Yaz aylarının gelmesiyle birlikte özellikle sebze ve meyve arzındaki artış gibi mevsimsel etkiler, enflasyon üzerindeki baskıyı geçici olarak hafifletebilir. Ancak bu durum, hayat pahalılığının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Bugün açıklanan rakamlar, kalıcı bir ekonomik iyileşmeden ziyade mevsimsel etkilerin oluşturduğu geçici ve suni bir rahatlamayı yansıtmaktadır. Çünkü vatandaşın cebine, mutfağına ve pazar filesine baktığımızda fiyatların hâlâ yüksek seyrettiğini, alım gücünün ise her geçen gün zayıfladığını görüyoruz.
Enflasyon oranının düşmesi, fiyatların düştüğü anlamına gelmez. Aksine, vatandaş hâlâ kira, elektrik, doğalgaz, eğitim ve temel gıda harcamalarında büyük bir yük taşımaktadır. Yaz mevsiminin geçmesiyle birlikte bu geçici etkinin ortadan kalkması hâlinde, ekonomideki yapısal sorunlar yeniden daha ağır şekilde hissedilecektir.
Ekonomi; masa başında açıklanan istatistiklerle değil, milletin pazardaki alışverişiyle, esnafın kasasıyla, emeklinin maaşıyla ve işçinin alın teriyle ölçülür. Millet rahatlamadığı sürece açıklanan rakamların toplum nezdinde bir karşılığı olmayacaktır.
Türkiye'nin ihtiyacı; günü kurtaran, mevsimsel etkilerle başarı algısı oluşturan politikalar değil; üretimi artıran, israfı önleyen, adil paylaşımı esas alan ve vatandaşın alım gücünü kalıcı olarak yükselten bir ekonomik anlayıştır.



























