• BIST 1.384,410
  • Altın 495,96
  • Dolar 8,8600
  • Euro 10,3400
  • Kayseri 22 °C
  • Ankara 23 °C
  • İstanbul 23 °C

Yer misin, yemez misin!

Abdurrahman DİLİPAK

Rüşvet ve torpil; her zaman, her yerde, her toplulukta dün de oldu, bugün de oluyor, yarın da olacak.. Birileri nasıl cennete ya da cehenneme gidecek!? İşte böyle..

Bu işler bazan azalır, bazan çoğalır, ama hep vardır. Bazıları yerken üstüne başına döker, bazıları tereyağından kıl çeker gibi halleder işini.

Bazıları yalnız yer, bazıları herkese bir pay ayırır. Herkesi günahına ortak eder ki, kendinden hesap sormak kolay olmasın.

Bazıları arsızdır, bazıları yer ama yemez gözükür, bazıları “laf ile aleme binlerce öğüt verirken, işin aslında bakarsanız, bin teseyyüb gizlidir hanelerinde”. Kendi dostları ile baş başa kaldıklarında, namuslu insanlarla dalga geçerler. “Bal tutan parmağını yalar” derler. Bu viral tipler, tanınan kişilere de bulaştırırlar hastalıklarını. Kimi uygun bir “hoca” bulursa fetvasını da alır, “hayır-hasenat”(!) işlerine de soyunurlar. Bu anlamda “kaz gelecek yerden tavuk esirgemezler”.

Kimileri vardır, ufaklıklardan, gelecek vaad edenlere kol kanat gerer, himayesine alır, laf dinlemeyenlere alemi ibret bir ders verir. Böylece namus gösterisi yapmış olur. İtalyan mafyası bu konuda “iyi(!)dir.

Her mafyanın kendine göre bir raconu vardır. Soğuk savaş dönemlerinde bu tür yapılar derin yapıların tetikçiliği, operasyonel anlamda taşeronluğunu da yapmaya başladılar. Siyasilerin mafyası olduğu gibi mafyanın da elinin altında siyasiler, media, sivil toplum yapıları oluşmaya başladı.

Zaten bunlar aynı sofrada yiyip içmeye başlayınca hepsi birbirine benzedi. Hepsi “Alem buysa kıral benim” havasına girdiler.

Siyaset/bürokrasi mafya ile kol kola girmişse ilk kaybeden adalet olur. Adalet yoksa barış da olmaz. Bir bakarsınız “adam” zannettikleriniz, zannettiğiniz gibi biri değil. “Kahtı rical” dönemi başlar. Ardından “İhkak-ı Hak” dönemi. Ve sonra! Sonrasını ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.

Hemen hemen bunlar her yerde birbirine benzerler. Bir kısmı ne yer ne yapar. Bir kısmı yapmaz ama yer, bir kısmı hem yapar, hem yer. Halk eğer ahlaken zafiyet içinde ise, “hem yer hem yapar” tipi onlar için idealdir. Sonuçta madem “gemisini kurtaran kaptan”, herkes yiyorsa, o niye yemesin. Onun eli armut mu topluyor. “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”(!) Sonuçta kim gelse o yiyecekse, bu da yesin. Yapıyor da işte. Kendisi de sonuçta parasını verir, o da bir çekme kat atar, ya da olmayacak işini oldurur. “Alan memnun, veren memnun”, kime ne!

Namuslu adam, din, ahlak ve hukuk dairesinin dışına çıkmaz. İşin kötü yanı bu dairenin dışına çıkmayınca da ağır bedeller ödetebiliyorlar. İşte en acısı da bu. Hatta onlar istiyorlar ki, onların isteklerini yerine getirelim, o da yetmez, onları alkışlayalım. En azından sessiz kalalım, onların aleyhlerine konuşmayalım. Haysiyet cellatları bir de alkış isterler, darbe dönemlerinde, ara rejim dönemlerinde olduğu gibi.

“Yemez, yapmaz” tipinden kimseye hayır gelmez. Aslında bu grubtakilerin bazıları kendi yemez ama çevresindekiler yer, bunlar onlara da ses çıkarmazlar. Bir şey yapacak olsa bu tür işler olacağını bildikleri için mecbur olmadıkça bir şey yapmazlar. Yaparken de işler uzar, o iş herkesi canından bezdirir. En şerlileri “yer, yapmaz”. Zaten “yer, yapar” grubu bir süre sonra o da yapar gibi görünür yapmaz, yapmadan yer kategorisine terfi eder. Eğer şeffaflık yoksa, denetim yoksa bu işlerin varacağı yer orasıdır. “Güvenmek güzeldir, ama kontrol etmek daha da güzeldir.”

Aslında para, cinsellik ve silah konusunda kimse kimseye, kimse kendi nefsine bile güvenmesin. Bunlarla şaka olmaz. Cüzdandan çıkmış para, elbisesinden soyunmuş karşı cins ve kınından çıkmış silah tehlikelidir. Bunlar meşruiyet temelli işler değilse cehennem biletine dönüşür. Onun için kamu binalarının içi dışarıdan görünür olsun istenir gelenekte, zaruret yoksa kapı açık olmalıdır. Öyle kapalı kapılar arkasında fısıldaşarak kamu malı üzerinde kişisel hesaplar yapanların vay haline!

Bize “yemez, yapar” adamlar lazım. Onlar bizim Ömerlerimiz! Ama öylelerini bulmak çok kolay değil.

Bir ara bir “siyasi etik yasası” diye bir yasa çıkarma konusu gündeme gelmiş. Sonunda ne olmuş biliyor musunuz? “Bu ölçüler gelirse siyasette adam kalmaz” denilerek reddedilmiş. Aslında bu konu herkesin bildiği bir sır. Artık bu işi yapanlar da işi öğrendiler. Onlar da sağ-sol fark etmiyor, bu tilkilerin kuyrukları bakıyorsunuz bir yerde birbirlerine bağlı. Bu piyasa çok farklı, parayı veren düdüğü çalıyor. Siyaset ve kara para, kirli para bir araya gelmişse, orada alkolden uyuşturucuya, fuhuştan kumara kadar her yol vardır. Herkes kendi mahallesinin horozu gibi gözükür ama bir araya geldiklerinde o dindarlık, ideolojik kimlik, vatan-millet-sakarya, hepsi birer maskeden ibarettir. Sonuçta her şey alınıp-satılan bir “meta” olunca, herkes aslında en çok savunur gibi gözüktüğü şeyi de bu piyasada pazarlamış oluyor. Aslında bu adamların dilinde bu değerler örseleniyor. Sonuçta bunlar için “gayeye giden her yol meşrudur”. Sağcı-solcu, alevi-sünni, milliyetçi-sosyalist, demokrat-liberal fark etmez, bunlar için her şey kendi çıkarlarına hizmet ettiği ölçüde değerlidir. Savunur gözüktükleri değerlerin münafığına dönüşürler zaman içinde. Belki ilk zamanlarda romantik duyguları vardır, hamaset yüklü olabilirler. Dünyayı kurtarmak, insanları dönüştürmek gibi hayallerle yola çıkmışlardır ama para ve iktidarın dönüştürücü gücü, önce kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürür. Ve bu kişiler, her devrimde olduğu gibi önce kendi değerlerini ve yoldaşlarını yer! Ve zaten ondan sonra yemeyeceği bir halt da kalmaz.

Batılılar bu işleri çok iyi bilirler. Batıdaki derin devlet ve mafianın katı kuralları, normları, ritüelleri, seremonileri vardır. “Bir finansal tetikçinin hatıraları”nı okuyun bakın bu işleri nasıl yapıyorlar. Rüşvet vermenin de usulleri, yolları, şekli vardır. Kayıtları da tutulur. “Hapur-hupur”, gürültülü şekilde, üstlerine başlarına dökerek yemezler. Şu CoVID sürecine baksanıza, Fauci’nin maillerine, DSÖ’nün yediği haltlara baksanıza, hepsi ne kadar bilimsel, insancıl, çağdaş!..

Politikacılara, Bürokratlara da fazla yüklenmeyelim. Sonunda aynı topun kumaşıyız. Onlar aynı sütün yoğurdu, kaymağı.. Her topluluk layık olduğu gibi idare olunmayacak mı idi. Evet biz kendi hakkımızdaki hükmü değiştirmeden Allah bizim Hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecek. Bize yapan yemeyen adamlar lazım. Ama böyle bir devleti yönetecek Ömerlerden önce böyle bir halk lazım. 

Bütün bu hercümerç içinde, işte bu şekilde bu kirli işlere alet olmayan, bu haksızlıklara karşı direnenler cennete, bu haltı yiyenler onlarla işbirliği yapanlar ve bu zalimler karşısında seslerini kısanlara gelince onlar da cehenneme gidecekler.

Bir kere daha hatırlatayım: Allah’ın sizin hakkınızdaki hükmünü merak ediyorsanız, sizi neyle meşgul ettiğine bakın. Bana arkadaşınızı söyleyin, onunla niçin arkadaşsınız onu söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim. Siz kendinizi daha iyi bilirsiniz. 

Ya Rab! Akıl ve hikmet sahibi mazlumlara yardım et ve zalimleri cezalandır ve mazlumlara güç ve kuvvet ver. 

Selâm ve dua ile.

Bu yazı toplam 239 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 231 31 39