• BIST 13808.2
    • Altın 6630.04
    • Dolar 45.7337
    • Euro 52.9862

      Küresel “Mutlak Butlan”

      Refik Tuzcuoğlu

      Türkiye, aylardır ana muhalefet cephesinde pavyonlardaki delege
      avından şaibeli kurultaya, belediyelerdeki yolsuzluklardan siyasilerin
      özel hayatlarında patlak veren skandallara kadar uzanan bir kriz
      sarmalıyla meşgul. Son olarak buna mahkemeden çıkan "mutlak
      butlan" kararıyla parti koridorlarında yaşanan iktidar kavgaları
      eklendi. Bir yanda görevden alınanlar, diğer yanda geri dönenler ve
      bitmek bilmeyen kurultay tartışmaları... Demokrasilerde muhalefetin
      misyonu en az iktidar kadar hayatidir. Hürmüz Boğazı kilitlenmiş, Körfez'deki ABD-İran gerilimi küresel ekonominin şah damarına dayanmış ve ABD-Çin-Rusya ekseninde olağanüstü gelişmeler yaşanıyorken; dünyanın gidişatını iç meseleler nedeniyle okumaya vakit bulmayan bir muhalefet kimliğiyle Türkiye'nin geleceği nasıl inşa edilecek?

      Bu kısır döngüden başımızı kaldırıp haritaya biraz daha geniş bir
      perspektiften baktığımızda, dünyayı etkileyecek bir sarsıntının da
      Pasifik"te yaşandığını görüyoruz. Geçtiğimiz hafta küresel
      diplomasinin kalbi Pekin"de attı. Birbirinin peşi sıra gerçekleşen iki
      kritik ziyaret önümüzdeki yüzyılın yeni küresel mimarisini
      şekillendirme potansiyeline sahip.

      Önce Donald Trump, kalabalık bir heyetle Çin"e gitti."Mar-a-Lago
      malikânesinin kibirli sahibi", Orta Doğu bataklığında prestij
      kaybeden bir ABD başkanı olarak Şi Cinping"in karşısına çıktı.
      Trump"ın amacı, Hürmüz"deki tıkanıklığı Çin üzerinden aşmak ve iç
      siyasetteki kan kaybını durduracak sahte bir zaferle ülkesine
      dönmekti.

      Ancak Pekin"in binlerce yıllık devlet aklı, ABD"nin bu
      aceleci hamlelerini "Tukidides Tuzağı" bilgeliğiyle karşılayarak onu
      kendi ağırlığı altında yormaya devam ediyor. Trump"ın ziyareti birkaç
      ticari anlaşma makyajıyla sunulsa da aslında gerileyen bir hegemonun
      yükselen yeni güce karşı çaresizliğinin tescili oldu. ABD finans
      tekellerinin ve küresel sermayenin yavaş yavaş eksen kaydırdığı bir
      dönemde, Washington"ın dayatmaları artık Pekin"de karşılık bulmuyor.

      Trump"ın hemen ardından Vladimir Putin"in Pekin'e inmesi ise bu
      yeni dönemin altını kalın çizgilerle çizdi. ABD"nin küresel liderlik
      iddiasının zayıfladığı bir konjonktürde, Çin ve Rusya liderleri
      yayımladıkları tarihî bir manifesto ile "çok kutuplu dünya düzenini"
      resmen ilan ettiler.

      Hegemonyaya, yaptırım siyasetine ve Soğuk Savaş
      zihniyetine karşı kurulan bu blok, Batı"nın dayattığı kurallara alternatif
      yeni bir finansal, ekonomik ve askerî mimari inşa ediyor. Rusya,
      Ukrayna bataklığında yorulduğu için Çin karşısında "küçük ortak"
      konumuna itilmiş olsa da bu asimetrik ama stratejik dayanışma ABD
      eksenli tek kutuplu dünyayı temelinden sarsıyor. Sibirya"daki doğal
      gaz hatlarından Kuşak Yol Projesi"ne uzanan devasa yatırımlarla,
      Avrasya"nın kalbinde yeni bir damar sistemi örülüyor.

      İşte tam da bu yüzden, Türkiye"nin sığ iç siyasi tartışmalara hapsolma
      lüksü yok. Dünya, "Orman Kanunları" ile "Çok Taraflı İş Birliği"
      arasında yeni bir denge ararken, Orta Doğu"daki ateş çemberi her
      geçen gün daralırken, vizyonu bir sonraki kurultayı kazanmaktan
      öteye geçemeyen ana muhalefetteki siyasi hesaplarla bu küresel
      fırtınayı atlatamayız.

      Peki, tüm bu ateş çemberinin ortasında Türkiye nerede duruyor?
      Türkiye, etrafını saran ateşten gömleği ustalıkla çıkarıp kurulan
      jeopolitik tuzaklardan yara almadan sıyrılmakla kalmamış, stratejik bir
      mevzi kazanma başarısı da göstermiştir. Küresel blokların tedarik
      zincirlerini silah olarak kullandığı bu yeni çağda Ankara, Doğu
      Akdeniz ve Karadeniz eksenindeki proaktif hamleleriyle yeni ticaret
      ve enerji koridorlarının âdeta merkez üssü hâline gelmektedir.

      Bu diplomatik ve ekonomik manevra alanının gerisinde çelik bir zırh gibi,
      insansız hava araçlarından uzun menzilli savunma sistemlerine uzanan
      geniş bir yelpazede millîleşen stratejik askerî teknoloji yatmaktadır.
      Sahada caydırıcı bir askerî güçle desteklenmeyen hiçbir koridorun
      hayatta kalamayacağı gerçeğiyle Türkiye, bölgesel güvenlik
      mimarisini kendi savunma sanayii kapasitesiyle garanti altına alıyor.
      Bu stratejik uyanışın en çarpıcı sembolü ise diplomasinin rotasında
      gizli. Küresel güçlerin Pekin"e gittiği, hesapların yalnızca Washington-
      Çin-Moskova üçgeni üzerinden yapıldığı bir ortamda, Cumhurbaşkanı

      Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkistan coğrafyasına yaptığı ziyaret
      tarihî bir mesajdır. Bu hamle, Türkiye"nin sadece Batı ile Doğu
      arasında sıkışmış pasif bir "köprü" olmadığını; Orta Koridor vizyonu
      ve Türk Devletleri Teşkilatı ile doğrudan kendi çekim merkezini inşa
      eden kurucu bir aktör olduğunu ilan ediyor. Türkiye’nin öncülüğünde,
      Basra’dan başlayıp Türkiye üzerinden Avrupa'yı Asya’ya bağlayacak
      olan ve Yeni İpek Yolu olarak da adlandırılan Kalkınma Yolu
      Projesi, Türkiye’yi merkez bir ülke yapacak. Hicaz Demir Yolu
      Projesi Kızıldeniz’i demir raylarla İstanbul’a ve oradan Avrupa’ya
      bağlayacak.

      "Mutlak butlan" kavramını sadece parti tüzüklerinde ve yargı
      kararlarında aramayalım. Batı"nın çöken hegemonyası da küresel
      ölçekte “mutlak butlan” ile yüzleşmek üzere. Bugün bu ülkenin
      aydınlarının asıl boyun borcu bu küresel gelişmelere odaklanmaktır.
      Gözümüzü ufka dikme vakti gelmiştir.

       Refik Tuzcuoğlu / Yeni Akit Gazetesi

      Bu yazı toplam 54 defa okunmuştur.
      • Yorumlar 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Kayseri News | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0000 000 00 00