime alıyorum. Beni tanıyan herkes, özellikle Sayın Başbakanımız bilir ki, siyasi hayatım boyunca hiçbir dünyevi beklenti içinde bulunmadım. Şahsım, ailem ve yakınlarım adına hiç kimseden herhangi bir talebim olmadı. Amacım sadece eğer bir faydam olursa doğru işler yaptığını düşündüğüm bu siyasi harekete mütevazı bir katkı sunmaktı. Fakat bu noktadan sonra bunun mümkün olmadığı da ayan beyan ortadadır.

 

Ayrıca dost bildiğim pek çok çevrenin bu ‘cemaati bitirme’ korosuna gönüllü ya da baskıyla katılmış olduklarını veya hiç ses çıkarmadıklarını görüyorum. Bu da maalesef beni derinden üzmektedir. Hocaefendi’yi defalarca ziyaret eden, toplantılarına, olimpiyatlarına katılan, iyi günde hizmete övgüler yağdıran insanların bir anda susmaları oldukça şaşırtıcıdır. Haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu benden daha iyi bildiklerine inandığım bu dostların yapılan haksızlıklara, atılan iftiralara karşı tavır almak yerine sessizliği tercih etmeleri anlaşılır gibi değildir. Gerek gazeteci, gerek ilim adamı, gerek din adamı veya milletvekili, bakan, bürokrat vesaire, kim olurlarsa olsunlar o insanlardan bir kaçının en azından ortamı yumuşatmak ve bu yanlıştan dönülmesini sağlamak için yüreklice çıkıp tavır belirtmelerini beklerdim. Ama maalesef sınırlı sayıdaki insaflı ve vicdanlı kanaat önderinin ve gazetecinin dışında bu yürekliliği gösteren de olmadı.

 

Açıklayacağım bu karardan sonra şahsıma yönelik bir kısım karalama kampanyalarının da başlayacağını biliyorum. Sporculuk hayatımdan beri, benzerlerini defalarca yaşadığım bu duruma alışkınım. Daha 2002 yılında merhum M. Ali Birand’a 32. Gün programında Hocaefendi’yi sevdiğimi söylemiş ve bunun bir suç olduğu algısını oluşturmak için DGM’de ifadeye çağrılmıştım. İfademde de söylediğimi inkâr etmeden aynı duygularımı belirtmiştim. Bugün de düşüncemde hiçbir değişiklik olmamıştır. Bu duygularla açıklamama son verirken büyük umutlarla girdiğim AK Parti’den üzülerek istifa ettiğimi, milletin vekili sıfatıyla siyasi hayatıma bağımsız olarak devam edeceğimi bildiriyorum.

 

Aziz milletimizin dualarını bekliyor ve hepsine teker teker en derin selam ve hürmetlerimi sunuyorum.”

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • CHP'Lİ BAŞKAN PROKOLÜ AĞLATTI17 Temmuz 2017 Pazartesi 12:41
  • Erdoğan: Bu hainlerin kafasını koparacağız15 Temmuz 2017 Cumartesi 23:54
  • Bahçeli'den kritik uyarı!15 Temmuz 2017 Cumartesi 17:20
  • Ahmet Hakan Abdullah Gül'ü Gülen ile fena yakaladı14 Temmuz 2017 Cuma 12:23
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan OHAL açıklaması12 Temmuz 2017 Çarşamba 15:28
  • KILIÇDAROĞLU 10 MADDELİK ADALET ÇAĞRISI YAPTI09 Temmuz 2017 Pazar 19:12
  • AK PARTİ'DE İHRAÇLAR BAŞLIYOR09 Temmuz 2017 Pazar 16:03
  • Erdoğan'dan Alman gazeteciye müthiş kapak08 Temmuz 2017 Cumartesi 20:54
  • Bahçeli'den yürüyüş talimatı08 Temmuz 2017 Cumartesi 09:23
  • AK Parti'de teşkilat revizyonu başladı06 Temmuz 2017 Perşembe 19:30
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim