KÜRESEL KOPUŞ VE TÜRKİYE

Refik Tuzcuoğlu
27 Ocak 2026 Salı 14:20
Davos’un karlı tepelerinde Kanada Başbakanı Mark Carney, dünyanın yüzleşmekten korktuğu acı gerçeği ilan etti: 'Dünya bir geçişin değil, bir kopuşun ortasında.'
Yıllardır Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın, "Dünya 5’ten büyüktür" diyerek işaret ettiği "Küresel sistem çatırdıyor" diyerek uyardığı o kopuş anı artık Batılı müttefikler tarafından da itiraf ediliyor.
Peki dünya nereye doğru savruluyor?
Batı’nın Yamyamlaşması
Tarih boyunca Batı, refahını kendi dışındaki dünyayı sömürerek sağlamıştı. Batı’nın lüks sarayları ve bacası tüten fabrikaları, sömürgeleştirdikleri ülkelerden getirdikleri insanların kan ve gözyaşları üzerine kurulmuştu. Sömürü sistemi çağın koşullarına göre sadece boyut değiştirdi. Geçmişte köleler, sonra ucuz işçi, petrol ve doğal kaynaklar üzerineyken; bugün ticaret koridorları ve kıymetli madenlerin kontrolü ile yürüyen bir küresel hegemonya var.
Ancak Trumpizmin ikinci dalgasıyla birlikte gördük ki; sistem artık kendi çocuklarını yiyor. ABD, namluyu müttefiklerine de çevirmiş durumda. Trump’ın "Önce Amerika" doktrini; Grönland ve Kanada’yı ekonomik, Avrupa’yı ise güvenlik açısından birer "sömürgeye" dönüştürme projesidir. NATO’nun 5. Maddesi’nin "yaşam destek ünitesine" bağlandığı, Grönland’ın ilhakının konuşulduğu, Avrupa’nın Washington kapısında bekletildiği bu yeni düzende; "Batı İttifakı" kavramı fiilen bitti diyebiliriz. Trump kendini o kadar güçlü hissediyor ki, niyetini gizleme ihtiyacı bile duymuyor. Öyle ki; "Grönland’ı öyle veya böyle alacağım" diye meydan okuyor.
Kurala dayalı nizamın bu kadar sarsıldığı bir dönem yaşanmamıştı. Vaziyetin kısa tanımı; kaos. Her kriz birileri için kazançla, birileri için kayıpla neticelenir. "Hazırlıksız yakalananlar" için kıyamet, "hazırlıklı olanlar" için ise bir hasat mevsimidir. Sovyetler Birliği’nin dağılması böyleydi. Rusya’nın stratejik aklı bir çıkış üretemediği için süreç Sovyetler için kıyametle neticelendi. O yılların hakim paradigması, Türkiye’nin sınırların ötesine taşan bir vizyon geliştirmesine izin vermediği için hazırlıksız yakalandık ve önümüze gelen tarihi fırsatları değerlendiremedik. Şimdi yeni bir durumla karşı karşıyayız. Bu seferki kriz sadece bir blokun akıbetiyle sonuçlanmayacak. Küresel bir türbülans ile yüzleşeceğiz.
Suriye’de Kazanılan Büyük Oyun
Bu "kopuş" sürecinde Türkiye’nin nerede durduğunu anlamak için, Peter Germanos’un o çarpıcı tespitine bakmak gerekir: "Türkiye, Levant’ta (Doğu Akdeniz) modern tarihte eşi görülmemiş bir başarı elde etti."
2018’de güneyden kuşatılan, terör koridoruyla boğulmak istenen Türkiye; bugün o koridoru parçalamakla kalmadı, Suriye’de "meşru ve dost" bir yönetim inşa etti. SDG/PKK projesinin, bizzat projenin sahibi ABD tarafından çöpe atılması ve Türkiye’nin desteklediği modelin zaferi; Ankara’nın "sert güç ile yumuşak gücü" harmanlayan doktrininin sonucudur. Türkiye işgal etmedi; güvenli bölge oluşturdu, eğitti, donattı ve yerel unsurlarla "devletleşmeyi" sağladı. Bu, küresel literatüre geçecek bir "devlet aklı" başarısıdır.
Türkiye’nin Altın Anahtarı
Trump’ın "Barış Kurulu" gibi radikal çıkışlarla BM’yi bypass etmeye çalıştığı bu yeni kaotik düzende, Türkiye’nin elindeki kartlar hiç olmadığı kadar güçlü:
Avrupa’nın Mecburiyeti: ABD şemsiyesi altından çekilen Avrupa, Rusya tehdidi karşısında çırılçıplak kaldı. Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve diğer Avrupalı liderler şunu görüyor: Avrupa’nın güvenliği artık Washington’dan değil, Ankara’dan başlıyor. Türkiye, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde "dış kapının mandalı" değil, "kilit taşı"dır.
Trump’ın Pragmatik Dansı: Trump’ın ideolojik takıntıları yok, o bir tüccar. Ve bu tüccar zihniyet, Ortadoğu’da "iş bitirici" ortağın kim olduğunu görüyor. Suriye’de Türkiye’nin tezlerine gelmesi, Gazze için kurulan komisyonda -İsrail’in itirazına rağmen- Türkiye’ye yer açması; Erdoğan’ın liderliğine duyduğu "realist saygının" sonucudur. Bunu söylüyor da zaten.
Türk Dünyası ve Çin: Rusya-Ukrayna savaşıyla tıkanan kuzey rotaları, Türkiye’nin merkezinde olduğu "Orta Koridor"u daha önemli hale getirdi. Türk Devletler Teşkilatı, sadece kültürel bir birlik değil, Asya’nın kalbine uzanan devasa bir lojistik ve enerji gücüdür. Bu gücün kimin yanında duracağı hayati önem taşıyor.
Krizleri Yönetme Ustalığı
Elbette tozpembe bir hayal aleminde değiliz. Küresel sistemin çöküşü, beraberinde devasa ekonomik riskler ve sıcak çatışma ihtimallerini getiriyor. Ancak Türkiye’nin son 20 yılda kazandığı en büyük yetenek; kriz yönetimidir. Rusya-Ukrayna savaşında iki tarafla da konuşabilen tek ülke olması... Karabağ’da denklemi değiştirmesi... Suriye’de ABD ve Rusya’ya rağmen kendi göbeğini kesmesi... Libya’da meşru hükümeti ipten alması; Sudan ve Somali hamleleri... Bütün bunlar, Türkiye’nin artan gücünü, krizlerden "tereyağından kıl çeker gibi" sıyrılma kabiliyetini ve hatta krizleri fırsata çevirme ustalığını kanıtlıyor.
Merkez Ülke Olmak
Türkiye’ye bugüne kadar hep Doğu ile Batı arasında "köprü ülke" diyorduk. Şimdi buna, çöken eski dünya ile kurulmakta olan yeni dünya arasında bir "istikrar merkezi" olma özelliği eklendi. Batı’da, “sömürgeci diğer sömürgecinin kurdudur” anlayışına dönüşen küresel iflasın yaşandığı 2026 dünyası; Türkiye’nin önüne tarihi bir fırsat penceresi açıyor.
Bu süreci; "ince bir diplomasi" ve "caydırıcı bir askeri güçle" yönetirsek "Türkiye Yüzyılı"na erişmek hayal değil.
Dünya kopuyor; biz o kopuşun içinden büyüyerek çıkabiliriz.
Diriliş Postası
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2010 Kayseri News
