• BIST 107.882
  • Altın 143,804
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1439
  • Kayseri : 33 °C
  • Ankara : 24 °C
  • İstanbul : 25 °C

Zenginimiz bedel verir ASKERİMİZ FAKIRDANDIR…

Zenginimiz bedel verir ASKERİMİZ FAKIRDANDIR…
Fakirlik günümüzde artık küresel bir sorun halini gelmiş olup, çeşitli sosyal problemlere ve olumsuzsonuçlara neden olmaktadır.

Özellikle İslam coğrafyasın da yaşayan yoksul insanlar toplumda sosyal

dışlanmaya maruz kalır iken bu durumdan da en fazla çocuklar etkilenmektedir. Ülkemizde ve 

özellikle şehrimizde geçim sıkıntısı kaynaklı boşanma ve dağılmış aile sayısı son dönemde hızla 

artmıştır. Durumu maniple ederek ahlaki çözülmelere neden olan bazı insan hurdaları, toplumun  

farklı ahlaksızlıkların dibine doğru hızla yol almasına da sebep olmaktadırlar.

 

Yoksul insanların depresyon, şiddet ve suç, gecekondulaşma, marjinalleşme gibi önemli sorunlara 

muhatap oldukları yakıcı bir toplumsal gerçektir. Uluslararası raporlara göre, dünya nüfusunun beşte 

biri uluslararası yoksulluk sınırlarının altında yaşamaktadır. Dünya Bankası kişi başına günlük 1 dolar 

kazancı "uluslararası yoksulluk sınırı" olarak kabul ediyor. Yazık ki günümüz dünya nüfusunun beşte 

biri günde kişi başına 1 dolardan daha az, 2.5-3 milyarı ise günde 2 dolardan daha az gelire sahiptir.

En nihayetinde aslında insanlar ekonomik olarak eşit bir şekilde yaratılmamışlardır. Her toplumda 

fakirler de vardır, zenginler de. Tezatlıklarda hayatı görüyoruz.. Esasen toplumun ahenkli işleyişi için 

bu farklılık bir bakıma da gerekmektedir. Çünkü herkes aynı ekonomik güce sahip olsaydı toplumda 

insanların faydalanacağı birçok işleri yapan çıkmayacak, bu durumda da insanın yaşaması zorlaşacaktı.

 

Eğreti oturur masaya, beyaz giyer kış günü!

Son dönemlerde sınır komşumuz Irak ve Suriye’de yaşanan katliamlardan yani Dar’ul Harp’ten kaçıp 

ülkemize yerleşen mültecilerin sayısı bir hayli artmış durumdadır. Allah yardımcıları olsun. Kendi 

halkına bunu reva görüp yaşatanları da Cenab-ı Allah ıslah eylesin. Birilerinin felaketi diğerinin asla 

saadeti olmayacaktır! Bir Osmanlı geleneğinin devamı olarak mevcut hükümetimiz bu insanlara ev 

sahipliği yapıp ülkemizin kapısını açar iken, misafirperver Türk halkıda gönlünü sonuna kadar açtı. 

Türkiye’nin tarihte mültecileri kabul etmesi ve ‘’güvenilir bir liman’’ olarak görülmesi konusunda çok 

şükür ciddi ve şanlı bir geçmişi bulunmaktadır. 

 

Geçmişten gelen bu gelenek 14. Yüzyılda Yahudileri Osmanlı topraklarına kabul etmeyle başlamıştır. 

Ülkemiz, çok sayıda millete, Ahıskalılar, Uygurlar, Bulgaristan ve Bosna-Hersek’ten iltica eden 

insanlara ev sahipliği yapmıştır. En son Çin zulmünden kaçıp Kayseri’ye yerleşen Uygur Türkleri de 

bunun en sıcak örneğidir. Osmanlı Dar’ul İslam’ın dışında da çeşitli ırklardan dinlerden insanlara da 

hiçbir ayrım gözetmeden zor günlerinde onlara sahip çıkabilmek için hep yanlarında olmuştur.

Hayat bayatlar değerler değersizleşir..

 

Peki savaştan kaçmak zorunda kalmış bir çok sıkıntılara duçar olmuş, düzenlerini bozup ülkemize iltica 

eden ve şehrimizde misafir ettiğimiz bu insanlara karşı ne kadar duyarlıyız? Özellikle trafik ışıklarının 

bulunduğu hemen hemen her kavşakta ve cami çıkışlarında (ağırlıklı Suriyeli) bu insanlarla çok sık 

karşılaşıyoruz. Çoğu kez görmezden geliyor bir kağıt mendil bile almaktan imtina ediyoruz değil mi? 

Ya da verdiğimiz üç beş kuruşla üzerimize düşen görevi yaptığımızı düşünüyoruz. 

 

Öyle ya şehrimizin kalabalık caddelerinde dilenen çocukların arasında yürümek artık iyice zorlaştı. 

Yaşlı dilenen insanlar adeta insanın koluna yapışıyor. Adamlar üç kuruşluk bir şeyi satmak için uzun 

uzun yanınızdan yürüyor. İlk geldikleri günle bugünkü tavır ve tutumlarındaki farkı hissedebiliyor 

musunuz? Artık yalvarıp yakarmıyor, bir müslüman olarak adeta bizden hesap soruyorlar. Helalinden 

kazanacakları bir ekmek için küçükte olsa iş istiyorlar. Çünkü açlar..! dilenmiyor, kardeşlerinden 

haklarını istiyorlar.

 

 

İnsan onuru için Ensar olabilmek..

Ortada yaşanan kocaman bir travma var. Şimdi sorumlulukları daha fazla kuşanmak vakti… Hadi sizde  

omuz verin! Aslında yardımlaşma ile pek çok şeyi başarabiliriz. Empati yapmamız onlarla hemhal 

olmamız birçok şeyi halledecek! Onları istemeyerek terk ettikleri ve çok fazla özledikleri toplumsal 

yaşamlarına, vatanlarına geri döndürüp normalleştiremez isek te acılarına ortak olup bir nebze 

dindirebiliriz. Ve biz biliyoruz ki; Peygamber efendimiz (s.a.v), “Komşusu açken tok yatan bizden 

değildir. Yanı başında komşusu açken tok yatan kimse iman etmiş olamaz.” buyurmuştur. 

Yoksulların bu yardımlaşma sayesinde nasıl normal varlıklı insanlar haline geldiğinin en güzel örneği 

İslam tarihinde hicret sonrasında yaşanmıştır. Bütün varlığını Mekke'de bırakarak Allah rızası için 

Medine'ye hicret eden muhacirlere, Ensarın yaptığı yardımlar, aralarındaki sevgi ve kardeşlik bağlarını 

zirveye ulaştırmıştır. Muhacirlere göre daha varlıklı olan Ensar, Müslüman kardeşlerin yoksul 

yaşamalarına izin vermemiş, onların da kendileri gibi insan onuruna yaraşır bir hayat yaşamalarına 

zemin hazırlamıştır. 

 

Ülkemizde özellikle son yıllarda, yoksullukla mücadelenin bir rant alanına döndüğü de aşikârdır. İyi 

niyetli kuruluşları destekleyecek Dünyanın her yerine tabi ki yardım elimizi uzatacağız. (İHH’nın 

çalışmalarını bu anlamda çok önemsiyorum). Fakat ülkemizde vakıf, dernek, cemaat adı altında kime 

ve neye hizmet ettiklerini tam olarak ta bilmediğimiz bazı kötü niyetli kuruluşlar bu ve benzeri 

insanların haklarını adeta gasp etmektedirler. Babasını oğluna düşman eden bu adamlar, öyle 

kafalarımızı yıkadılar ki burnumuzun dibinde kıvranan kendi yoksullarımızı unutup milyonlarca 

kilometrelerce uzaklardaki hiç tanımadığımız insanlara yardım etmek için adeta yarışıyoruz! Bu ve 

benzeri çalışmalar çoğu zaman derde derman olmadığı gibi hastalıklı bir sürecin de kapılarını açıyor. 

Sadakaya dönüşen yardımlar, onursuzlaştırılan yoksullar, kalpleri erimiş, vicdanları kanamış umudu 

tükenen insanlar…

 

Evet dostlar son tahlilde pek tabi insanlar ekonomik olarak eşit bir şekilde yaratılmamışlardır. Her 

toplumda zenginler de vardır fakirler de... Aslında toplumun bir düzen içinde işleyişi için bu farklılık 

bir bakıma da gerekmektedir. Çünkü sosyal bir varlık olarak yaratılan insanların birbirleriyle ilişki 

içinde olmaları, yardımlaşmaları ancak bu farklılıkla mümkündür. Öte yandan herkes helal rızkını elde 

etmek için çalışmak zorundadır. Allah kiminin rızkını genişletir, kiminkini de daraltır. Ancak zenginlerle 

yoksullar arasındaki uçurumu kapatmak için de varlıkların fakirlere "Zekat" vermesini farz kılmıştır. 

 

Zekat ve sadaka malı zarardan ziyandan korur. Allahü Teala bir ayeti kerimesinde; ‘’İman edip güzel 

amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri 

Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.’’ (Bakara Suresi, 277) 

Bu formül ile hem yoksullar onurlu bir hayat seviyesine ulaşabilir, hem de iki tabaka arasındaki 

çatışma potansiyeli, sevgi, şefkat, saygı ve kardeşliğe dönüşür. Kur'an'ın bu çözümü ‘’Dünyadaki 

yoksulluğu’’ ortadan kaldıracak kadar etkili bir yoldur.

 

Kardeşliği, merhameti, şefkati, yardımlaşmayı unutmayalım. Şu üç günlük dünyada kimse ateşi 

harlayıp durmasın! Hak aşığı Yunus Emre ne güzel söylemiş “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk 

sahibi, mal da yalan mülk da yalan, var biraz da sen oyalan’’… 

Allaha emanet olun, kalın sağlıcakla..

Twitter: @MK19038 /  Facebook: muzaffer.kahraman19038

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39 | Haber Yazılımı: CM Bilişim