• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kayseri : -1 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İstanbul : 14 °C

VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu

VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu
TMMOB Makina Mühendisleri Odası adına Kayseri Şube yürütücülüğünde düzenlenen VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu, 21–22 Ekim 2011 tarihlerinde Kayseri Hilton Otelde; ETKB, EPDK, EİE, TÜBİTAK, Pankobirlik, Devlet Meteoroloji İşleri Gene
Dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliyor
Dünyada son yıllarda yaşanan birçok gelişme doğrudan ve dolaylı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının teknolojileri, bu kaynaklardan enerji üretim maliyetleri ve piyasa payları üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Geçtiğimiz yıl dünya çapındaki bazı kazalar ve olaylar fosil enerji kaynaklarına ve hatta nükleer enerjiye yüksek bağımlılığın; güvenlik, ekonomi ve insani maliyetlere etkisini bir kez daha ortaya koymuş; nükleerin tedrici olarak devreden çıkarılması alternatifi ve açığın kapatılmasında dikkatler yine yenilenebilir kaynaklara dönmüş durumdadır.
Türkiye zengin potansiyele sahip
Ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin potansiyele sahiptir: Hidrolik kaynaklar potansiyeli 35000 MW (135 Milyar kWh/yıl elektrik üretimi), rüzgar enerjisi potansiyeli 48000 MW (130 Milyar kWh/yıl elektrik), jeotermal potansiyel 31500 MW ( bu potansiyelin 600 MW’ı elektrik üretimine uygun), biyokütle 8,8 MTEP (1,3 Milyar kWh/yıl-elektrik) ve güneş enerjisinde 80 MTEP’dir (380 Milyar kWh/yıl-elektrik). 2010 yılında 210,18 Milyar kWh olarak gerçekleşen toplam elektrik üretiminin % 24,5’i hidrolik, % 1,35’i rüzgar, % 0,47’si jeotermal kaynaklardan karşılanmıştır.
Enerji bağımsızlığı savaşını kazanmak gerekiyor
Önemli bir bölümü değerlendirilmeyi bekleyen yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelinın Türkiye’nin enerji bağımsızlığında önemli bir rol üstleneceği kesindir. Enerji bağımsızlığı savaşını kazanmak Türkiye’nin önündeki önemli bir görevdir. Enerji ithalatı ve ithal teknoloji bağımlılığı, Türkiye’nin dış ticaret dengesi üzerinde olumsuz etki yaratan en önemli faktörlerdir. Bu alana müdahale gereklidir. Mutlaka stratejik bir yaklaşım ortaya konulmalı, her bir kaynak için verimlilik standartları belirlenmeli ve kabul edilebilecek alt limitler belirlenmelidir.
Yerli teknoloji ve mühendislik geliştirilmeli
Yenilenebilir enerji üzerine üniversiteler ve teknoloji bölgelerinde birçok araştırma, ürün projesi, tez ve araştırma çalışmaları yürütülmektedir. Bu çalışmalarda teknolojik seviye genellikle yetersizdir. Yerli üretim sanayi, dünya çapında kabul edilebilir ürün geliştirme yönünden zayıftır. Mesleki eğitim, belgelendirme, değerlendirme, uygulamaya yönelik koordinasyon yoktur. Kullanılacak teknoloji asgari verimi (türbin verimi, panel verimi, sistem verimi v.b.) göz önüne alınarak dünyada kullanılan iyi/verimli teknolojilerin Türkiye’ye adaptasyonu özendirilmelidir. Enerji sektörüne makine ekipman üreten sanayilerin kümelenmesi teşvik edilmeli ve rekabet öncesi işbirliği ağları geliştirilmelidir.
EPDK analizlerine göre Türkiye’nin 2010–2030 döneminde önemli bir bölümü yenilenebilir enerji olan enerji yatırımı ihtiyacı 225–280 milyar dolardır. Bu büyük tutarın azami bölümünün yurt içinde kalabilmesi için enerji üretim ekipmanlarının yerli üretiminin yanı sıra, yatırımlarda ihtiyaç duyulan tasarım, avan ve detay mühendislik, teknik işgücü ve müteahhitlik hizmetlerinin yerli kuruluşlarca yurt içinden karşılanması esas olmalıdır. Ülkemizde yeterli ve donanımlı teknik eleman ve işgücü bulunmasına rağmen projelendirme ve tasarım konularında yabancı firmalara büyük bedeller ödendiği, özellikle hidroelektrik enerji santrallerinin elektromekanik teçhizat bedeli olan % 18 ile % 26 arası bir bedelin proje ve tasarım ücreti olarak yabancı firmalara verildiği, bu tutarların enerji yatırımları içinde milyarlarca dolara ulaştığı dikkate alınarak, bu durumun aşılması için üniversite ve sanayi işbirliği ile proje-tasarım konularında çalışılmalıdır.
Kamu yönlendirici olmalı
TÜBİTAK, üniversiteler, üretici sanayi kuruluşları, meslek örgütlerinin katılımıyla; rüzgar türbinleri bileşenlerinin, fotovoltaik panellerin, yoğunlaştırmalı güneş elektrik üretim sistemleri bileşenlerinin, jeotermal ve biyokütle ekipmanlarının, hidrolik türbinlerin, kazanların yurt içinde üretimini öngören strateji ve planlar geliştirilmelidir. Kamu enerji sektöründe yenilikçi bir organizasyonla yol gösterici ve yönlendirici olmalıdır.
Son zamanlarda uluslararası finans kuruluşlarının özelikle yenilenebilir enerji için Türkiye’ye sundukları cazip finansman olanaklarının arkasında yeni bir “teknoloji pazarı” yaratma ve bu pazara gelişmiş ülkelerde imal edilen ürün ve ekipmanları satma düşüncesinin bulunduğu unutulmamalıdır. Türkiye yenilenebilir potansiyeli yüksek bir ülke olarak, gerekli yatırımlar için politikasını düzenlerken bu teknoloji pazarında kendi teknolojisi ile var olmalıdır.
Teşvikler düzenlenmeli
Yerli üretimi desteklemek üzere 6094 sayılı Kanun Değişikliği ile getirilen ilave teşvikler özellikle güneş enerjisi sektörünün yeni gelişmeye başladığı ülkemizde önemlidir. Bununla birlikte yerli üretime sağlanan teşvikler, yenilenebilir enerjiden elektrik üretiminin yaygınlaştırılmasını sağlamaya yönelik dolaylı teşvik niteliğindedir. Daha doğrudan ve etkin teşviklere ihtiyaç duyulmaktadır. Yerli yenilenebilir enerji endüstrisinin gelişimini doğrudan destekleyecek ve imalat endüstrisi için uygun bir ortam yaratacak yerli işgücüne ödenen ücretlere vergi muafiyeti, güneş teknolojisi alıcı ve satıcılarına uygulanacak KDV veya gelir vergisi indirimleri, Ar-Ge destekleri, yerli ara malzeme ve bileşen üreticilerine uluslararası kalite ve standartta üretim yapmaları, ürünlerinin kalite ve güvenirliğini teşvik edecek uluslararası test ve sertifikasyon programlarına katılımları yönünde ilave destekler verilmelidir. Yenilenebilir enerjinin daha fazla ve hızlı olarak sisteme dahil olması için bir Ar-Ge stratejisinin de belirlenmesine ihtiyaç bulunmaktır.
HES’ler halkın hakları ve doğaya zarar vermemeli
Yatırım süreçlerinde, kamunun düzenleyici uygulamaları ve denetleyici rolü önemlidir. Son günlerde HES’lerde yaşandığı üzere, bölge halkının haklarına ve yararlarına tecavüz eden, doğal çevreyi suiistimal eden ve tarımsal alanları, sit alanlarını, meraları, orman alanlarını yok eden girişimlerin yarattığı problemlerin halkın ve doğanın çıkarları doğrultusunda çözümü sağlanmalıdır.
Sonuç olarak ülkemiz yetkililerini dışa bağımlı enerji politikalarından uzaklaşmaya, serbestleştirme -özelleştirmeyi değil kamusal planlama ve üretimi esas almaya, yerli kaynak kullanımına öncelik vermeye, halkın ve sanayinin üzerindeki mali yükler ile enerji maliyetlerinin düşürülmesi için gerekli önlemleri almaya davet ediyoruz.

VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu Sonuç Bildirisi
TMMOB Makina Mühendisleri Odasınca düzenlenen VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu 21–22 Ekim 2011 tarihlerinde Kayseri Hilton Otelde; ETKB, EPDK, EİE, TÜBİTAK, Pankobirlik, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, Halk Bankası, Kalkınma Bankası, KOSGEB gibi kurumsal katılımlar da olmak üzere yaklaşık 1.200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.
TMMOB Makina Mühendisleri Odası Kayseri Şube yürütücülüğünde gerçekleştirilen Sempozyumda iki gün boyunca toplam 11 oturumda akademisyenler, uzmanlar, kurum ve kuruluşlar tarafından 71 bildiri sunulmuştur. Ayrıca Sempozyumun ikinci gününde “Yenilenebilir Enerji Yasasının Enerji Yatırımları ve Ekipmanlarının Yerli Üretimi Konusunda Yarattığı İmkânlar” paneli düzenlenmiştir.
Yeni ve yenilebilir enerji alanında dünyadaki yeni teknolojik gelişmelerin tartışılmasını, günlük yaşama indirgenmesini, güncel uygulamalar konusunda ülkemizde bilgi birikimi ve bilinç düzeyinin artırılmasını amaçlayan; bu doğrultuda bilimin ve tekniğin halkımıza ulaştırılması yolundaki Oda çalışmalarının sunulduğu VI. Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumunda ulaşılan aşağıdaki değerlendirme ve sonuçlar kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.
Dünyada son yıllarda yaşanan birçok gelişme doğrudan ve dolaylı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının teknolojileri, bu kaynaklardan enerji üretim maliyetleri ve piyasa payları üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Geçtiğimiz yıl dünya çapındaki bazı kazalar ve olaylar fosil enerji kaynaklarına ve hatta nükleer enerjiye yüksek bağımlılığın; güvenlik, ekonomi ve insani maliyetlere etkisini bir kez daha ortaya koymuştur. Meksika Körfezindeki petrol sızıntısının neden olduğu büyük hasar, ekonomiyi ve bölge insanını etkilemeye devam etmektedir. Japonya Fukuşhima’daki nükleer felaketin yıkıcı etkilerinin yüzyıllarca süreceği bilim insanları tarafından belirtilmektedir. Bu nedenle özellikle bu talihsiz olay, pek çok ülkede nükleer enerjinin rolünü yeniden düşünmeye yol açmıştır. Almanya gibi ülkeler iklim değişikliği hedefleri doğrultusunda; nükleer enerjiyi yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği ile ikame etmek üzere planlarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. Dünyadaki bu son gelişmeler sonrasında oluşan nükleerin tedrici olarak devreden çıkarılması alternatifi tartışılırken, açığın nasıl kapatılacağı hususunda dikkatler yine yenilenebilir kaynaklara dönmüş durumdadır.
Son birkaç yılda sıkı iklim değişikliği hedef ve politikaları nedeniyle yenilenebilir enerji kaynakları, çok yüksek bir küresel performans göstermiş ve REN21’s Renewables Global Status Report (GSR), 2011’de belirtildiğine göre 2010'da nihai enerji tüketiminin yaklaşık % 20'si bu kaynaklardan karşılanmıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücü, toplam dünya kurulu kapasitesinin dörtte birine ulaşırken elektrik üretiminin de hemen hemen beşte biri yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmiştir. Yine aynı rapora göre dünyada yaşanan ekonomik durgunluğa rağmen, toplam enerji yatırımları içindeki yenilenebilir enerji ve yakıtlarla ilgili yatırımlar, 2010 yılında yeni bir rekor kırmıştır. Bir önceki yıl 160 milyar dolar olarak gerçekleşen yatırımlar, % 32 artış ile 211 milyar dolara ulaşmıştır. Bu durum, küresel olarak fosil yakıtların üretiminin ve tüketiminin yaklaşık yarım trilyon dolar gibi büyük bir bedelle sübvanse edildiği bir dönemde gerçekleşmiştir. .
Dünya enerji sektörü, iklim değişikliğinin korkulan sonuçları nedeniyle radikal bir yapısal değişimin eşiğindedir. Özellikle yeterli fosil kaynaklara sahip olmayan ve enerjide dış bağımlılığı artan sanayileşmiş ülkeler bu radikal değişim sürecinde, hem güvenli enerji kaynaklarına yönelme hem de yenilenebilir enerji ve temiz teknolojileri satma yoluyla ekonomilerini güçlendirerek krizi fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Önümüzdeki dönemde dünyanın güçlü ülkeleri bir yandan fosil kaynaklar üzerindeki etkinliklerini sürdürmeye çalışırken, diğer yandan yeni teknoloji pazarındaki paylarını artırmak üzere rekabet edeceklerdir. Teknoloji pazarındaki en önemli gelişme de Çin’in bu pazarda gittikçe güçlenen pozisyonudur. Yenilenebilir enerji kaynaklarında en fazla üretim kapasitesi artışı yapan Çin, yenilenebilir enerji kaynakları ekipman üretim piyasasında rüzgar ve PV (fotovoltaik) ekipman üretiminde öne geçmiş, böylece bu alanda öncülük Avrupa'dan Asya'ya kaymıştır. Yenilenebilir enerji yatırımlarında yer alan farklı bileşenlerin üretiminin, istihdam üzerinde de çok önemli etkileri bulunmaktadır. Bu şekilde dünyada artan yenilenebilir enerji yatırımlarının milyonlarla ifade edilen istihdam yarattığı hesaplanmaktadır.
Görüldüğü gibi yenilenebilir enerji, bir zamanlar petrolde olduğu gibi ekonomiler için çok yönlü olarak yarattığı etkilerle enerji sektöründe önemli bir bileşen haline gelmeye başlamıştır.
Ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin potansiyele sahiptir: Hidrolik kaynaklar potansiyeli 35 000 MW (135 Milyar kWh/yıl elektrik üretimi), rüzgar enerjisi potansiyeli 48 000 MW (130 Milyar kWh/yıl elektrik), Jeotermal potansiyel 31 500 MW ( bu potansiyelin 600 MW’ı elektrik üretimine uygun), biyokütle 8,8 MTEP (1,3 Milyar kWh/yıl-elektrik) ve güneş enerjisinde 80 MTEP’tir (380 Milyar kWh/yıl-elektrik). 2010 yılında 210,18 Milyar kWh olarak gerçekleşen toplam elektrik üretiminin % 24,5’i hidrolik, % 1,35’i rüzgar, % 0,47’si jeotermal kaynaklardan karşılanmıştır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi konusunda son yıllarda önemli yasal düzenlemeler yapılmıştır. 2011 yılı ortası itibarı ile kurulu güçlerde, hidrolik enerjide 16 029 MW, rüzgarda 1 597 MW, biyokütlede 125 MW, jeotermalde ise 154 MW'a ulaşılmıştır.
Potansiyelinin oldukça önemli bir bölümü hala değerlendirilmeyi bekleyen yenilenebilir enerji kaynaklarının, Türkiye’nin enerji bağımsızlığında önemli bir rol üstlenebileceği kesindir. Enerji bağımsızlığı savaşını kazanmak Türkiye'nin önündeki önemli bir görevdir. Enerji ithalatı ve ithal teknoloji bağımlılığı, Türkiye'nin dış ticaret dengesi üzerinde olumsuz etki yaratan en önemli faktörlerdir. Bu alana mutlaka müdahale gereklidir. Mevcut yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelini değerlendirmek üzere her yıl bir kaç milyar dolarlık yatırım yapılması gerektiği düşünüldüğünde mutlaka stratejik bir yaklaşım ortaya konulmalı, her bir kaynak için verimlilik standartları belirlenmeli ve kabul edilebilecek alt limitler belirlenmelidir.
EPDK analizlerine göre Türkiye’nin 2010–2030 döneminde önemli bir bölümü yenilenebilir enerji olan enerji yatırımı ihtiyacı toplam olarak 225–280 milyar dolardır. Bu büyük tutarın azami bölümünün yurt içinde kalabilmesi için enerji üretim ekipmanlarının yerli üretiminin yanı sıra, enerji yatırımlarında ihtiyaç duyulan tasarım, avan ve detay mühendislik, teknik işgücü ve müteahhitlik hizmetlerinin yerli kuruluşlarca yurt içinden karşılanması esas olmalıdır. Ülkemizde yeterli ve donanımlı teknik eleman ve işgücü bulunmasına rağmen projelendirme ve tasarım konularında yabancı firmalara büyük bedeller ödendiği, özellikle hidroelektrik enerji santrallerinin elektromekanik teçhizat bedeli olan % 18 ile % 26 arası bir bedelin proje ve tasarım ücreti olarak yabancı firmalara verildiği ve bu tutarların enerji yatırımları içinde milyarlarca dolara ulaştığı dikkate alınarak, bu durumun aşılması için üniversite ve sanayi işbirliği ile proje-tasarım konularında çalışılmalıdır
TÜBİTAK, üniversiteler, üretici sanayi kuruluşları, meslek örgütlerinin katılımıyla; rüzgar türbinleri bileşenlerinin, fotovoltaik panellerin, yoğunlaştırmalı güneş elektrik üretim sistemleri bileşenlerinin, jeotermal ve biyokütle ekipmanlarının, hidrolik türbinlerin, kazanların yurt içinde üretimini öngören strateji ve planlar geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Enerji sektörü içinde yenilikçi bir organizasyonla kamu yol gösterici ve yönlendirici olmalıdır.
Son zamanlarda uluslararası finans kuruluşlarının özelikle yenilenebilir enerji için Türkiye’ye sundukları cazip finansman olanaklarının arkasında yeni bir “teknoloji pazarı” yaratma ve bu pazara gelişmiş ülkelerde imal edilen ürün ve ekipmanları satma düşüncesinin bulunduğu unutulmamalıdır. Türkiye yenilenebilir potansiyeli yüksek bir ülke olarak, gerekli yatırımlar için politikasını düzenlerken bu teknoloji pazarında kendi teknolojisi ile var olmalıdır.
Hızlı bir sürece giren yenilenebilir enerji yatırımlarının yerli üretimle yapılması önemli ekonomik ve sosyal etkilere sahiptir. Yerli üretimi desteklemek üzere 6094 sayılı Kanun Değişikliği ile getirilen yerli üretime ilave teşvikler konusu özellikle güneş enerjisi sektörünün yeni gelişmeye başladığı ülkemizde önemli bir husustur. Bununla birlikte Kanun’la yerli üretim konusunda sağlanan teşvikler, yenilenebilir enerjiden elektrik üretiminin yaygınlaştırılmasını sağlamaya yönelik dolaylı teşvik niteliğindedir. Daha doğrudan ve etkin teşviklere ihtiyaç duyulmaktadır. Yerli yenilenebilir enerji endüstrisinin gelişimini doğrudan destekleyecek ve imalat endüstrisi için uygun bir ortam yaratacak -yerli işgücüne ödenen ücretlere vergi muafiyeti, güneş teknolojisi alıcı ve satıcılarına uygulanacak KDV veya gelir vergisi indirimleri, Ar-Ge destekleri, yerli ara malzeme ve bileşen üreticilerine uluslararası kalite ve standartta üretim yapmalarının ve ürünlerinin kalite ve güvenirliğini teşvik edecek uluslararası test ve sertifikasyon programlarına katılımları yönünde ilave destekler de verilmelidir. Bu şekilde hızlı bir teknoloji gelişimi de sağlanabilecektir. Yenilenebilir enerjinin daha fazla ve hızlı olarak sisteme dahil olması için bir Ar-Ge stratejisinin de belirlenmesine ihtiyaç bulunmaktır. ENAR programı stratejisi açıklanmalıdır.
Yatırım süreçlerinde, kamunun düzenleyici uygulamaları ve denetleyici rolü önemlidir. Son günlerde HES’lerde yaşandığı üzere, bölge halkının haklarına ve yararlarına tecavüz eden, doğal çevreyi suiistimal eden ve tarımsal alanları, sit alanlarını, meraları ve orman alanlarını yok eden girişimlerin yarattığı problemlerin halkın ve doğanın çıkarları doğrultusunda çözümü sağlanmalıdır. Bu sorunların son aylarda yarışma süreci tamamlanan rüzgar enerjisi projeleri olmak üzere diğer yenilenebilir enerji projelerinde de yaşanmaması için gerekli önlemler halkın görüşleri ve istemleri göz önüne alınarak alınmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarına halkın gösterdiği haklı yerel tepkilerde bir artış gözlenmektedir. Enerji yönetimi bu konuya eğilerek çevresel tahribata yol açan yatırımları yakından izlemeli ve gerekli önlemleri hızla almalıdır.
Dünyadaki teknolojik gelişmeleri göz önüne alarak ülkemiz koşullarına uygun bir yenilenebilir enerji stratejisi ve faaliyet planının ivedilikle hazırlanmasını ve bu plan ve stratejilerle uyumlu desteklerin ivedilikle yaşama geçirilmesinin önemine bir kez daha vurgu yapmayı görev biliyoruz. Bu noktada ülkemiz yetkililerini dışa bağımlı enerji politikalarından uzaklaşmaya, serbestleştirme ve özelleştirmeyi değil kamusal planlama ve üretimi esas almaya, yerli kaynak kullanımına öncelik vermeye ve halkın ve sanayinin üzerindeki mali yükleri almak üzere enerji maliyetlerinin düşürülmesi için gerekli önlemleri alınmalıdır.
Öneriler:
1. Enerjiden yararlanmak çağdaş bir insan hakkıdır. Bu nedenle, enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde sunulması temel bir enerji politikası olmalıdır.
2. Türkiye bugüne kadar enerji ihtiyacını esas olarak yeni enerji arzı ile karşılamaya çalışan bir politika izlemiştir. Dağıtımda, kaçaklarla birlikte % 15 civarındaki kayıplar ve nihai sektörlerde yer yer % 50’nin üzerine çıkabilen enerji tasarrufu imkanları göz ardı edilmiştir. Enerji ihtiyacını karşılamak üzere genelde ithal enerji kullanılmış ve ithalata dayalı yüksek maliyetli yatırımlar yapılmış, diğer yandan enerji kayıpları devam ederek, enerjideki dışa bağımlılık Türkiye için ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bu nedenle bundan sonra izlenmesi gereken politikanın sloganı “önce enerji verimliliği için yatırım yapılması, bu yatırımlarla sağlanan tasarruflar yeterli olmaz ise, yeni enerji üretim tesisi yatırımı” olmalıdır. Önümüzdeki yıllarda yaşanması beklenen enerji sıkıntısının aşılması ve bir an önce uyumlaştırılması gereken Türkiye iklim değişikliği politikası için yapılması gereken en önemli ve öncelikli uygulama, tasarrufa, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımdır.
3. ETKB, enerji konusunda ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda temel stratejiler, politikalar geliştirmek ve uygulamakla yükümlüdür. ETKB, kongreyi takip eden günlerde bir Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden yapılandırılmıştır. Bu çerçevede, ana çalışma alanı yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği olan EİE kapatılmış yerine Bakanlık çatısı altında Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü kurulmuş ve ne yönde gelişeceği belli olmayan bir değişim sürecine girilmiştir. ETKB güçlendirilmeli, politize olmamış, teknik yönden kuvvetli uzmanlar ve liyakatli kadrolar istihdam etmelidir. Güçlü bir ETKB’nin ülke çıkarlarına uygun politikalar geliştirmesi ve uygulaması sağlanmalıdır. Yetişmiş ve nitelikli insan gücümüz özelleştirme uygulamaları ve politik müdahalelerle tasfiye edilmemelidir. Enerjinin üretimi ve yönetiminde en temel unsur olan insan kaynağımızın eğitimi, istihdamı, ücreti v.b. konular enerji politikalarının temeli olmalıdır.
4. Enerji politikaları üretimden tüketime bir bütündür, bu nedenle bütüncül bir yaklaşım esas olmalıdır. Türkiye Genel Enerji Strateji Belgesi ve Faaliyet Planı ve buna bağlı Yenilenebilir Enerji Stratejisi ve Faaliyet Planı oluşturulmalıdır. Bu strateji belgesi tüm tarafların yer aldığı katılımcı bir süreçle hazırlanmalıdır. Toplumun tüm kesimlerinin ve konunun tüm taraflarının görüşlerini ifade edebileceği geniş katılımlı bir Ulusal Enerji Platformu oluşturulmalıdır. Ayrıca ETKB bünyesinde, bu platformla eşgüdüm içinde olacak bir Ulusal Enerji Strateji Merkezi kurulmalıdır. Bu merkezde yerli kaynaklar ve yenilenebilir enerji kaynakları dikkate alınarak enerji yatırımlarına yön verecek uygulanabilir ve gerçekçi enerji arz talep projeksiyonları hazırlanıp katılımcı bir şekilde hazırlanıp uygulamaya konulmalıdır.
5. Mevcut yasal düzenleme ile oluşturulan yaklaşımda yeni üretim yatırımlarının serbest piyasa koşullarında ve tümüyle piyasa katılımcılarının inisiyatifinde gerçekleşmesi şeklindedir. EPDK tarafından verilen lisans uygulaması süreci değiştirilmeli, belirlenen plan dahilinde yıllara göre kurulacak yeni üretim kapasitesinin kaynak, verimlilik, maliyet, finans sağlama olanakları göz önüne alınarak yatırımların önü açılmalı, bu kapsamda gerekirse yatırımcıya tesis kurma izni verilmelidir. Özet olarak elektrik üretim tesisi yatırımlarının her aşaması kamu tarafından planlanmak, yönetilmek, yönlendirilmek ve denetlenmek kaydıyla, bu yatırımların doğrudan kamu ve özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.
6. TEİAŞ tarafından hazırlanan önümüzdeki dönemi kapsayan “Türkiye Elektrik Enerjisi 10 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyon (2010–2019) Çalışması” yenilenebilir enerji kaynaklarının azami olarak değerlendirilmesini hedeflememekte, yenilenebilir enerjiye dayalı üretim yatırımlarının düşük kapasitede tesisini öngörmektedir. Şebeke bağlantısı ile ilgili mevcut sınırlamalar ve sistem kısıtlarının aşılmasına yönelik çalışmalar mevcut üretim, iletim ve dağıtım birimlerinde gerekli ölçüm ve izleme programları kullanılarak artırılmalı/kaldırılmalıdır Yerli ve yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik ve yakıt üretim hedefleri kısa-orta-uzun vadeli olarak belirlenmeli bu hedefler tüm resmi strateji ve politika dokümanları ile uyumlu olmalıdır.
7. Santral kurulacak yerlerin envanterleri önceden çıkarılmalıdır. Belirlenecek alanların, tarım, çevre ve imar vb. arazi kullanımı açısından diğer kullanım alanları ile çakışmamasına ve bölge halkının yaşam hakkını olumsuz yönde etkilememesine azami dikkat gösterilmelidir. ÇED süreçleri enerji yatırımlarının bölge halkının toplumsal yaşamına etkilerini de değerlendirecek bir içerikte yapılmalıdır.
8. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yerinden üretim kaynakları olması nedeniyle iletim ve dağıtım kayıplarını minimize edecek şekilde ve üretilen enerjinin azami olarak bölgede tüketimi sağlanacak şekilde planlaması yapılmamaktadır. Üretilen enerjinin iletimi/dağıtımı zorunlu ise şebeke bağlantısı açısından izin verilebilir kapasiteler ve alanlar ilgili kurumlar tarafından öncelikle belirlenmelidir. Yenilenebilir enerji üretiminin tabana yayılması ve yaygınlaşması için 500 KW altı elektrik üretimi yapan tesislerin şebekeye bağlanmasıyla ilgili süreç netleşmeli ve bu konuda yayımlanan ilgili yönetmeliğin uygulanmasına yönelik, taslak tebliğ, bir an önce sonuçlandırılmalı ve uygulamaya geçilmelidir.
9. Enerji yatırımlarında çevreye verilen zararın asgariye indirilmesi temel bir ilke olmalıdır. Tüm enerji yatırımlarında istisnasız olarak, lisans verilmeden önce “ÇED Uygundur” Belgesinin alınması zorunlu olmalıdır. “ÇED Uygundur” Belgesi alamayan kuruluşlara lisans verilmemelidir, Daha önce lisans almış olup da, “ÇED Uygundur” belgesi alamayanlar ile mevcut ÇED belgeleri iptal edilen yatırımların lisansları gecikmeksizin iptal edilmelidir. Lisans almış dahi olsalar HES kurulu gücüne bakılmaksızın tüm hidroelektrik santraller için ÇED raporları istenmelidir. ÇED, projenin ayrılmaz ve bütünleyici bir parçası olmalıdır. ÇED raporları sadece dosyada olması gereken bir doküman olarak değerlendirilmemeli, genel olarak tüm enerji yatırımları,özel olarak tüm hidroelektrik santraller için gerçek anlamıyla uygulanmalıdır. Tesis işletmeye açıldıktan sonra da ÇED Raporunu gereğinin yapılıp yapılmadığını tespit edebilecek kontrol mekanizmaları geliştirilmeli ve yöre halkının istek ve şikâyetlerini hızlı bir şekilde inceleyebilecek kurumsal bir yapı olmalıdır.
10. Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiat Anıtı ile Tabiatı Koruma Alanlarında, Muhafaza Ormanlarında, Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarında, Özel Çevre Koruma Bölgelerinde ilgili Bakanlığın, Doğal Sit Alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilmelidir Aksi halde yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulması ülkenin doğasının tahrip edilmesine flora ve fauna kaybına ve yerli halk ile yeni bir çatışma alanının yaratılmasına yol açabilir. Bu tür alanlarda verilecek izinlerde objektif kriterler belirlenmeli ve enerji projelerinde yer seçiminden-proje fizibilitesi-montaj-işletme aşamalarına kadar tüm süreçte çevre öncelikle göz önüne alınarak değerlendirilmeli halkın kabulü, diyalog ve danışma önemsenmelidir.
11. Henüz % 45 oranında değerlendirilebilen hidroelektrik potansiyelimizin aşağıdaki ilkeler göz önüne alınarak bir an önce geliştirilmesi ve bu amaçla yeni HES’lerin yapımına destek verilmesi, teşvik edilmesi gerekmektedir.
• Su ihtiyaç değil hayatın devamı için vazgeçilmez ve temel bir insan hakkıdır, önemli bir toplumsal değerdir, metalaştırılamaz. Su hizmetinde ve yönetiminde hizmetin kamusal özü korunmalı, yönetiminde halkın ve meslek odalarının yer aldığı katılımcı modeller geliştirilmelidir
• Su kaynaklarının enerji üretimi veya başka amaçlarla kullanımında öncelik tüm canlıların ve insanların yaşam haklarının ve ekolojinin korunması olmalıdır. Tüm HES projelerinde doğal su yatağındaki canlıların yaşamlarının bozulmadan devamı için gerekli olan suyun sağlanmasına öncelik tanınmalıdır.
• Hidrolik santral ve regülatör yapımında da çevrenin doğal bitki ve canlı varlıkları ile korunması esas olmalı, baraj yerlerinin seçiminde su altında kalacak bölgelerin, tarihi eser, kültürel ve yöreye özgün doğal varlıklar içermemelidir.
12. HES’ler çok basit şekli ile suyun yeterli düşü sağlayabileceği noktaya kadar taşınarak enerji elde edilmesi anlayışıyla planlanamaz. HES’lerin kurulacağı bölgedeki su kaynaklarının değerlendirilmesinde havza yönetimi esas alınmalıdır. Hidroelektrik santraller ile ilgili planlama süreci, havza temeline dayanan, o havzanın doğal değerlerini, o havzadaki doğal varlıkları inceleyerek, bir değerlendirmeyi temel almak zorundadır. Havza derivasyonu (bir nehir üzerindeki suyun başka bir nehre aktarılması) uygulamalarında oldukça dikkatli olunması gerekmektedir. Hidroelektrik santral projeleri genel havza planlamasına ters düşmeyecek biçimde uygulanmalı, bu husus planlamada yoksa her müracaat edene lisans verilmemelidir.
13. HES’in ileri yıllardaki nüfus artışına ve iklim değişikliği sonucunda ortaya çıkması muhtemel yeni su rejimlerine bağlı olarak uzun erimli planlanması da önem taşıyan başka bir husustur. HES Projesilerinin gündeme geldiği bölgelerde, gelecekteki nüfus artış projeksiyonları da göz önüne alınarak, su potansiyeli, suyun değişik ihtiyaçlar için kullanım miktarları (içme ve kullanım suyu, tarım, sanayi vb) ve buradan hareketle HES için gerekli olan su miktarı yerel ve bölgesel düzeyde göz önüne alınmak durumundadır. Son durumda, kullanılması muhtemel içme öncelikli su paylaşımı sağlandıktan sonra arta kalan su ile HES projeleri geliştirilmelidir.
14. Son günlerde Karadeniz de HES’lere karşı gittikçe büyüyen ve son derece haklı olan yerel tepkilere enerji yönetimi tarafından kulak tıkanarak “bir takım çevrecilerin icraatı” muamelesi yapılmamalıdır. Derelerin doğal hayatının devamını sağlayacak can suyu ek birkaç MW ve hatta KW kurulu güç için pazarlık konusu yapılmamalıdır. Can suyu ve can suyunun kontrol edilmesi ile ilgili olarak bölge halkının temsilcilerinin de yer aldığı bir mevzuat ve denetim düzenlemesi yapılmalıdır.
15. Türkiye, iklim değişikliğinden etkilenme duyarlılığına sahip ülkeler arasında yer almaktadır. Son elli yılın sıcaklık verileri incelendiğinde, Türkiye’nin içinde bulunduğu Doğu Akdeniz ve Ortadoğu bölgesinde günlük ortalama ve en düşük sıcaklıklarda artma eğilimi görülmektedir. Bu nedenle elektrik üretiminde yaklaşık % 20–25 oranında paya sahip olan hidroelektrik kaynakların üretime katkısı, dolayısıyla nihai emisyon değerlerine ve emisyon yoğunluklarına etkisi yüksek oranda belirsizlikler içermektedir. Ayrıca, yağış rejimlerindeki değişimler nedeniyle oluşabilecek seller de hidrolik santraller açısından bir başka risk oluşturabilecektir. Türkiye’de henüz önemli ölçüde kullanılmamış hidrolik potansiyelin bulunması gelecekte yaşanacak sorunlara karşı şimdiden hazırlıklı olunmasını gerektirmektedir. Bu konuda gerekli araştırma ve planlama çalışmalarının yapılması sağlanmalıdır.
16. Mevcut mevzuata göre planlama aşamasından sonra HES projelerinin denetimi hiçbir aşamada yapılmamaktadır. HES’lerin ölü yatırıma dönüşmemesi için akım gözlemlerinin sağlıklı bir biçimde yapılması zorunludur. Eğer proje yerini temsil eden istasyon/istasyonlar yoksa minimum beş yıl akım gözlemlerinin yapılması ve ona göre de işletme çalışmalarının yapılması sağlanmalıdır.
17. Karadeniz de HES’lere karşı gittikçe büyüyen yerel tepkilerin diğer önemli bir nedeni de herhangi bir kontrol ve denetime tabi olmayan HES’lerin kazı malzemelerinin dere yataklarına boşaltılmasıdır. Bu kazı malzemeleri altyapı çalışmalarında kullanılabilecekken dere yatağı boyunca yine çevrenin ve birçok ağacın zarar görmesine neden olmaktadır. Maliyetten kaçmak adına firmaların dere yataklarına boşalttığı kazı malzemeleri doğaya zarar vermeyecek bölgelere taşınmalıdır. Ayrıca malzeme alınan yerler de tahrip edilmekte çok değerli orman alanları kesilerek yok edilmektedir. Bu yerler olduğu gibi bırakılmamalı ve o bölgenin endemik ağaç türleri dikilmelidir. Yine bölge çevresini ciddi bir biçimde etkileyen taş ocakları denetime tabi tutulmalı, taş ocağı maden ruhsatı titizlikle verilmelidir.
18. EPDK’dan lisans alan hidrolik santral projelerinin yalnızca % 30’unun yatırım gerçekleşme oranının % 35’in üzerinde olması, durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Enerji sorununun çözümü için salt lisans vermekten, verilen lisansların sayısının artmasından söz etmekle yetinmeyip, lisans alan yatırımların öngörülen süreler içinde gerçekleşmesi ve devreye girmeleri sağlanmalıdır.
19. Mevcut sulama amaçlı barajların rezervuarlarında mevcut bulunan küçük HES potansiyeli değerlendirilmelidir. İşletmede olan barajlarda enerji üretebilme imkânları araştırılmalıdır.
20. Kurulu gücümüzdeki atıl potansiyelin puant saatlerde değerlendirilmesi ve rüzgar/güneş gibi değişken kaynaklardan daha çok yararlanılması amacıyla, pompajlı hidroelektrik santral uygulamaları başlatılmalıdır. Böylece, farklı yüksekliklerdeki rezervuarlar arasında enerji talebinin düşük olduğu saatlerde suyu diğer yenilenebilir kaynaklarla yüksek kota taşıyarak pik saatlerdeki talebi karşılamak için elektrik depolamaya imkan veren bir üretim uygulaması sağlanmalıdır.
21. Rüzgar enerjisi potansiyelinin tamamından yararlanılması amacıyla teknik ve ekonomik sorunları, çözümlerini ortaya koyan, genel enerji ve yenilenebilir enerji planının parçası olacak bir Rüzgar Enerjisi Stratejisi Planı hazırlanmalıdır. 2011 yılı Kasım ayı itibarı ile 1600 MW olan kurulu gücün 11 yıl içinde (2023 yılı hedefi olan) 20.000 MW kapasiteye ulaştırılmasına çalışılmalıdır.
22. Rüzgâr enerjisi yatırımlarının gecikmesinde aşağıda belirtilen; yasal, kurumsal, finansal ve teknik problemlerin etkili olduğu düşünülmekte ve sektör temsilcileri tarafından çeşitli ortamlarda dile getirilmektedir. Tüm Bu engelleri giderebilecek düzenlemeler, ilgili tarafların katılımı ile tartışılarak en kısa sürede yapılmalıdır. Türkiye bu konuda yeterli deneyime sahiptir ve aslında bu sorunlar diğer yenilebilir kaynaklarının da sorunları ile çakışmaktadır. Bu hususlar ve çözüm önerileri özetle şöyledir:
• Türkiye çapındaki başvurular için 1 Kasım 2007 tarihinde yapılan tek günlük toplu ihale ve başvuruların değerlendirilmesinin 4 yıl gibi uzun bir süre almış olması RES projelerinin hızını kesmiştir.
• Proje değerlendirme ile ilgili yetersiz objektif kriterler, şebeke bağlantısı için TEİAŞ tarafından yapılan yarışmalar kapsamında teklif edilen oldukça yüksek katkı payları özellikle rüzgâr ölçümü ve sağlıklı potansiyel değerlendirmesi yapılmayan projelerin yapılabilirliğini etkileyebilecektir.
• Lisans verilen projelerin bir an önce işletmeye geçmelerinin sağlanması için lisans almadan tesis tamamlanmasına kadar olan süreçte yatırımcıların karşılaştıkları güçlükler ve karşılaşılan sorunlar çözülmelidir. Genellikle bir rüzgâr projesinin uygulanması için arazi planlamalarında değişiklik yapılması gerekmekte ve bu süreç projelerin geliştirilmesi için gerekli sürenin büyük kısmını almaktadır. Bu konuda özellikle kurumlar arası koordinasyon eksikliği giderilmeli, bürokratik engeller sadeleştirilmeli, izin prosedürleri konusunda açık ve anlaşılır kılavuzlar hazırlanarak izinlerin daha kısa sürede verilmesi sağlanmalıdır.
• Şebeke bağlantısı ile ilgili mevcut sınırlamalar (TM kd gücünün % 5’i) kaldırılmalı, ölçüm ve izleme programları kullanılarak sistem kısıtlarının aşılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Rüzgâr santrallerinin yoğun olarak yer aldığı alanlardaki şebeke güçlendirmesi, RES Trafo Merkezi yeni hat veya yeni şebeke yapımı ile ilgili program ve prosedür belirlenmelidir.
• Projelerde yeterli rüzgâr ölçüm verilerinin bulunmaması ve güvenilir potansiyelin belirlenmesi için yeniden ölçüm yapılmasının yarattığı gecikmeler lisans verilen projelerin gerçekleşme şansını azaltmaktadır. Ölçüm zorunluluğu ile ilgili yasal düzenleme bir an önce çıkarılmalıdır.
• 1 Kasım 2007 tarihinde bir günde alınan başvurulardan beri rüzgâr başvurusu alınmamıştır. EPDK yetkilileri 2013 yılına kadar öncelikle lisanslanacak olan 8000 MW’lık rüzgâr projelerinin yapılması konusunda gelişmelerin izleneceğini ifade etmektedir. Bu nedenle lisanslamada izlenecek yöntemler bir an önce belirlenmelidir.
• Uzun dönem sağlıklı rüzgâr ölçümleri bulunmaması nedeniyle yapılan rüzgâr tahminleri, veri eksikliğinden kaynaklanan hatalar içermekte ve tahminlerde dengesizlik oluşmaktadır. DUY sisteminde rüzgâr santrallerinde geleceğe yönelik tahmin yapmada yaşanan sıkıntıların çözümüne yönelik (rüzgâr konusunda saatlik üretim tahminlerinin üretilen enerjinin sisteme teslim edilme anına yakın bir zamanda yapılmasını sağlayacak) düzenlemeler yapılmalıdır.
• RES projelerinde yer seçiminden-proje fizibilitesi-montaj-işletme aşamalarına kadar tüm süreçte çevre öncelikle göz önüne alınarak değerlendirilmeli halkın kabulü, diyalog ve danışma önemsenmelidir.
• YEK tesislerinde kullanılan mekanik ve/veya elektro-mekanik aksamın yerli katkı ilave fiyatından yararlanabilmesi için tamamının yurt içi katma değerle üretilmiş olması gerekliliği göz önüne alındığında rüzgâr enerjisi tesislerinde mekanik ve/veya elektromekanik aksamda kullanılan ve türbin üreticileri tarafından onaylanmış olan ve yurt dışından temin edilmek zorunda olan çelik, merdiven, kablo v.b. gibi tedarik zinciri ara malzemeleri kullanılması halinde bu katkının alınamayacağı anlaşılmaktadır. Yerli üretimin özendirilmesi için istenen % 100’lük orana belirli süre için (örneğin 2-3 yıl) kademeli geçiş uygulanmalıdır.
• YEK Kanununda 31.05.2015 tarihine kadar işletmeye girecek rüzgâr santrallerinin yurt içinde gerçekleşen imalatına ödenecek yerli katkı ilavesi konusunda öngörülen beş yıllık süre oldukça kısadır. Sanayinin gelişmesi ve belli bir olgunluğa ulaşabilmesi için yerli üretime yönelik desteğin hem bileşen üretimi hem de özgün tasarım yerli türbin gelişimi için bu desteğin belirlenmiş hedeflere yönelik olarak uzun vadeli olarak planlanması gerekmektedir.
23. Rüzgar santrali kurulacak bölgeler için arazi etüdü, dağıtım ve iletim hatları etüdü ayrı ayrı yapılmalıdır. Bunlar çalışmalar bütünsel bir bakış açısı altında çevre, tarım, turizm, mühendislik ölçütlerine göre birleştirilmelidir. Santrallerin kurulmasından önce, ilgili merkezi idare kuruluşlarına ve onların yerel birimlerine, yerel yönetimlere, yerel kuruluşlara bilgi verilmeli, bu kuruluşların ve yöre halkının görüş ve olurları alınmalıdır.
24. Şebekeye bağlanma ve sistem dengesi konusundaki sorunlar yıllardır Türkiye’ye çok zaman kaybettirmiştir. Bu husus teknik olarak incelenmeli, bu problemler, gerekirse Ar-Ge destekleri ile çözümlenmelidir. Konunun finansman boyutu da varsa kamu önderliğinde bu sorun da çözülmelidir. .
25. Rüzgar enerjisi ile ilgili konuların detaylı bir şekilde incelendiği (ölçüm, fizibilite hazırlama, kanat ve türbin testleri v.b.) standartlara uygun bir rüzgar enerjisi laboratuarı kamu sektöründe kurulmalıdır. Rüzgar enerjisi bu laboratuarla birlikte kamu tarafında sahipli bir hale getirilmelidir. Rüzgar ölçüm cihazlarının ülkemizde üretilmesi için gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır.
26. Jeotermal kaynaklı elektrik üretimi için mevcut 600 MW kapasite en kısa sürede değerlendirilmelidir. Jeotermal su kaynakları değerlendirilerek on binlerce evin jeotermal sıcak su ile ısıtılması halkın ve yatırımcının teşviki ile sağlanmalıdır. Jeotermal kaynağın entegre kullanımı ile doğrudan ve dolaylı yararlanma olanakları optimize edilerek maksimum fayda sağlanmalıdır.
27. Yasa, ruhsat isteminde bulunan kişi ya da kuruluşların arama ve işletme açısından donanımlı ya da kararlı olmalarına bir ölçüt getirmemiştir. Yasa, uygulayıcılara, kişi ve kuruluşların bu kadar çok sayıda ruhsat edinmesi durumunda “amacını ve ciddiyetini” sorgulama ve kanıtlatma araçlarını sağlamamıştır. Yasanın bu sorgulamayı olanaksız kılan bir başka zaafı da İl Özel İdareleri yetkilendirilerek, otoritenin il sayısına bölünmüş olmasıdır. İdarenin başvuru yapan kişi ya da kuruluşun ülkenin başka yerlerinde kaç ruhsat başvurusunun olduğunu ya da kaç ruhsat edindiğini sorgulamalıdır.
28. Gerçekte, kayıtlar ve siciller tek merkezde, Ankara’da MİGEM’de yapılmaktadır, ancak MİGEM’in bir yorum yapma, yetki kullanma, sorgulama ve eleme yetkisi yoktur. Yasaya göre MİGEM yalnızca kayıt tutucudur. MİGEM işlem ve uygulamalarında bütünlük ve eşgüdüm sağlanmalıdır.
29. Bu ruhsat yığınında pazarlanmaya çalışılan sahaların büyük bölümü, jeotermal sistemlerin oluşabilmesi açısından anlamlı ve ciddiye alınabilir değildir. Ama yasa, konuya yabancı iyi niyetli yatırımcıların aldatılmasına fırsat vermektedir. Kısacası, yasa bu tür eksiklikler nedeniyle bir ruhsat pazarı oluşmasına neden olmuş durumdadır. Bu sorunu çözecek yasal değişiklikler yapılmalıdır.
30. Biyolojik bir kirleticinin varlık ve etkisini hangi sıcaklıklarda sürdürebileceği, kimyasal bir kirleticinin bulaşmasının böylesi kapalı bir sistem için ne anlam taşıyacağı sorgulanmamaktadır. Yasa ve yönetmelikte mineralli su işletmelerinde, kaplıca ve tedavi merkezi kaptaj ve kuyularının çevresinde alınması gereken koruma önlemleriyle, elektrik santralını beslemek üzere işletilen sahalar arasında bir ayrım yoktur. Denetim görevini yüklenmiş olan teknik kadrolar arasındaki yaklaşım farklılıkları, farklı uygulamalara neden olabilecektir. Bu konuda uygulama birliğini sağlamak için bir an önce yasal düzenleme yapılmalıdır.
31. Jeotermal sahalara sahip olma, oralarda çalışma yapabilme ve işletmeci olabilme açısından da yasanın sonucu olan bir karmaşa vardır. Örneğin: İl Özel İdareleri ruhsat sahibi ve yatırımcı ve işletmeci olabilmektedir. Ama aynı alanda karar verici, hak ve sorumlulukları belirleyici ve koruyucu ve denetleyici konumundadır. MİGEM ne arama ve ne de işletmeci olamamakta, MTA yalnızca aramacı olabilip, işletmeci olamamakta, ama İl Özel İdareleri hepsini yapabilmektedir. Sonuçta her konuda tek yetkili kamu otoritesi de İl Özel İdareleridir. Bugünden şirket kurup sondajlara başlayan İl Özel İdareleri vardır. Bu sorunlu yapının dönüştürülmesi, yetki ve sorumluluklar tanımlanmalıdır.
32. Jeotermal kaynak yönetimi, benzeri pek çok alandan çok daha fazla meslek ve uzmanlık alanı katkısını gerektirmektedir. Aramadan başlayıp kullanım aşamasına kadar jeoloji, jeofizik, maden, petrol, makina, çevre, kimya, ziraat, elektrik, inşaat, v.b. mühendislik dallarından, ekonomistlerden, sağlık uzmanlarından, peyzaj mimarlarından, meteoroloji uzmanlarından katkı almadan bu kaynaklar yönetilemez. Ama yasada bu durum dikkate alınmamıştır. Sonuçta, ortak varlığımız olan bu doğal kaynağın en doğru, sürdürülebilir ve en uygun düzeyde kullanımını zorlayacak bir kurallar dizisi oluşamamıştır. Bu yüzden meslek grupları arasında çatışmalar olasıdır. Kaynakların korunması ve geliştirilmesi için ilgili tüm tarafların görüşleri alınarak mevzuatta gerekli değişiklikler yapılmalıdır.
33. Ülkemiz güneş enerjisi potansiyelinin tam olarak değerlendirilebilmesi için, ilgili tüm kesimlerin (kamu, üniversite, meslek odaları, uzmanlık dernekleri ve platformları v.b.) temsilcilerinin katılımıyla Güneş Enerjisi Stratejisi ve Planı hazırlanmalıdır.
34. Prosedüre göre güneş enerjisi bağlanabilir kapasitelerin açıklanmasından sonra yatırım yapmayı düşünen firmaların yayınlanacak ölçüm tebliğine göre belirlenecek süre boyunca ölçüm yapması gerekmekte ve ölçüm noktalarının Kurum’a beyanı zorunlu tutulmaktadır. Ancak bir sahaya ait güneş potansiyelinin uluslararası/ulusal kaynaklardaki mevcut veriler kullanarak daha kolay, daha az hata ve masrafla belirlenebileceği konusunda farklı fikirler mevcuttur. Yapılacak ölçümlerin değerlendirmenin hangi aşamasında nasıl kullanılacağı, değerlendirmeye ne tür etki yapacağı ve ölçüm noktaları ile ilgili bilgilerin gizliliğinin nasıl sağlanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.
35. Enerji ile ilgili yasalarımızda güneş enerjisi çok az ve yetersiz bir yer tutmaktadır. Güneş enerjisi kullanımının geliştirilmesi tartışmalarının sadece elektrik açısından ele alınması doğru değildir. Türkiye hemen her bölgesinde güneş enerjisinin ısıtma ve soğutma amaçlı olarak termal kullanımı için çok önemli potansiyele sahiptir. Bu konuda gelişen yerli teknoloji de olmasına rağmen sadece elektrik üretimine odaklanmak bu önemli kaynağın göz ardı edilmesine ve yeterince değerlendirilmemesine yol açmaktadır. Özellikle güneş enerjisinin ısı olarak kullanımını teşvik eden özel yasa ve mevzuat düzenlemeleri hızla yürürlüğe koyulmalıdır.
36. Güneş enerjisinden pasif düzenlemelerle yararı maksimize eden mimari pratiklerin yaygınlaştırılması için üniversitelerimize önemli görevler düşmektedir. Güneş enerjisinin bina ısıtılması-soğutulması ve endüstriyel proseslerde kullanılması ithal enerjinin azaltılması için çok önemlidir. Teşvik edildiği takdirde ısıtma sistemleri desteklenerek ithal doğalgaza olan bağımlılığımızı azaltabilmek mümkündür.
37. Güneşten elektrik enerjisi elde edilmesi hususunda uzun vadede başarılı sonuçlar alınabilmesi için öncelikle ülkemizdeki teknolojinin geldiği seviye tespit edilmelidir. Daha sonra Ar-Ge faaliyetlerinin kapsamı ve yöntemi belirlenmeli, takiben pilot tesis, sonra üretim tesisleri ve imalat montaj aşamaları planlanmalıdır. Pilot tesis aşaması dahil olmak üzere, uygulamalar yatırımcılara açılmalıdır. Güneş enerjisinden elektrik üretecek tesislerde kullanılacak yerli katkı oranına göre verilecek teşvik ve destekler, yerli teknolojinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Ancak bütün bu aşamalar gerçekçi bir planlama ve sanayi sektörü ile işbirliği halinde yürütülmeli gerekli olduğu yerlerde, özümsenmek kaydıyla teknoloji transferine olanak sağlanmalıdır.
38. Gelişmiş ülkeler fotovoltaik panellerin Ar-Ge faaliyetlerine önemli bütçeler ayırmaktadır. Üretim safhası için araştırmacılar; çeşitli yöntem ve teknikler üzerinde çalışmalar yapmakta ve bu çalışmalar sonucunda fotovoltaik panellerinin verimlerinde artış sağlanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde de Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi, çeşitli üniversitelerdeki merkezlerin çalışmalarının koordine edilmesi ve bu konudaki kaynak israfının önüne geçilmelidir.
39. Güneş santrallerinin kurulması için kullanılacak arazilerin özelliklerinin çok iyi tanımlanması ve bu arazilerin envanterinin ETKB tarafından öncelikle belirlenmesi, bu sahalara iletim ve dağıtım sistemlerine bağlantı için imkânların önceden hazırlanması sağlanmalıdır.
40. Güneş enerjisinin kullanımını destekleyecek hususlara, 05.12.2008 tarihli Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinin 22. maddesinde yenilenebilir enerjinin binalarda kullanımı kapsamında yer verilmiştir. Bu madde güneş enerjisini daha açık ve net olarak destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. İfadelerdeki esneklikler giderilerek güneş enerjisinin güçlü olduğu bölgelerde güneşten sıcak su ısıtması ve ısıtma soğutma sistemi desteği yeni binalarda zorunlu uygulama haline getirilmelidir.
41. Kentlerimizin ekolojik, çevresel değer ve varlıklarının zarar görmesini engelleyip sürdürülebilirliğini sağlayacak bir planlama gereklidir. Güneşe, doğal enerjilere ve yerel ekolojik sistemlere uygun kent planları yapılmalı, mevcut planlar dönüştürülmeli ve kamu tarafından denetlenmelidir. Enerji gereksinimini, başladığı noktada azaltabilmek amacıyla, kent planlamasında ve kentsel dönüşüm uygulamalarında, yerleşimler özgün doğal, topografik, coğrafi koşulları özümseyen bir anlayışla analiz edilmeli, yerleşimlerde güney cephelerin seçimi sağlanmalı, tükettiği enerjiyi doğal kaynakları ve atıkları ile enerji üretebilen mahalle ve kentler tasarlanmalı, yapıların iklimlendirme (ısıtma-soğutma) gereksinimleri göz önüne alınacak biçimde tasarlanması özendirilmelidir.
42. Ülkemizde güneş enerjili sıcak su sistemlerinin yaygınlaşması ile güneş kolektörlerinin tüketici bazında kullanımı teşvik edilmelidir. Nüfusun ve enerji tüketiminin yoğun olduğu büyük kentlerde ve özellikle de çok katlı binalarda yerel yönetimlerle iş birliği yapılarak güneş kolektörlerinin yaygın kullanımı konusunda çalışmalar yapılmalı, güneş kolektörleri ve aksesuarlarında KDV % 1’e düşürülmelidir. Düşük gelir gruplarının sıcak su elde edilmesine yönelik güneş enerji sistemi tesis edebilmeleri için kamu tarafından doğrudan maddi destek sağlanmalıdır. Güneş enerjili sıcak su kullanımının daha az yaygın olduğu bölge ve kesimlerde kat mülkiyeti açısından sorun yaratan çatılara güneş enerjisi sistemleri konulmasıyla ilgili ortaya çıkan sorunları çözüme kavuşturan yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
43. Metre kareye güneş enerjisi miktarının Avrupa ortalamasının iki katı olduğu güneş ülkesi Türkiye’de güneş enerjili eko-mimari uygulamaları başlatılmalıdır. Konutlarda doğal enerji üreten sistemlere geçilmelidir. Yapıların çatılarında güneş pili uygulamaları başlatılmalıdır. Yeni yapılan binalarda güneş ısı sistemleri zorunlu hale getirilmeli, bu sistemlerin eski yapılarda uygulanabilmesi özendirilmelidir. Toplu konutlar ve yapı adaları güneş enerjili, ekolojik olarak tasarlanmalı ve uygulanmalıdır, Tüm toplu konutlar ve kooperatifler için zorunlu hale getirilmeli, toplu konutların bu yasal düzenlemeye uygun yatırım yapması sağlanmalıdır. Bu konuda ilgili meslek odaları ile işbirliği içinde bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.
44. Güneş enerjili sıcak su toplayıcılarında (kolektör) var olan TSE standartlarının eksiklikleri giderilerek güncellenmeli, paket ve toplu sistemlerin üretimi ve montajı konusunda yeni standartlar üretilerek uygulamaya geçirilmelidir. Güneş enerjisi sistemlerinin testlerinin yapıldığı akredite laboratuarların ulusal düzeyde oluşturulması ve yaygınlaştırılması için ilgili taraflarca gerekli çalışmalar yapılmalı, yurt dışındaki laboratuarlara ödenen test ücretlerinin yurt içinde kalması sağlanmalıdır.
45. Görsel çirkinliğe sebep olan doğal sirkülâsyonlu sistemlerin ortadan kalkması için birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi pompalı güneş enerjisi sistemlerinin kurulmasının yaygınlaşması amacıyla bu sistemlere düşük KDV uygulanması, bu sistemi kullanan binaların çevre temizlik veya emlak vergisinden bir sürelik muafiyet sağlanması v.b. uygulamalar ile teşvik edilmesi gereklidir. İmar yönetmelikleri de buna göre revize edilmelidir.
46. Çevre ve Orman Bakanlığı (eski), ORKÖY projesi ile orman köylerine yönelik olarak köylünün maddi destekli ve üç yıl vadeli olarak güneş enerjisi sistemi sahibi olması için çalışmaktadır. Bu projenin benzeri ova köyleri, kasabalar, ilçeler ve şehirlerin kenar mahalleri için de uygulanmalıdır. Kırsal alanlarda pişirme amaçlı kullanılan güneş ocaklarının yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmalıdır
47. Jeotermal ve rüzgar enerjisinin mevcut olduğu bölgelerde güneş enerjisi ile entegre sistemler oluşturulmalıdır.
48. Kamusal kullanıma açık ve kamu idareleri tarafından düzenlenip, işletilen tüm açık alanlar, parklar caddeler ve sokaklar güneş enerjisi ile aydınlatılarak tanıtıma yer verilmelidir. Kentlerdeki kamu binalarında ve öncelikle okullarda ivedilikle güneş sistemlerine geçilmesine ilişkin arayışlara hız verilmelidir.
49. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım bilincinin gelişmesi amacıyla merkezi kamu yönetiminin politik iradesi ve yönlendirmesiyle meslek odaları, üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimlerin katkı ve destekleri ile tüm il ve ilçelerimizde örnek proje ve uygulamaların gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.
50. Ülkemiz zengin biyokütle kaynaklarına sahiptir. Biyokütleden enerji üretimi enerji portföyümüzü zenginleştirecek kıymetli bir seçenektir. Biyokütleden sıvı, katı ve gaz ürünler elde edilebilir. Sıvı ürünler genellikle sıvı biyoyakıtlar olarak anılmaktadır. Gaz yakıtlar ise biyogaz, sentez gazı olarak adlandırılmaktadır. % 50-70 metan içeren biyogaz temizlenerek doğal gaz niteliğinde kaynak elde edilmektedir. Dolayısıyla biyogazı sadece elektrik üretiminde değil, doğal gazın kullanıldığı her alanda (elektrik, ısı, yakıt) kullanmayı düşünmek gereklidir. Bu amaçla;
a. Biyogazın temizlenmesine (biyogazdan doğal gaz elde etmeye) yönelik yatırımlar teşviklerle desteklenmelidir.
b. Biyogaz ile çalışan araçların kullanımı teşvik edilmelidir.
51. Biyoyakıtlar başta tarım olmak üzere enerjiden çevreye, ulaştırmadan ekonomiye kadar pek çok sektörün kesişen konusudur. Yerli tarım ürünlerinden ve atıklardan üretilen biyoyakıtların ülke ekonomisine inanılmaz katkıları bulunmaktadır. Türkiye sahibi olduğu zengin biyokütle kaynaklarını, “enerji arz güvenliğinin sigortası, kırsal kesimin refahı” vizyonu ile değerlendirmelidir.
52. Ülkemizde yerli hammadde ile üretilen biyoetanol ve biyodizelin sırasıyla 2013’te % 2, 2014’te % 1 oranında zorunlu kullanılacak olması, gecikmiş ancak olumlu bir uygulamadır. Sektörün sağlıklı gelişimi için aşağıdaki hususların önemsenmesi ve hayata geçirilmesi ayrıca gereklidir.
a. Gıda ürünlerini biyoyakıt üretimine kaydırmadan ve zarar verici bir arazi dönüşümüne neden olmadan, biyoçeşitliliğimize dokunmadan, tarımsal potansiyelimiz aktifleştirilerek biyoyakıt üretimi önemsenmelidir.
b. Planlı bir enerji tarımını da içeren biyoyakıt programı ile istikrarlı adımlarla yol alınmalı, hedeflere uygun stratejiler, eylem planları geliştirilmelidir.
c. Hammadde üreticisinden, biyoyakıt kullanıcısına kadar sektördeki aktörler için uygun destekleme politikaları belirlenmeli ve sektör için bir izleme mekanizması oluşturulmalıdır. İzleme çalışmalarının sonuçlarına göre strateji ve eylem planları belli aralıklarla revize edilmelidir.
d. İlgili tüm tarafların temsil edildiği “Biyoyakıt Teknoloji Platformu” kurulmalı, üniversite-sanayi işbirliği ile yerli teknolojilerin gelişimi ve sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.
e. Gıda dışı hammaddelerden biyoyakıt üretimi yani ileri kuşak biyoyakıt üretimleri için Ar-Ge bütçeleri oluşturulmalı, bu alandaki faaliyetler desteklenmelidir.
d- Biyoyakıtlar pek çok bakanlığın da içerisinde olmasını gerektiren bir konudur. Bakanlıkların ilgili kurum ve kuruluşlarının, belirli bir koordinasyon içerisinde çalışmaları sektörün sağlıklı gelişmesi için şarttır. Bu konuda koordinasyonu .sağlayacak yasal bir düzenleme yapılmalıdır.
e- Biyoyakıt çalışmaları kırsal kalkınma çalışmaları ile entegre edilmelidir.
f. Piyasadaki biyoyakıtların yerli tarım ürünlerinden üretildiğinin tescil edilmesi için mekanizmalar geliştirilmeli, izleme sistemi kurulmalıdır.
g. İthal hammadde ile üretilen biyoyakıtların ülkeye hiçbir katma değeri yoktur. İthal hammadde ile üretilen biyoyakıtlar sadece ithalat yapılan ülkelerin çiftçilerini ve ekonomilerini destekler. Farklı isimlerle anılan biyoyakıt ve hammaddelerin (örneğin; yağ asidi metil etil esteri, yağ asidi etil esteri, kanola, kolza, palm yağı, palmiye yağı, jatropa, castor bean, hint yağı v.b.) ithali konusunda duyarlı olunmalı, kullanım amaçları sorgulanmalı ve izlenmelidir. Bu tür hammaddelerin biyoyakıt üretmek için ithal edilmesinin önüne geçilecek düzenlemeler yapılmalıdır.
53. Ülkemizde emisyon emen alanlar olan ormanların artırılması çalışmalarının sistematik bir şekilde başlatılması ile CO2 emisyonunun azaltılması hedeflenmelidir. Odun ile ısınmanın yaygın olduğu ülkemizde ormanların kurtarılması için enerji ormanları uygulaması gündeme getirilmelidir. Orman alanlarındaki köy ve kasaba evlerinin daha az yakıtla ısınacak şekilde rehabilitasyonunun yapılması için teknik ve mali destek sağlanmalı; yakıt verimliliği yüksek çok amaçlı sobaların geliştirilmesi ve kullanımının yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmalıdır.
TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ




UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim